Türkiye’de kültür-sanatın geleceğine yatırım yapan kurumların sayısı çok fazla değil. Bu noktada, yıllardır gençlere, kadınlara ve engellilere fırsat eşitliği sunan projeleriyle toplumsal gelişime öncülük eden Sabancı Vakfı, sanata desteğiyle de fark yaratıyor. Vakfın en özel projelerinden biri ise hiç kuşkusuz, kuruluşundan itibaren yanında durduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO).
Geçtiğimiz gün Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen, orkestranın Avrupa turnesinin açılış konseri, izleyicilere sadece güçlü bir müzik ziyafeti değil, umut ve ilham dolu bir akşam sundu. Konserin solisti, genç yaşına rağmen uluslararası sahnelerde adından söz ettiren piyanist İlyun Bürkev’di. Henüz 16 yaşında olmasına karşın yurtiçi ve yurtdışında pek çok ödüle layık görülen Bürkev, olağanüstü tekniği, derin yorum gücü ve performansıyla hepimizi büyüledi. Onu ilk kez izleyenler için bu performans, yalnızca bir genç yetenek keşfi değil; geleceğin dünya sahnelerinde yer alacak bir virtüözle tanışma anıydı.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen 80 genç müzisyeni aynı sahnede görmek tarifsiz bir mutluluktu. Onların heyecanı, disiplini ve yeteneği, salona yayılan coşkulu bir enerjiye dönüştü. Avrupa’nın en prestijli sahnelerine hazırlanan bu gençlerin varlığı, geleceğe dair inancı daha da pekiştiriyor.
Ve tabii ki orkestranın ruhu: Cem Mansur… O yalnızca bir orkestra şefi değil; gençlerin yol göstericisi, ufkunu genişleten bir ilham kaynağı. Mansur’un 2007’de kurduğu TUGFO, Türkiye’nin farklı konservatuvarlarından seçilen 16-22 yaş arasındaki 80 genci bir araya getiriyor. Mansur’un uluslararası birikimi ve vizyonu, bu gençlere sadece müzikal disiplin değil; özgüven ve dayanışma da kazandırıyor. Bugün TUGFO, Türkiye’yi aşarak Avrupa’nın seçkin konser salonlarında sahneye çıkıyor ve ülkemizin kültür elçiliğini üstleniyor.
Bu yolculukta TUGFO, geçtiğimiz haftalarda Hamburg Elbphilharmonie’de unutulmaz bir kapanış konseri gerçekleştirdi. Konser, izleyiciler tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı. Elbphilharmonie’nin prestijli salonunda gerçekleştirilen bu özel etkinlik, orkestranın yeteneklerini ve Cem Mansur’un sanatçı kimliğini bir kez daha tüm dünyaya gösterdi. Özellikle piyanist İlyun Bürkev’in olağanüstü performansı, salondaki her bireyi derinden etkiledi. TUGFO‘nun gösterdiği bu performans, sadece Türkiye’nin genç sanatçılarının dünya sahnelerinde daha fazla yer alacağına dair güçlü bir mesajdı.
Konserlerin ardından, ilham verici yolculuğu ve gençlere açılan bu ufku daha yakından anlamak için Cem Mansur ve Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan ile bir araya geldim.

2007’de ilk kampı yaptığınızda bu orkestranın bir gün Avrupa’nın en prestijli salonlarında konser vereceğini hayal etmiş miydiniz?
Cem Mansur – 2007’de ilk TUGFO kampımız Uludağ’da bir oteldeydi. Avrupa’nın önde gelen salonlarında konser vermek, projenin ilk kurulma nedeni değil, gelişmesinin doğal sonucu olan güzel bir “yan ürün”dü. Genç müzisyenlere bu eğitimi sağlamak öncelikliydi, ancak ilk yılımızdan piyanist Murray Perahia gibi bir dünya yıldızıyla çalmamız da kalitemize inancımız ve geleceğimize olan güvenimizin bir ifadesiydi.
Klasik müzik repertuvarının “güvenli limanları” var. Siz TUGFO’da gençlere o alanın dışına çıkma cesaretini nasıl veriyorsunuz?
