Üstümüzden Tüyap Geçti // Nil Has


NİL HAS

Geçen sene 37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı olarak 4. salondayken, ”dap daracık stantlar” dediğim bir başlangıç olmuştu bu sene olacakları tahmin edemeden. ”Görünmeyiz, milletin nereden haberi olacak ki” diye içimden geçirdiğim fakat ilk günlerine göre ve bu seneye kıyasla gayet iyi verim aldığımız bir kitap fuarı olmuştu.

Bu sene ise geçen seneyi aratan bir buhranla geçti, gitti. 12. salonun dibine atılmışız resmen. Öyle ki etrafta dolaşan güvenlik bile göremedim. Sanırım ”bunlar zaten beleş” diyerek bizleri yığmışlar izbe yerlere. Oysa ki bazı vakıf ve dernekler fuardan gelir elde ederek kah kendilerine kah stant görevlilerine kazanç sağlıyorlar. İlk günler biraz sinir harbi biraz ümitsizlikle geçti, gitti. Baştan diyeyim sonuç verimsiz.

Bu sene karımız ne olacak diye düşünürken ara sıra standa gelip kasvetli havayı yıkanlarda oldu tabii.

Mesela yazar ya da ünlü olmadığım halde imza isteyenden tutun, okullarının desteğiyle yazdıkları hikayeleri kitap haline getirmiş 3 kız çocuğunun o yaşta kitap yazmak ve pazarlamak hakkında giriştikleri girişimler mi dersiniz ya da en can alıcısı olan; daha standa göz atmadan ”bu standın yazarı burada mı”, ”lan Ahmet Kaya‘ ya zannettim” diyen öğrenciler mi, ne ararsanız vardı denecek cinsten insanlarla karşılaştım.

Boş ve kuru kalabalıktan başka şey değil. Çocuk stantlarını bir araya toplarsanız diğer stantlar boş kalır.

Ama benim için her sene bu kadar da olamaz dedirtecek bir başka şey ise ellerine kitap ismi verip alana sanki ahırda günlerce tutulmuş da ilk güneşli günde salınmış koyunlar haline getirilen öğrencilerin halleri oldu yine. Çünkü pek çok ilkokul ve lise öğrencisi ne yazık ki bu eğitim sistemi içinde okumak için değil ama test çözmek için kitap almaya zorlanıyorlar. Bu durumdandır ki ellerinde ki listeyi tamamlamak için verilen belki 1 belki 2 saatte sadece oradan oraya koşturup kitap arıyorlar. Peki neden yayın evleri hakkında bilgi verilmez ya da okuma listesi hazırlanmaz? Bu çocukların pek çoğu için bu sene ki kitap fuarı belki ilkti ve hatırlayacakları en net şey oradan oraya koşturarak saati kaçırmadan test kitabı aradıkları olacak. Kitap fuar benim için eğlence kaynağı. Çünkü benim için zaman standa gidip dakikalarca kitapları incelemek ve heyecanla kitapları satın almakla geçiyor. Bırakın çocuklarda kitap almanın zevkine varsınlar… Bırakın bir gün de test kitabının kasvetine kapılmasınlar. Çünkü bu çocuklar gezerken boş geziyor ve inanın boş sorular soruyorlar.

Yapılması gereken edebiyat öğretmenleri ya da meraklı her kim ise bu kişiler tarafından ziyaretçi gezginlere öncesinde fuar kültürü, bir fuar nasıl gezilir, fuara katılan yayın evleri o dönem için hangi kurumlardır, hangi önemli yazarlarımız vardır ve bunların yayınlarına nasıl ulaşılır, kitap nasıl incelenir vb. başlıklar hakkında bilgi vermek gerekir ki daha küçük yaşta kitap kültürü edinmeye başlasınlar. (sonra neden okumayan bir nesil demeyelim)

Bu curcuna içinde bir de ellerinde bavul ya da pazar arabasıyla neredeyse her standa uğrayan ya da çantaları dolu gezen insanlar da vardı. Kimisi sadece kütüphanem var demek için kimisi de gerçekten bir sene boyunca okumak istediği kitapları almak için geliyordu. Ama beni ilgilendiren nokta şu ki bizim standı her sene istisnasız ziyaret eden belli başlı bir kesim var. Bunlar zaten kitap okumanın, Türk edebiyatının ne demek olduğunu az çok bilen insanlar. Ama ne yazık ki bu sene ki stant yerimizden onlar da şikayet ettiler.

