Türk sinemasının en üretken yönetmenlerinden biri olan Aram Gülyüz, pratik reji anlayışı, geniş filmografisi ve sinemaya adanmış ömrüyle Yeşilçam tarihine damgasını vurmuş eşsiz bir sanatçıdır. Yapımcı, senarist ve yönetmen kimlikleriyle Ayşecik’in masum dünyasından ekran fenomeni Yasemince’ye, gözyaşı yüklü melodramlardan tempolu maceralara uzanan iki yüze yakın yapıma imza atan usta, Türk sinemasının altın çağının en önemli tanıklarından ve emekçilerinden biridir.
Kore’den Setlere…
Nisan 1931’de İstanbul’da doğan Aram, babası yerine geçen dayısının maddi manevi destekleriyle güzel bir çocukluk ve gençlik geçirir. Lise eğitiminin ardından dört yıl Londra’da yaşar; dil ve televizyon eğitimi alır. Dayısının vefatıyla ülkeye döndüğünde ise kader onu bambaşka bir coğrafyaya, Kore Savaşı’nın ortasına taşır. Yabancı dile olan hâkimiyeti sayesinde Türk Tugayı’nda 18 ay boyunca mütercim tercümanlık yaparken, hayatının akışını değiştirecek Halit Refiğ ile kışlada çadır arkadaşı olurlar. Yedek subaylıkları biter, muhabbetleri bitmez.
Dayısının ortaklarından olduğu tarihi Sahibinin Sesi plak şirketini devam ettirmeye yanaşmaz. İngiliz Havayolları’nda memur olarak işe girse de çok geçmeden Halit Refiğ’in teşvikiyle Metro Film’i kurarlar. Gülyüz’ün sahne ve oyunculuk merakı kamera arkasına taşınır. Tesadüflerin ve dostlukların araladığı o kapıdan içeri adım attığında, Türk sinemasına adanacak yarım asırlık bir üretme maratonu da başlamış olur.

