İnatçı Bir Ruh: Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor

Banu Açıkdeniz, Burcu İsra Kanbakoğlu, Duygu Dalyanoğlu, Nihal Albayrak, Zeynep Okan
Banu Açıkdeniz, Burcu İsra Kanbakoğlu, Duygu Dalyanoğlu, Nihal Albayrak, Zeynep Okan

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun (BGST), çalışmalarına 2022’de başlanan, yoğun bir okuma, inceleme, araştırma ve tanıklıklarla ilmek ilmek işlenen oyunu “Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor”, seyirciyle buluşmaya devam ediyor.

Duygu Dalyanoğlu metni, Aysel Yıldırım rejisinde, sahnede Banu Açıkdeniz, Burcu İsra Kanbakoğlu, Duygu Dalyanoğlu, Nihal Albayrak ve Zeynep Okan var. Yazarın dönemine ve çevresine ait fotoğrafları ve belgeleri birleştirerek yeniden görselleştirilen videolar Kenan Özcan’dan, sahne tasarımı Ali Dur’dan, koreografi Banu Açıkdeniz’den, ses tasarımı ve müzikler Beril Sarıaltun’dan, kostüm tasarımı Büşra Karpuz, Duygu Dalyanoğlu ve Nilgün Ilgıcoğlu’ndan, ışık tasarımı ise İlker Ergün’den.

Yazar, çevirmen ve radyo programcısı Sevgi Soysal’ın öyküsü, kendi romanlarından sahneye taşınan kurgu karakterle desteklenerek, yaşadığı Cumhuriyet dönemi aralığında ve tanıklığında ortaya konuyor. Kısa ömrüne sığdırdığı nice çalışması üzerinden bir kadının gelişimine ve yaşadığı ülkenin dönüşümüne, günümüz gözünden yeniden bakma fırsatı yakalıyoruz.

[irp posts=”46364″]

BGST ekibinin politik duruşu, kolektif bilinci ve özenli çalışması sayesinde, biyografik oyunlarda zaman zaman rastladığımız kahramanlaştırma tuzağına düşülmeden, bir insan, bir kadın ve bir yazar olarak Sevgi Soysal, çok yönlü bir biçimde, yaşadığı dönemin tüm gerçekleriyle ele alınmış. Bu yaklaşım da ekibin başarısının en büyük anahtarı.

Yazarın kızı Funda Soysal’la iş birliği içinde ilerleyebilmek de oyunun şansı olmuş. Henüz bebekken, annesini kaybeden bir çocuk düşünün; sonradan, yazar olan annesini, kitaplarından ve arşivlerinden tanımaya çalışan bir evlat. Ekiple elindeki tüm belge ve bilgiyi paylaşması da kadın dayanışmasının yine en samimi ve sade hali. Bu hüzünlü hikâyede, ona verilebilecek en güzel armağanlardan biri de oyun için kurgulanan, gerçekte var olmayan ama hep özlemini duyduğu ses kaydı olmuş…

Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor
Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor

Sahnede Bir Kadın Yazar, Yarattığı Karakterler ve Cumhuriyetin Dönüşen Yüzü

Oyun, kanser hastası Soysal’ın tedavi için gittiği Londra’da, yaşadığı dairesinde güne uyanmasıyla açılıyor. Tarih, 30 Eylül 1976. Görebildiği son doğum günü. Yazar, yorgun ve bitkin. Postacının kapısına bıraktığı paketle dünyası yeniden aydınlanıyor. Kendi yazdığı kitaplara kavuşurken, geçmişine ve memleketine doğru kronolojik bir yolculuğa çıkıyor. Ana durakları, hayatının kırılma noktalarıyla belirlenmiş bu yolculukta; çocukluğunun geçtiği Ankara’ya, eşiyle gittiği İmroz’a, tutuklanmalarına ve cezaevlerine, sürgüne gönderildiği Adana’ya ve tekrar Londra’ya dönüyoruz. (Soysal, tedavisinin ardından İstanbul’a dönmüş, 22 Kasım 1976’ta Mecidiyeköy’de özel bir klinikte hayatını kaybetmiş ve iki gün sonra Zincirlikuyu’da toprağa verilmiştir.)

Sahneleme ders verme üzerine değil ama yoğun bir hafıza tazeleme söz konusu. Uzun süresine rağmen, seyirciyi de yolculukta tutmayı başarıyor. Sevinç ve hüzün, müzik ve dans yardımıyla hep destekleniyor, duygular hareketin gücüyle etrafa yayılıyor. Sahne tasarımı yalın ve işlevsel, duyguların değiştiği sahnelerde dekorun da uyumlu değişimi aslında hayatın kendisi gibi.  Çocukluğun ve aile evinin sıcaklığından, İmroz’da bir iskeleye, yargılandığı mahkeme salonuna, ardından askerî hapishaneye, koğuştaki ranzaya ve son durağı hastaneye dönüşebilen dekor, mekân ayrımını koruyarak, dönemin gerçekleriyle yüzleşmemizi sağlarken, bir yandan da her şeyin ne kadar pamuk ipliğinde olduğunun aynası gibi. Beyaz perdeye aktarılan görüntülerse kronolojik zenginliğe ve hatırlamaya oldukça yardımcı, neredeyse ekibe bir oyuncu daha eklenmiş kadar etkili.

