Kaçıranlar İçin “Karanlık Dünya” Sergisine Bir Bakış 

Karanlık Dünya, Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
Karanlık Dünya, Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Salt Galata’nın özgün sergisi, “Karanlık Dünya”, Metin Erksan ile Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ortak çalışmasının ürünü, aynı adlı filmin hikȃyesini, yapım aşamasından itibaren ele alıyor. Sanatçı Mike Bode ile senarist Caner Yalçın’ın uzun soluklu araştırmasına dayanan bu çok katmanlı çalışma, filmin değişim ve dönüşüm sürecini, Türkiye’nin 1950’ler döneminin, siyasi ve kültürel iklimi ekseninde işliyor.

Sivrialan ve Ürgüp’te çekilmiş filmde; Âşık Veysel’in hayat öyküsü, Dilim ile olan, gönül hikâyesi etrafından dolaşılarak anlatılır. Halk geleneklerini, antik mitolojileri ve yerel formları odağına alan Mavi Anadolu hareketinin önde gelen figürleri arasında yer alan Eyüboğlu’nun, Veysel’le arkadaşlığı, ustanın 1940’lı yıllarda Köy Enstitülerinde bağlama verdiği sıralarda başlar. Eyüboğlu’nun Veysel’e duyduğu hayranlık, senaryonun ilham kaynağı olsa da aslında filmin fikir babası olan Nedim Otyam’dır. Otyam, Eyüboğlu’nu, Eyüboğlu da Veysel’i ikna eder bu proje için. Amaç da Veysel’in, köyüne maddi bir kazanç sağlayarak dönmesidir. Yakın dostu Yaşar Kemal’in de araya girmesiyle, Atlas Film ile kârlı bir anlaşma yapılır. Otyam’ın, film hazırlıkları aşamasında Eyüboğlu’nu ortada bırakmasının ardından, yönetmenlik Metin Erksan’a geçer.

Karanlık Dünya sergisinden görünüm, Salt Galata Fotoğraf: Mete Bars (Salt)
Karanlık Dünya sergisinden görünüm, Salt Galata Fotoğraf: Mete Bars (Salt)

Eyüboğlu, senaryosunu, Veysel’in çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık dönemlerini içerecek şekilde kurgularken, ilk defa köylünün gerçek yaşamı üstünde duran bir çalışmaya imza atılacağı için oldukça isteklidir. Sivrialan’a giderek yaptığı araştırma gezisinde, kamerada Nejat Duru bulunur. Civar köyler de gezilerek, çekimler yapılır. Ürgüp’teyse yalnızdır. 

Eyüboğlu, bu geziyi daha sonra şöyle aktaracaktır:

“…Veysel’in köyünde bir filmin yüzünü güldürecek kadar konu bulduk. İnsanları, kıyafetleri, hele hele düğün kıyafetleri, âdetleri, oyunları, başlı başına bir âlemdi. Ya o koyun keçi sürüleri ya onların yavrularıyla buluşma, süt emme saatleri. Ben hayatımda bunun kadar güzel bir şey çok az gördüm. Binlerce koyunla keçinin, binlerce acıkmış, susamış yavru ile birbirlerine saldırmaları. Bu sahne beni o kadar coşturdu ki, Aşığın hayatına buradan başlamağa derhal karar verdim. Zaten Veysel’i anası tarlada doğurmamış mıydı? Bundan daha güzel bir başlangıç; can sağlığı, dedik, işe buradan başladık. Binlerce yavrunun analarına saldırmaları, bu arada yangından mal kaçırırcasına, köylü kadınlar, kızlar tarafından sağılan koyunlar, keçiler. Onların günlük kıyafetleri, konuşmaları, telaşları ve en önemlisi bu ana baba saatinin meleşmesi. Her perdeden meleyen koyunların, keçilerin insanı deli divane eden senfonisi…”

Tüm bu gezi ve gözlemlerin ardından, Eyüboğlu, Veysel’in hayatını, 42 sayfada toparlar. Profesyonel oyuncular yerine köylüleri kullanmak isteyen Eyüboğlu, karşılaştığı zorluklar neticesinde, bu fikirden uzaklaşır. Veysel’i canlandıracak kişi, Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncularından, Kemal Bekir Özmanav olur. Filmde kullanılacak türküler içinse, Ruhi Su seçilir.

Filme ait ideolojik içerik, umumi ahlak, milli duygulara uygun olmama gibi sansür kararlarının ardından, Eyüboğlu’nun bazı sahneleri filme alınmaz. Metin Erksan ise Eyüboğlu’nun yaklaşımlarını oryantalist bulurken, senaryo bilgisinin ve sinema dilinin yetersiz olduğunu söylemekten çekinmez. Eyüboğlu’nu, gerçekçi bir sanat anlayışından uzak ve yüzeysel bulduğunu ifade eder. Üstelik Veysel’i de “geri ve basit” bularak, köylülerin de ondan hazzetmediğini savunur.

