Türk sinemasının, diğer bir deyişle Yeşilçam’ın en asi ruhlu ve karizmatik aktörlerinden biriydi Kadir İnanır. Yakışıklılığı, perdeden taşan delici bakışları, toplumsal meselelere olan duyarlılığı ve sinemaya kazandırdığı “özgün jön” imajıyla bir dönemin ve sonrasının idolüydü.
Karadeniz’den İstanbul’a ve Sinema Dünyasına
Ordu’nun Fatsa ilçesinde, kalabalık bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluk yılları memleketinde; yerel kültürün, doğanın ve sıcak insan ilişkilerinin içinde geçti. Lise eğitimi için İstanbul’a geldi, yatılı olarak Haydarpaşa Lisesi’nde okudu, ardından Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon Bölümü’nden mezun oldu.
1967 yılında Ses dergisinin düzenlediği “Sinema Artisti Yarışması”nda finale kalarak ilk adımlarını attı sinema dünyasına. Aynı yıl Saklambaç gazetesinin “Fotoroman Artisti Yarışması”nda birinci oldu. Birkaç küçük rolde oynadıktan ve fotoromanlarda yer aldıktan sonra, 1970 yılında Atıf Yılmaz’ın yönettiği Kara Gözlüm filminde Türkan Şoray ile başrolü paylaştı. Bu film Türk sinemasına harika bir yapım kazandırırken, aynı zamanda birbirine çok yakışan efsanevi bir çifti de doğurdu. Daha sonra birçok filmde beraber rol aldılar, son filmleri ise uzun bir aradan sonra 2003’te onları yeniden bir araya getiren Gönderilmemiş Mektuplar oldu.
Kariyerinde zamanla daha nitelikli filmlere yönelen İnanır; Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, Şerif Gören gibi yönetmenlerle çalıştı. Sert mizaçlı ama kalbi pamuk gibi olan o “Anadolu delikanlısı” imajını, yapaylıktan uzak, tamamen bu toprakların insanından ilham alarak yarattı. Böylelikle romantik aşık rollerinin yanında; haksızlığa karşı duran, merhametli ve gururlu Anadolu delikanlılarının sesi oldu. Sinemadaki bu farklı jön duruşu halk arasında ona “Kadirizm” denilen, dürüstlük ve delikanlılık ilkelerine dayanan gayri resmi bir felsefi unvan kazandırdı.

Unutulmaz Başyapıtlar
Türk sinema tarihinin en iyi aşk filmi kabul edilen Selvi Boylum Al Yazmalım (1977), şüphesiz hâlâ Kadir İnanır’la beraber akla ilk gelen film. Cengiz Aytmatov’un romanından uyarlanan filmde canlandırdığı İlyas karakteri, izleyicinin gözünde hem kızılan hem de çok sevilen derinlikli bir figürdü. İzleyiciye, aşkın coşkusunu da hataların ağırlığını da en yalın hâliyle hissettirmişti. Filmin finalindeki “Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti…” repliği; İnanır’ın yüzündeki o hüzünlü, pişmanlık ve gurur arasında gidip gelen ifadeyle hafızalara kazındı.
Kariyeri boyunca 180’den fazla sinema filminde ve birçok televizyon dizisinde rol alan sanatçının öne çıkan yapıtları arasında bireyin yalnızlığını anlatan Bir Yudum Sevgi (1984), toprak ve köylü sorunlarını ele alan toplumsal gerçekçi bir klasik Yılanların Öcü (1985), yine dönemin sosyo-ekonomik zorluklarını ve insan dramını gözler önüne seren dramatik performans Katırcılar (1987), “Ben bu oyunu bozarım!” repliğiyle isyanın ve adaletin simgesi hâline gelen Tatar Ramazan (1990) gibi filmler, sinemamızın mihenk taşları hâline gelen unutulmaz performanslarından sadece birkaçıdır.
İnanır, sinemayı her zaman halkı eğiten, toplumsal sorunlara ayna tutan bir enstrüman olarak gördü. Nitekim hayatının ilerleyen dönemlerinde de Türkiye’nin barış, demokrasi ve insan hakları gibi temel meselelerinde fikir beyan etmekten, sorumluluk almaktan hiçbir zaman çekinmedi.
Veda
Türk insanının gururunu, öfkesini en çok da o sert kabuğun altındaki sonsuz şefkatini; bu toprakların adalet arayışını, mertliğini ve sevdaya teslim oluşunu beyaz perdeye en samimi şekilde taşıyan aktörlerden biri oldu.
Bir süredir sağlık problemleriyle mücadele eden Kadir İnanır, 26 Haziran Cuma günü aramızdan ayrılsa da, eğilip bükülmeyen duruşu onu sinemanın ötesinde, bu ülkenin ortak bir değeri olarak yaşatmaya devam edecektir.
Türk sinemasına bıraktığı mirasa saygıyla…