Tante Rosa’dan Yürümek’e, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ndan Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ne, yazarın öykü ve romanlarının içinde gezinirken, arkadaşlığı, aşkı, inadı ve isyanı, yokluğu ve çokluğu, zulmü, sevinci ve çokça alayı iliklerimize kadar hissediyoruz. Cumhuriyet’in 25. yılından 50. yılına kadar uzanan bu gerçek yaşam öyküsüne, Cumhuriyet’in 103. yılından bakarken, çok da değişen bir şey olmadığını fark etmek ise en hüzünlü kıssadan hisse. 

Oyun, yazarın son günleriyle açılsa da aslında kronolojik sıralamasıyla hem bir belgesel-anlatı hem de edebi bir rüyâ tadında. Ekibin ‘ben’ yanılgısında kaybolmadan ‘biz’ olmayı sonuna kadar başardığı bu kolektif çalışma, Soysal’ı bir yazar olarak, dönemin ruhunu omuzlarında taşıyan ama o ruhun ağırlığı altında ezilmeyen, neşeyi ve ironiyi koruyabilen yanıyla yansıtabilmeyi başarıyor. Türk edebiyatının en dik yürüyen, en cesur ve en muzip kalemlerinden olan Soysal’a bir saygı duruşu niteliğinde.

Emek verildiği izlerken anlaşılan, ayırdığı zamana saygı duyarak seyirciyi de değerli hissettiren bir oyun izlemenin kıymeti de cabası! Kendi adıma, herkese önerebileceğim bir oyun sahneledikleri için tüm ekibe tekrar teşekkür ederim. İzlemek isteyenler için, “Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor” 13 Şubat’ta İBB Habitat Sahne’de, 4 Nisan’da Sahne Pulchérie’de. ( Güncel Tarihler )

Sevgi Soysal
Sevgi Soysal

Sevgi Soysal Üzerine Son Söz

1936’ta Alman bir annenin ve Selanikli, bürokrat bir babanın kızı olarak geldiği dünyada, inandığını yaşamak konusunda hep çok ısrarcı bir Cumhuriyet çocuğuydu Sevgi. Türkiye’nin gri dönemlerine, hiç eksik olmayan kahkahasıyla meydan okuyan, edebiyatın ele avuca sığmaz kadınlarındandı. Ankara sokaklarında özgürce yürümeyi bir yaşam biçimi haline getiren, disipline edilmeyi reddeden Tante Rosa’nın ruhunu hem kaleminde hem de kendi hayatında taşıyan, 12 Mart’ın karanlığını, hapis koğuşlarını ve sürgün yollarını keskin bir ironiyle, sanki her şey bir şakaymışçasına gibi ama en derinden anlatmayı başaranlardandı. TRT’deki memurluğundan yazarlığına kadar her adımında ideal kadın kalıplarını yıkan cesur kalem, 40 yıllık kısa ömrüne koca bir evren sığdırarak; hastalıkla pençeleşirken bile yaşamın neşesinden ve politik duruşundan ödün vermeyerek “yaşamakta ısrar etmenin” en zarif tanımını tarihe not düştü.

Anısına saygıyla…


Künye

Yazan: Duygu Dalyanoğlu
Yöneten: Aysel Yıldırım
Oynayanlar: Banu Açıkdeniz, Burcu İsra Kanbakoğlu, Duygu Dalyanoğlu, Nihal Albayrak, Zeynep Okan
Proje Tasarımı: Duygu Dalyanoğlu
Sahne Tasarımı: Ali Dur
Koreografi: Banu Açıkdeniz
Görüntü Tasarımı: Kenan Özcan
Görüntü Rejisi: Duygu Dalyanoğlu
Ses Tasarımı ve Müzik: Beril Sarıaltun
Işık Tasarımı: İlker Ergün
Efekt Uygulama: İrem Uyum
Kostüm: Büşra Karpuz, Duygu Dalyanoğlu, Nilgün Ilgıcıoğlu
Afiş ve Fotoğraf: Kenan Özcan
Yapım Koordinasyon: Duygu Dalyanoğlu, Nihal Albayrak
İletişim ve Medya İlişkileri: Nihal Albayrak

YAZAR

Tüveyç Demir
Sanat Okur yazarı

Tüveyç Demir

Kadıköy Anadolu Lisesi'nden 2005’te mezun olmuştur. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü 2010 yılında tamamlamıştır. Edebiyat tarihi ve mezarlıklar üstüne çalışmaktadır. Yayımladığı Eserler: Kemal Râgıp Enson: “Oğlumla Başbaşa”, (2025), “Eğlence Şehirlerinde 60 Gün”, (2026).

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.