Sınırları, haritaları ve dayatılan tüm kimlik kalıplarını vizörün ardında tuzla buz eden sinemanın en asi göçebesi Tony Gatlif aramızdan ayrıldı. Onun vedası, dünya sinemasından büyük bir yönetmenin eksilişi olduğu kadar; perdede rüzgârın, çamurun ve dizginlenemez ritmin diliyle konuşan benzersiz bir tanığın da susuşu demek.
1948 yılında Cezayir’de Michel Dahmani adıyla dünyaya gelen Gatlif, Berberi ve Roman kökenli bir ailenin çocuğuydu. 1960’ta Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında ülkesinden ayrılarak Fransa’ya gitti ve aidiyetsiz bir genç olarak sokaklarda oldukça zor bir hayat sürdü. Henüz 12 yaşındayken bir polis kontrolü sırasında, Cezayir’deki bir parktan esinlenerek adını Gatlif olarak beyan etti ve o günden sonra bu isimle anıldı. O yılları, sonraları şu sözlerle anlatmıştı:
“… Eskiden şiddete meyilliydim; kimse benimle uğraşmak istemezdi, kötü bir çocuktum… Kimseyi dinlemezdim; bana göre yetişkinler, yani aslında herkes, birer düşmandı…”

Sokakların bu hırçınlığı ve köksüzlük hissi, ileride kamerasının da pusulası oldu. Gatlif, hiçbir zaman sinema perdesini arınmış bir temsil alanına dönüştürmedi. Kamerasını her daim toprağın, tozun ve hayatın doğal ritminin içine fırlattı. Sinema tarihinde çoğunlukla folklorik bir nostaljiye, oryantalist bir süse ya da mağduriyet anlatısına indirgenen Roman köklerini; içeriden, gururlu, çıplak ve asi bir damarla perdeye taşıyan yegâne isim oldu. Öfkeleri yüksek, neşeleri taşkın, kederleri ise bir o kadar derin ve sahici bir halkın nabzını tuttu hep.
Müzik de onun için bir arka plandan fazlasıydı daima. Doğrudan filmin senaryosu, başkarakteri ve soluğu olarak yer aldı yapımlarında. Latcho Drom (1993) ile Hindistan’ın Racastan çöllerinden Endülüs sokaklarına uzanan bin yıllık göçü neredeyse hiç diyalog kullanmadan, ezgiler ve adımlarla anlatırken sinematografik bir destan yarattı. Vengo’da flamenkonun ölümcül trajedisini iliklere kadar hissettirirken, Gadjo Dilo ile kayıp bir sesin peşine düşen bir yabancının Roman kültürüyle kurduğu ham, hırçın ve samimi bağı perdede ölümsüzleştirdi.
Ortak Kederin ve Kolektif Neşenin Rotasında
Gatlif’in sineması köklerle, kimlikle ve tarihsel adaletsizliklerle sert bir yüzleşmedir. Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü kazandığı Exils (2004), Fransa’dan Cezayir’e yapılan tersine göç üzerinden aidiyet krizini işlerken; Korkoro (2009), İkinci Dünya Savaşı sırasında unutturulmak istenen Roman Soykırımı’nı (Porajmos) tarihin sessizleştirilmiş sayfalarından çekip önümüze koydu. Yollar, haritaları aştı, paylaşılan ortak keder ve kolektif neşeyle ölçüldü.

Tony Gatlif, sınır boylarının, çamurlu patikaların ve gece yarıları harlanan meydan ateşlerinin sinemacısıydı. Klarnetin feryadı, topukların tahtayı dövüşü ve rüzgârın savurduğu etekler eşliğinde; yurtsuzluğu dünyanın en sahici özgürlük biçimi olarak perdeye nakşetti.
Kamerası daima toprağın hizasında duran, tel örgüleri ve pasaportları hiçe sayan bu büyük usta; ardında coğrafyalara sığmayan koca bir hikâye ve asla susturulamayacak ezgiler bıraktı.
Bundan böyle kemanların iniltisinde, çadırların önünde yanan o kadim ateşte ve dillerden düşmeyecek onurlu bir yolculuğun tam kalbinde yaşamaya devam edecek…
Vengo’nun ödüllü bestesi:
