Kralı Gelse Kurtaramaz: Gonzago’nun Öldürülüşü Oyunu Üzerine

Gonzago’nun Öldürülüşü
Gonzago’nun Öldürülüşü

Nedyalko Yordanov, Bulgaristan’ın en tanınmış ve üretken oyun yazarlarından biri. Sanat kariyeri boyunca hem tiyatro hem de edebiyat dünyasında derin izler bırakmış. Bulgar Filolojisi mezunu sanatçı, çok sayıda şiir, anı ve kurgu kitabı üretmiş, tiyatro oyunları yönetmiş, televizyon filmi ve dizilerine imza atmış. Hâlâ da ülkesinin en sevilen ve halka yakın sanatçılarından biri olan Yordanov, Türk edebiyatı ve kültürüne de yabancı olmayan bir isim; Türkçeden şiir çevirileri de bulunmakta. (Erken yaşta kaybettiğimiz ve ölüm nedeni hâlâ bilinmeyen Türk kökenli Bulgaristan vatandaşı şair ve yazar Recep Küpçü’nün de yakın arkadaşlarından…)

Yordanov’un en ünlü oyunlarından biri olan “The Murder of Gonzago” birçok ülkede sahnelenmiş. Dünya edebiyatının en büyük trajedilerinden biri olan Hamlet’e bambaşka bir pencereden bakan, etkileyici bir kara komedi ve siyasi hiciv.

Shakespeare’in oyununda, Prens Hamlet, babasının katilini ortaya çıkarmak için saraya bir tiyatro kumpanyası davet eder ve Gonzago’nun Öldürülüşü adlı bir oyun oynatır. Yordanov ise odağı değiştirerek olayı, tiyatro oyuncularının gözünden anlatır.

Babasının intikamını almak isteyen Prens Hamlet, amcası Claudius’a bir kumpas kurar. Amacı tiyatronun ve sanatın gücünü kullanarak, Claudius’u Danimarka halkına rezil etmektir: İflasın eşiğinde bir tiyatro kumpanyası saraya davet edilir, oyuncular başlarına geleceklerden habersiz; Prens’in psikolojik olarak iyi olmadığı, onu biraz oyalamak amacıyla çağırıldıkları düşüncesiyle, sadece sanatlarını icra edip para kazanmayı umuyorlardır. Prens ise kumpanyanın sergileyeceği bu oyuna kendi yazdığı, kralın işlediği cinayeti birebir yansıtan sahneleri ekleyerek planını uygulamaya sokar.

Herkesin birbirini dinlediği, ispiyonculuğun kol gezdiği baskıcı atmosferli sarayda, kararlaştırılan bu oyunun sahnelenmesinin ardından dehşete düşen Kral Claudius karşı atağa geçer. Hamlet amacına ulaşmıştır ama bu durum siyasi bir kumpasın ortasında kalan masum oyuncular için bir felakete dönüşür; vatana ihanetle suçlanarak, yargılanmaya başlarlar…

Yönetmen Kemal Aydoğan’ın yeni ve modern bir yorum getirdiği, Bulgar edebiyatı uzmanı Hüseyin Mevsim tarafından Türkçeye çevrilen “Gonzago’nun Öldürülüşü”, 6 Ocak 2026’da prömiyer yaptı. 

Aydoğan, oyunu ‘iktidar, casusluk ve güç ilişkilerini’ hicveden bir komedi olarak ele almış. Sanatçıların ekonomik çaresizliği ile politikaya alet edilişleri arasındaki bağ oldukça güçlü kurulmuş. Güvenlik ve denetim takıntısı modern bir dille işlenirken, günümüzün gözetleme toplumuna da ince göndermeler var. 

Gonzago’nun Öldürülüşü
Gonzago’nun Öldürülüşü

Shakespeare’in Hamlet’inde sadece araç olan aktörler, bu oyunda, kendi trajedilerinin başrolü haline gelirlerken, aslında seyirciye sorulan bir soru var:

“Sanatçı, iktidarın kanlı oyununda sadece bir dekor mu, yoksa vicdanın sesi mi?”

Bengi Günay’ın sahne tasarımı, oyuncuların sıkışmışlığını ve ortamın tekinsiz atmosferini hissettiren klostrofobik ve labirent görünümlü bir yapı ile Moda Sahnesi’nin karakteristik yalınlığına uygun. Görkemli bir saray görüntüsü dekorundan da çok daha etkileyici.

Oyuncu kadrosu hem sahnede yer alan oyuncular hem de dış seslerle oldukça zengin. Oyuncuların çoğu, yönetmenle ve birbirleriyle önce de sahne paylaşmış olmanın konforunu da yaşıyorlar. Belli ki, oyuna dair heyecanları ve istekleri yüksek. Acele etmeden ‘seri’ olma uğraşlarını gerçekleştirmişler. İki perde ve oldukça uzun bir oyun olmasına rağmen ritim düşmüyor, komedi ögeleriyle tempo hep canlı.