İlk Heyecanlar ve Ömürlük Aşk…
Yapımcılığını üstlendiği ilk film, Türk-Alman ortak yapımı olan İstanbul Macerası (1958) olur. Filmde Sadri Alışık, Orhan Günşiray ve Öztürk Serengil gibi dönemin ünlü Türk oyuncuları ile birlikte Alman oyuncular da yer alır. Yapımcı olarak başladığı sinema yolculuğu kısa sürede yönetmenliğe evrilir.
Sensiz Yıllar (1960) ise hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği ilk filmi olur. Metin Serezli ve Nurhan Nur’un başrollerini paylaştıkları bu aşk filminin ardından yolu açılır, ünlü oyuncuları da çevresinde toplamaya başlar.
Yönetmen olarak çalıştığı Aşk ve Yumruk’ta (1961) ise Orhan Günşiray ile Türkan Şoray başrolleri üstlenir. Hayatının aşkı ve eşi ile bu film çekimi sayesinde tanışır. Dansöz rolündeki Aysel Tanju’nun koreografisi için yardıma, öğretmenliğe yeni başlamış balerin Gönül Yaltırık yetişir. Bu yetenekli genç kadın, sonradan Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın kurduğu Devekuşu Kabare’nin de koreografilerini yapacaktır. Camiadan uzak, kendine has duruşu ve zarafetiyle Aram’ın kalbine giren Gönül, uzun bir flört döneminin ardından 1965’te evlenmeye ikna olur. Tanışıklığın bir ömür boyu sürecek bir hayat ortaklığına dönüştüğü bu evlilikten Arda ve Ferdi dünyaya gelir.
Setlerin Bağrına Bastığı Usta…
Aram Gülyüz denince akla gelen ilk özelliklerden biri akıl almaz çalışma temposu olur. Melodram, polisiye, durum komedisi, halk güldürüleri ve çocuk filmleri arasında mekik dokurken hikâyeyi en pratik, en dinamik ve seyircinin kalbine en hızlı dokunan biçimde kurmayı hep iyi bilir; kimi zaman birkaç günde tamamladığı filmlerle sektörün en hızlı rejisörü olarak anılacaktır.
1963 yapımı Temem Bilakis ise onun zengin filmografisinde her zaman ayrı bir yerde durur. Bu filmi onun için özel kılan en büyük etken, Türk tiyatrosunun ve tuluat sanatının büyük ustası İsmail Hakkı Dümbüllü ile çalışma fırsatı bulmuş olmasıdır. Dümbüllü’nün yanı sıra Öztürk Serengil, Çolpan İlhan ve Suzan Avcı’nın yer aldığı bu kadro, Gülyüz’ün geleneksel temaşa sanatına duyduğu derin saygının da bir nişanesidir.
Ne var ki 1960’ların tedirgin yapımcı refleksi, afişlere ve jeneriklere buruk bir gölge düşürür: Ermeni kimliğini gizleme telaşıyla adı çoğu zaman sadece “A. Gülyüz” olarak yazılır. Oysa setin tozunu yutan herkes onu babacan tavrı, ince mizahı, ustalığı ve sarsılmaz ahlakıyla bağrına basarken; o da bu üstü örtülü çekingenliklere aldırmaksızın sadece üreterek, kameranın arkasında yeni dünyalar kurmaya odaklanır.
Erotik Furyadan Ekranın Altın Çağına…
1970’lerin ortasında televizyonun evlere girmesiyle Türk sinemasının içine girdiği büyük kriz ve peşi sıra gelen seks filmleri ve erotik komedi furyası döneminde de setlerden kopmaz. Sinema salonlarının boşaldığı bu zorlu geçiş döneminde aralıksız çekim yaparak ailesini geçindirmeye devam ederken, sektörün çarklarının dönmesine de katkı sunar.
1990’lı ve 2000’li yıllarda ise piyasanın tecrübelisi olarak televizyon ekranlarına yönelir. Yıldız Kenter, Şükran Güngör ve Tevfik Gelenbe gibi ustaları buluşturan Uğurlugiller (1988-1991), Türker İnanoğlu yapımcılığındaki Tatlı Kaçıklar (1996) ve milyonları ekrana kilitleyen Yasemince (1993-2005) gibi döneme damga vuran dizilerin rejisini üstlenerek mizah anlayışını yeni kuşaklara aktarır.

Son Selam…
Kameradan ve hikâyelerden son nefesine kadar kopmayan usta yönetmen, 2014 yılında vizyona giren Zaman Makinesi 1973 ile sinemaya veda selamını verir. Zihninde parıldayan ve son senaryosu olan Nimet’i beyazperdeye taşımaya ise maalesef ömrü yetmez.
Aram Gülyüz, 1 Eylül 2018’de geçirdiği kalp kriziyle aramızdan ayrılır. Şişli Ermeni Mezarlığı’nda gerçekleştirilen kalabalık törenin ardından, Yeşilçam’ın emektarları ve dostlarının sevgi seli eşliğinde, zamansız kaybettiği eşi Gönül Gülyüz’ün yanına defnedilir.
Ustanın çocukluğundan aşklarına, set arkası maceralarından Yeşilçam tanıklıklarına uzanan zengin hatıralarını okumak isteyenler için Bercuhi Berberyan’ın nehir söyleşisinden süzülen Aram Gülyüz: Yeşilçam’ın En Üretken Muzip Yönetmeni kitabı son derece samimi ve kıymetli bir kaynaktır.
Arkasında yüzlerce film, onlarca unutulmaz sahne ve Türk sinema tarihine mal olmuş eşsiz bir çalışma disiplini bırakan Aram Gülyüz; zarafeti ve tevazusuyla Yeşilçam tarihindeki yerini daima koruyacak.
İlgili söyleşi:

Çok tesekkurler.
Sevgiler 🌿
Tesekkurler.