Cem Mansur – Güvenli alanlar, en klasikleşmiş, en sık çalınan eserlerden oluşuyor, ama profesyonel bir müzisyen, her dönemden, her stilden, bildiği veya bilmediği eserleri icra edecek araçlarla donaltılmalı. TUGFO’nun repertuarı bu yüzden klasiklere ek olarak yeni eserler kadar az tanınan ama yine de muhteşem müziklerden oluşan eserleri kapsıyor.
Sabancı Vakfı uzun yıllardır pek çok sosyal projeye destek veriyor. Ama TUGFO, sanat aracılığıyla toplumsal dönüşüm yaratan çok özel bir örnek. Sizin gözünüzde bu orkestra, bir destek projesi olmanın ötesinde nasıl bir anlam taşıyor?
Nevgül Bilsel Safkan – Sabancı Vakfı olarak sanatın toplum üzerindeki değişim ve dönüştürme gücüne duyduğumuz inançla, yarım asrı aşan geçmişimizde sürdürdüğümüz tüm faaliyetlerde kültür sanata ayrı bir önem veriyoruz.
Kısa Film Yarışması, Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, Metropolis Antik Kenti Kazı Çalışmaları gibi sanatın farklı disiplinlerinde uzun yıllardır faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.
17 yıl önce kuruluşuna öncülük ettiğimiz Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO), Vakfımızın sanat alanındaki kıymetli projeleri arasında yer alıyor. TUGFO aynı zamanda bireysel gelişimden toplumsal ilerlemeye kadar kapsamlı etki alanıyla bir toplumsal gelişim, fırsat eşitliği ve eğitim alanlarında çok önemli faydalar sunuyor. Vakfımızın toplumsal dönüşüme, kültürel zenginliğe ve gençlerin potansiyeline duyduğu inancın da bir yansıması.
Türkiye’nin tüm konservatuarlarından her yıl sınavla seçilen lise ve lisans öğrencileri meslek eğitimlerini TUGFO çatısı altında en yüksek düzeyde alırken, müzisyenin toplumsal sorumluluğu ile ilgili de bilinçleniyorlar.
Kız öğrencilerin her yıl çoğunlukta olduğu TUGFO’ya katılım için her başvuru ayrı ayrı değerlendiriliyor. Bu niteliğiyle farklı sosyal, kültürel ve ekonomik kökenlerden müzisyenlerin katılımıyla, ülkemizin demografik olarak en büyük çeşitliliğini gösteren yapılardan biri olarak öne çıkıyor.
Bir orkestra şefi olarak, 16-22 yaş arası gençlerle çalışmak sizi hangi açılardan daha çok zorluyor, hangi açılardan besliyor?
Cem Mansur – Aslında genç müzisyenlerle çalışmak beni zorlamak bir yana, varoluşumu anlamlı kılıyor. Genç bir müzisyenin kendisine inanmasını sağlamak, sınırlarını zorlamak ve sonucunda o orkestranın oluşumunu görmek inanılmaz güzel. Şef ve müzisyen ilişkisi açısından da provaların bitiminden sonra her konserde profesyonel bir şef ve müzisyen ilişkisi neyse ona varabiliyor olmamız tatmin edici.
Turnelerde sahneye çıkarken genç müzisyenlerin yaşadığı kaygı ve heyecanı dengelemek için onlarla nasıl bir iletişim kuruyorsunuz?
Cem Mansur – Provalar ve kamp döneminde müzisyenlere öyle bir eğitim ve özgüven vermeye çalışıyoruz ki, “heyecan” artık müziği paylaşmaya yönelik güzel bir duygu haline gelsin. Bir miktar kaygı olabilir, ama müzisyenin hep kendini yükseltmesi için de bu kötü bir şey değil.
Bugün 16 yaşında orkestra kampına katılan bir genç müzisyen, 20 yıl sonra bu orkestraya nasıl bir katkı ile geri dönmeli?
Cem Mansur – Bugün 16 yaşında olanın, 20 yıl sonra dünyanın iyi orkestralarından birinde olmasını bekliyoruz. Bizde çıktıktan sonra yolları açık olsun diyoruz ve umuyoruz ki profesyonel orkestra yaşamına onları hazırlamış oluyoruz. Profesyonel yaşamda, gençlik orkestrasının kalite ve enerjisini bulamayanlar olacak ne yazık ki.