Kemal Aydoğan Yorumuyla Yeniden Şekillenen Yordanov Karakterleri

Kumpanya lideri Charles (Barış Yıldız): Tiyatrosunu ayakta tutmaya çalışan pragmatik bir lider; hayatta kalmak için politikayla adeta dans etmek zorunda. Ayakta kalma sanatının ustası olarak, sanatsal kaygılarının yanında, aç kalmamak ve ekibini korumak için tavizler veriyor. Otorite karşısında başlangıçta eğilen, onuru kırıldığında yer yer devleşebilen aydın/sanatçı tipini temsil etse de aklı en çok, cebine dolduracağı altınlarla kurtaracağı tiyatrosunda. 

Karısı Elizabeth (Esra Kızıldoğan): Kumpanyanın baş aktrisi; yaşlanmaktan mustarip, çocuk sahibi olmakta ısrarcı, aldatılmaktan yorgun ve hâlâ kocasını elde tutmanın peşinde, iyi niyetli olmasının yanında yeri geldiğinde sertleşen, şirret bir karakter. Duygularını saklama kabiliyeti olmayan, her şeyi ortada yaşamayı tercih eden aynı zamanda zeki, sezgileri kuvvetli ve şüpheci, üstelik saraydaki tehlikeyi ve dönen dolapları ilk fark edenlerden ve gelecek kaygısı duyan bir kadın.

Kumpanya oyunculardan Benvolio (Sedat Küçükay): Kıdemli bir aktör, tiyatronun ayaklı tarihi. Dünyaya ve saray entrikalarına karşı belli bir mesafesi ve bilgeliği var. Genelde sessiz, geri planda kalmayı tercih eden ama konuştuğu zaman da tiyatronun kadim doğrularını dile getiren yorgun ve yılgın bir adam.

Emilia (Elif Gizem Aykul): Kumpanyanın en yeni üyelerinden: genç, neşeli ve hayat dolu. Bunun yanı sıra gözü yükseklerde, hayallerini gerçekleştirebilmek için her yolu mübah gören, saraya kapak atma peşinde bir karakter.

Henry (Talha Kaya): Kumpanyanın ‘jön’ü. Hayallerinin peşinde, ahlaki değerleri hiçe sayabilen biri. Yalnız kendini düşünen, ilgiyi üstünde toplamak ve hedefine ilerlemek isteyen, atak bir genç. 

Suflör (Hakan Can Kargidanoğlu): Dinlemesini bilen ama topladığı bilgilerle bir harita çizemeyen, korkak ve akılsızlığıyla başına derde sokan bir avanak.

Polonius (Uluç Esen): Krallığın saray nazırı: İçten pazarlıklı, sıkı bir politikacı. Oyuncuların provasını denetleyen, iktidarın ‘sansür’ mekanizması. Krala yaranmak için her türlü ahlaki değeri hiçe sayan bir bürokrat da denilebilir… Kendi başına bir tiran sayılmasa da tiranlığın en sadık hizmetkârı.

Kızı Ophelia (Sevgi Temel): Bir soylu olmasının yanında, saray hayatını sıkıcı bulan, babasının kurallarından kaçmaya çalışan, kendini ve yeteneklerini keşfetmek isteyen bir genç kız. Kumpanyanın saraya gelmesi onun hayatını renklendiriyor.

Horatio (Mehmet Solmaz): Hamlet’ten bildiğimiz sadık dosta göre, bu oyunda biraz farklı bir karakter. Sarayın içindeki olaylara karışan, üst bir amaç güttüğünü hissettiğimiz, kendini çok önlere atmayan ama gücün kaydığı yönde beliren, gözlemci bir karakter.

Zindan sorumlusu Cellat (Mehmet Tekatlı): Fiziksel varlığıyla dehşet saçan, hiyerarşinin en altındaki baskı gücü. Soru sormadan sadece emri uygulayan, hücreye tıktığı insanlara kişisel bir nefret beslemese de yaptığına ‘iş’ gözüyle bakan biri… Kötülüğün ne kadar sıradanlaşabileceğinin aynası.

Oyunda gerilim iki perde boyunca adım adım tırmanıyor. İlk perdede şatoya gelen oyuncular, Hamlet’in, oyun metnine müdahalelerine ‘bir prens tuhaflığı’ gözüyle bakarken, ikinci perdede oyunun sahnelenmesinin ardından kıyamet kopuyor. 

Başarılı bir temsil verdiklerini sanıp sevinen oyuncular, aslında ölümcül bir siyasi komplonun suç ortağı ilan edildiklerini anlıyorlar. Sorgu odaları, işkenceler ve ‘gerçek’ suçluların değil, ‘oyunu oynayanların’ cezalandırıldığı bir girdaba sürükleniyorlar…

Oyunda, Elsinore Şatosu bir hapishane gibi tasvir ediliyor; oyuncuların renkli ve döküntü kostümleri ile saray görevlilerinin soğuk ve resmî kıyafetleri arasında keskin bir görsel zıtlık var. Mizah ve gerilim hep canlı. 