Film yeniden kurgulandığında ise Demokrat Parti’nin hükümet politikalarına hizmet eden, yeni bir filme dönüşür. Tarımsal kalkınma ve kırsal modernleşme vurgusu, Amerika’nın Hudson tarlalarındaki biçerdöverlere ait görüntüler ve İstanbul sınırları içinde çekilen okul ve dispanser sahneleriyle, köy yaşamını idealize eden bir sunum yapılır. Veysel’in kendi yaşlanmış halini canlandırdığı sahneler boyunca, köy yolunda arkadaşlarıyla yürürken çekilen sahnelere ilave edilen bu görüntüler, Veysel’in hikayesi arka planda bırakırken, film, dönemin siyasi ve kültürel propagandasına dönüştürülür.

Ankara’daki Merkez Film Kontrol Komisyonu’nun, neden belirtmeksizin getirdiği sansürlerle, Nazif Duru ve Murat Köseoğlu ortaklığı olan Atlas Film, ismini ve kurgusunu değiştirdiği haliyle filmi, “Âşık Veysel’in Hayatı” adıyla 1953’te vizyona sokar. Filmin gösterime girmeye hak kazanmış halini izledikten sonra Eyüboğlu, Cumhuriyet gazetesinde “bir Senaryonun Hikȃyesi” başlıklı birer hafta arayla yayınlanan yazılarında, yaşadığı hayal kırıklığını uzunca anlatır.

Karanlık Dünya sergisinden görünüm, Salt Galata Fotoğraf: Mete Bars (Salt)
Karanlık Dünya sergisinden görünüm, Salt Galata Fotoğraf: Mete Bars (Salt)

“Benim firmaya teslim ettiğim ve sansürün bir tek kelimesini değiştirmeden kabul ettiği senaryo ile çevrilen filmin ilgisi devede kulak kabilindedir.”

Veysel de yıllar sonra filme farklı bir eleştiri getirir:

“İstanbul’dan birtakım beyler gelip benim filmimi çektiler. Filmde göstermişler kim: Güya ben bu Sivrialan köyünü bırakıp gitmişim. On beş yirmi sene sonra dönüp gelmişim. Dönüp gelmişim ki, her taraf gül gülistan. Gül gülistan bir tarafa, hiç ben on beş yirmi sene Sivrialan’dan ayrı kalabilir miyim? Dayanabilir miyim bu kadar ayrılığa? Yedi yaşında kör oldum. O yaşa kadar ne gördümse bu köyde gördüm. Kafamda yalnız bu köyün manzaraları var. Başka yok. Ayrılabilir miyim buradan? Filmin en çok kızdığım tarafı burası… Bir de Sivrialan köyünü değiştirmişler. Köy gözünün önünde işte: Yaralı bir köy. Her tarafı çıban. Bu çıbanların içindeki cerahati temizleyip sarmadan, dünyanın en iyi boyasıyla boyasan, bu çıbanlar iyileşmez. Vücut sağalmaz. Yarayı temizlemek lazım. Temizlemek için de gizlememek lazım!”

Ticari kaygılar ve ideolojik gerilimlerle başkalaşan bu yeni versiyon sonrası, bugün hâlâ film ve filmin hikâyesi eksik. 

Çıkartılmış ve eklenmiş sahneleriyle kopuk bir kurguya evrilen film, ses bandındaki bozukluklarla örselenmiş, kesik anlatılardan oluşuyor. MSGSÜ’den Prof. Sami Şekeroğlu’nun öncülüğünde, okul arşivinde bulunan 35mm nitrat filmdeyse, bugüne dek paylaşılmamış görüntüler ortaya çıkmış. Ekinlerin zayıflığı nedeniyle filmden çıkarıldığı düşünülen buğday tarlaları, yine orijinal kurgudan çıkarılan, tahrip olmuş bir İsa freskinin, Dilim’e, Veysel’i hatırlatan, mağara ve kilise sahneleri, Kapadokya’dan görüntüler ve günlük köy yaşamına odaklanan uzun bir düğün sahnesi bulunur.

Sergi ekibi, bu filmi, bir bütün halinde değil, parçalara ayırarak, maruz kaldığı süreci, kültürel, politik ve tarihsel açılardan incelenen bir masaya yatırmış. 

Film gösterimi ne yazık ki sonlandı ama sergiyi görmek isteyenler için son tarih 21 Aralık…


Program: Gülce Özkara
Araştırma: Dilek Kaya, Seher Uysal
Sergi Tasarımı ve Prodüksiyon: Emirhan Altuner
Editör: Ezgi Yurteri 
Çeviri: Merve Ünsal, Ezgi Yurteri
Sergi Kurulumu: Eray Özcan, Burak Bodur, Fiksatif, 3T Reklam
İletişim Tasarımı: Emirhan Altuner

YAZAR

Tüveyç Demir
Sanat Okur yazarı

Tüveyç Demir

Kadıköy Anadolu Lisesi'nden 2005’te mezun olmuştur. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü 2010 yılında tamamlamıştır. Edebiyat tarihi ve mezarlıklar üstüne çalışmaktadır. Yayımladığı Eserler: Kemal Râgıp Enson: “Oğlumla Başbaşa”, (2025), “Eğlence Şehirlerinde 60 Gün”, (2026).

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.