Sizin için bir orkestranın en güçlü olduğu an provalarda keşif anı mı, sahnedeki performans mı?
Cem Mansur – Provaların amacı, konserlerde o müthiş enerji alışverişini sağlayacak kadar sorunların çözülmesi. Ancak provalardaki keşif anları da bir o kadar keyifli olabiliyor.

Klasik müzik genellikle geçmişin büyük besteleriyle anılır. Ancak TUGFO, geleceğin müzisyenlerini yetiştiriyor. Sizce bu orkestra, yalnızca konser salonlarında değil, Türkiye’nin kültürel geleceğinde nasıl bir rol üstleniyor?
Nevgül Bilsel Safkan – Klasik müzik, geçmişten günümüze uzanan kıymetli bir kültürel miras. Bu mirası geleceğe taşımak ve yeni kuşaklara ilham olmaya devam etmesini sağlamak korunması kadar büyük önem taşıyor. Bir orkestra olmanın ötesinde kültürel bir köprü görevi üstlenen TUGFO, ülkemizin sanatla zenginleşen yarınlarına katkı sunarak toplumsal dönüşümde çok yönlü bir rol üstleniyor. Ayrıca genç müzisyenlerin orkestrada çalmanın ve iyi bir ekip olmanın ne demek olduğunu deneyimleyebilmeleri için iyi bir basamak oluşturuyor.
Çoksesli müziğin yansıttığı evrensel uygarlık değerlerinin herkese ait olabileceğini kanıtlayan genç müzisyenler, icracı ve eğitimci olarak, yepyeni bir bakış ve teknik düzeyle Türkiye’de ve yurtdışındaki müzik kurumlarında yerlerini alıyorlar. Dünyanın en önemli konser salonlarında, önemli solistlerle birlikte çalma ve kendilerine vizyon katabilme fırsatı bulan genç müzisyenler, yalnız Türkiye’yi değil, farklılıklarını ahenk içinde yaşayabilecek bir Türkiye’nin ne olabileceğini temsil ediyorlar.
Bir gün sahnede TUGFO’yu izleyen bugünün 10 yaşındaki bir çocuk, ileride sizin orkestranıza katılmak için başvurursa, sizce o gün orkestranın nasıl bir hayali, nasıl bir misyonu olmalı?
Cem Mansur – Orkestrayı izleyen ve ilerde içinde olmak isteyen küçüklerle karşılaşıyoruz tabii. Konservatuarda iyi çalışmaları, kendilerini sürekli geliştirmelerini bekliyoruz. Yaşları tuttuğunda da TUGFO’ya katılmak için başvurmalarını.
Vakfın önceliklerinden biri fırsat eşitliği. TUGFO’nun farklı şehirlerden, farklı hayat hikâyelerinden gelen gençleri aynı sahnede buluşturması bu hedefle nasıl örtüşüyor?
Nevgül Bilsel Safkan – Sabancı Vakfı olarak ülkemizde sosyal kalkınmaya katkı sağlamak için nitelikli ve kapsayıcı eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, sosyal ve kültürel katılım, sivil toplumun güçlendirilmesi iklim değişikliği ve afetler gibi temalar altında çeşitli programlar yürütüyoruz. Tüm çalışmalarımızı fırsat eşitliği üzerinde temellendiriyoruz. Gençleri sanata teşvik etmek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Farklı şehirlerden gelen, farklı sosyo-ekonomik koşullara sahip gençleri aynı sahnede buluşturan TUGFO, bu yaklaşımımızın sanat alanındaki net bir yansıması.
Bugün verilen bu destek, 20 yıl sonra nasıl bir toplumsal karşılık bulsun istersiniz? Bir hayal kursanız, bu orkestranın Türkiye’de hangi dönüşümün sembolü olmasını arzu edersiniz?
Nevgül Bilsel Safkan – TUGFO’dan yolu geçen müzisyenlerden birçoğunun bugün dünyanın önemli orkestralarında çaldığını görmek bizlere büyük bir gurur ve mutluluk veriyor. TUGFO’nun fırsat eşitliğinin, birlikte üretmenin, farklılıklarımızla ahenk içinde yaşayabilmenin simgesi haline dönüşmesine yolculuk etmek bizim için çok kıymetli.