‘Oyun içinde oyun’ tekniğinin en başarılı örneklerinden biri olan bu temsilde, Hamlet’te çok kısa yer verilen gezgin oyuncular merkeze alınarak, sanatçının otorite karşısındaki çaresizliği ustalıkla işlenmiş. Asilzadelerin dünyasından çıkıp, büyük olayların gölgesinde kalan ‘küçük insanların’ -oyuncuların- dramına odaklanması, oyunu çok daha insani ve sarsıcı kılıyor.

Yordanov’un bu oyunu 1980’lerin sonunda, Bulgaristan’daki komünist rejimin baskıcı dönemlerinde yazdığını göz önünde bulundurursak, oyun aslında Demir Perde dönemindeki gizli servislerin her şeyi izlemesine bir eleştiri, ‘sanatçının’, iktidarın propaganda aracı haline getirilmesine karşı bir feryattır. “Bilmeyerek suç işlemek’ kavramını da tartışmaya açar. Sadece rollerini yapan oyuncuların düştükleri durum siyasidir. Üstelik bu metin hâlâ güncelliğini koruyor çünkü iktidarların sanatla olan gerilimli ilişkisi hiç bitmiyor!

Fare Kapanı Metaforu, Görünen ve Sistemik Tiran

Shakespeare, ‘Fare Kapanı’ adını verdiği bu oyunu kral için kurmuştur ancak Yordanov’un yorumunda, kapana kısılan asıl fareler, zavallı tiyatroculardır. Kral ve Prens arasındaki güç savaşının ezilenleri, hiçbir şeyden haberi olmayan sanatçılardır…

Hamlet’te tahtı ele geçirmek için kardeşini öldüren Kral Claudius, bir katil, aynı zamanda gerçeklerin söylenmesinden korkan bir diktatördür. Kendi suçunu yansıtan bir tiyatro oyununa tahammül edemez ve hemen baskı mekanizmasını çalıştırır. Ancak tiranlık sadece onun şahsında değil, Polonius’un temsil ettiği casusluk ve sorgu sisteminde somutlaşır. Herkesin birbirini gözetlediği, her sözün altında bir bit yeniği aranan bu şato, başlı başına bir tiranlık merkezidir. Tiran kavramı da böylelikle hem somut bir kişi hem de soyut bir sistem olarak karşımıza çıkar.

Charles’ın Dönüşümü

Başta, kumpanyasını doyurmaya çalışan, işinde mahir ve yorgun bir patrondur. Oyun teklifi geldiğinde, derdi sanatsal devrim değil altındır. Tehlikeyi sezse de mantığı onu avutur, otoriteyle uzlaşmaya hazırdır. Sorgulamalar ve baskılar başladığında ise baskıcı sistemlerdeki ‘ortalama insana’ dönüşür. Hayatta kalmak için onurundan küçük parçalar eksiltebilir. İşkencelerin başlaması ve ekibin dağılmasıyla, taviz vererek hayatta kalmanın imkânsız olduğunu görür. Bu kırılma noktası, kaybedecek bir tiyatrosu ve geleceği kalmamış, yalnızca insanlık onurunu gözeten birinin geldiği son duraktır.

Sahnede genellikle kan revan içinde, perişan gördüğümüz Charles’ın sefalet hâli, tiranlığın fiziksel gücünü simgelerken, konuşmaya başladığında asla titremeyen sesiyle, karşısındaki seyirciyi de ‘sessiz kalan halk’ yerine koyar.

Oyunun modern yorumlu sürpriz sonunu izleyeceklere bırakırken, yazımı bu sondan almak istediğim mesajla, umudu diri tutarak bitirmek istiyorum:

Unutmayalım ki tiranlar geçici, sanat ve hakikat ise kalıcıdır!


Yazan: Nedyalko Yordanov
Çeviren: Hüseyin Mevsim
Yöneten: Kemal Aydoğan
Dekor Tasarımı: Bengi Günay
Kostüm Tasarımı: PCFG
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
Oynayanlar: Esra Kızıldoğan, Barış Yıldız, Sedat Küçükay, Uluç Esen, Elif Gizem Aykul, Mehmet Tekatlı, Talha Kaya, Mehmet Solmaz, Hakan Kargidanoğlu, Sevgi Temel
Dış Ses: Onur Ünsal, Gürsu Gür, Melek Ceylan
Afiş Tasarımı: İlknur Alparslan

YAZAR

Tüveyç Demir
Sanat Okur yazarı

Tüveyç Demir

Kadıköy Anadolu Lisesi'nden 2005’te mezun olmuştur. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü 2010 yılında tamamlamıştır. Edebiyat tarihi ve mezarlıklar üstüne çalışmaktadır. Yayımladığı Eserler: Kemal Râgıp Enson: “Oğlumla Başbaşa”, (2025), “Eğlence Şehirlerinde 60 Gün”, (2026).

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.