Dışarda yan yana gelseler birbirleri hakkında yalan beyanda bulunacak insanların veya yayın evlerinin olduğu bir ortam da mevcut.

Öyle ki dini yayın çıkartan ya da dernekleşmiş kuruluşların yeri geliyor tam karşısında ya da çaprazında onlara çok zıt kuruluşlar da yer alıyor. Yanlış hatırlamıyorsam geçen sene Kadın Yazarlar Derneği’ne başka bir stanttan saldırı olmuştu. Genel olarak fuar alanı size öyle bir alan sunuyor ki herkes hür ve açık kendini pazarlayabilir.

Kaosun içinde benim için kaçış noktası olan fakat bu sene çok fazla gezemediğim; her sene fuara eş zamanlı düzenlenen Art Fair de 29. kez sanatseverleri ağırladı. Burada yerli yabancı pek çok sanatçının ve galerinin eserleri sergileniyor.

Geçtiğimiz seneler de Tüyap’ı ”Ütopya”, ”Umulmadık Topraklar ve ”Deneyim” başlıklarıyla bir kamusal sanat ortamına dönüştüren Feyyaz Yaman, Eda Yiğit ve Ezgi Bakçay yönetimindeki proje ekibi bu sene de Gothe’nin ”Faust” adlı eserini fuar ziyaretçileriyle buluşturdular. Ağustos ayı boyunca bir araya gelen sahne sanatları ve görsel sanatlar için çalışan isimler ortaya deneysel bir sunum çıkartmışlar. Hem ücretsiz hem de gün içinde belli saatlerde tekrarlayan bir gösteriydi.

Bu sene mezun olan 8 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi-Drama ve İstanbul Devlet Konservatuvarı öğrencisi ve onlarla çalışan müzisyen, resim, heykel, video ve fotoğraf alanından genç sanatçılar bir araya gelerek Goethe’nin Faust’ unu da merkeze koyarak, fuarın fuaye ve soyunma odalarını bir bütünsel sorun olarak ele alıp pek çok sanat dalının ortak çalışmasını Tüyap seyircisiyle buluşturdu.

Baktığınız zaman kitap fuarı sadece fuar değil aslında size pek çok konu çıkartacak hatta bir hafta dursanız belki deneysel bir çalışma rahat yapabileceğiniz bir atmosfere sahip. İlk önce olaya dışarıdan bakarsanız bunca kalabalık kitap mı okuyor demeye başlarsınız. Sonra stantlardan beleş ne koparabilirim diyen insanlardan tutun da kimse görmeden hangi kitabı kaba tabirle indirebilirim diyen (bir kesim) herkesin olduğu bir hafta geçiriyorsunuz. Ama en güzel kısmı tanınmış tanınmamış pek çok profesyonel ve amatör yazar ve şairlerle yakın temas kurma şansınız hatta karşılıklı alış verişlerin olduğu bir hafta geçiriyorsunuz. Yeri geliyor ummadığınız görünüşe sahip insanların aslında ek çok kişiden daha bilgili ve okuyan bir insan olarak karşınıza çıkması (giyim kuşam fasa fiso) ya da 10’dan fazla kitabı olması sizi gerçekten şaşırtabiliyor.

Bambaşka bir vakıf veya dernekle yan yana oluyor pek çok konudan tutun da dostluklar bile kurabiliyorsunuz. Bu tarz stantlarda iletişim de çok kolay. Sonuç olarak kar amacı dışında yine de boş kalan sivil toplum kuruluşlarının standı iyidir.

Benim içinse yine bol okuduğum ve yeni insanlar tanıdığım bir hafta oldu. Hele ki stantların toplanmaya başlanması ise burukluk ve hüzün bıraktı içime.

1988, İstanbul doğumlu. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir