1990’lı yıllarda Balkanlar’daki etnik çatışma yaklaşık 100 bin kişinin yaşamına, 2,2 milyon kişinin de yerinden edilmesine yol açtı. Yugoslavya’nın parçalanması sırasında, ülkenin etnik olarak en çok çeşitlilik barındıran yeri olduğundan, en büyük darbeyi Bosna Hersek aldı. Burada yaşayan Bosnalı Müslümanlar, Sırplar ve Hırvatların yıllar süren çatışmalarından sonra 1995’te Batılı ülkelerin “arabuluculuğuyla” bir ateşkes dayatıldı ve Bosna Savaşı son buldu.
Bosna Savaşı boyunca, başkent Saraybosna kuşatma altındaydı. 1992-1995 yılları arasında gerçekleşen ve modern tarihin en uzun kuşatması (Nazilerin, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Leningrad kuşatması 872 gün sürmüştü.) olarak bilinen Saraybosna Kuşatması’nda; şehir, etrafındaki dağlara yerleşmiş Sırp birlikleri tarafından tamamen çevrelenmişti. Elektrik, su ve gıda kaynakları da kesilen Saraybosna’da her gün binlerce mermi ve havan topu sivillerin üzerine yağıyordu. Şehrin dünyaya açılan tek kapısı olan havaalanı, Birleşmiş Milletler kontrolündeydi; ancak oraya ulaşmak için geçilmesi gereken pist, keskin nişancıların hedefindeydi.
1993 yılının başlarında Bosna ordusu, havaalanı pistinin altından geçecek bir tünel kazmaya karar verdi. “Objekt BD” (Dobrinja-Butmir) kod adıyla bilinen bu proje, hiçbir modern ekipman olmadan, sadece kürekler ve insan gücüyle başlatıldı. Yaklaşık 800 metre uzunluğunda, 1 metre genişliğinde ve 1,5 metre yüksekliğindeki bu tünel, yerin 5 metre altında vardiyalı şekilde 24 saat devam eden çalışmalar sayesinde 4 ay süren yoğun bir çabayla tamamlandı.

Direnişin Evi: Kolar Ailesi ve Yaşam Hattı
Bu gerçek hikâyedeki en kritik rollerden biri Kolar ailesine ait. Tünelin Butmir tarafındaki çıkışı, Kolar ailesinin evinin altındaydı. Aile, evlerinin stratejik bir askeri hedef haline gelme riskine rağmen kapılarını direnişe açtı.
Evin hanımı Sida Kolar, tünelden geçen askerlere ve sivillere yiyecek, su ve destek sağlayarak dönemin sembol isimlerinden biri oldu. Ailenin evi hem bir çıkış noktasıydı hem de yorgun düşenlerin nefes aldığı, yaralıların tedavi edildiği güvenli bir liman işlevi gördü. Bugün bu ev, müze kompleksinin ana binası olarak hizmet vermekte ve o günlerin izlerini taşımaktadır.
Tünel tamamlandıktan sonra şehrin çehresi değişti. Bu dar koridor aracılığıyla şehre gıda, ilaç ve yakıt taşındı. Yaralılar dışarı çıkarılarak tedavi imkânı buldu, elektrik kabloları ve petrol boru hatları şehre ulaştı. Aliya İzzetbegoviç başta olmak üzere siyasi liderler ve diplomatlar gizli geçişler yaparak Bosna’nın sesini dünyaya duyurdu. Günde ortalama 3.000 ila 4.000 kişinin ve 33 ton malzemenin geçtiği bu hat, kuşatma altındaki 300 binden fazla insanın açlıktan ölmesini engelledi.
Bugünün Mirası
Kuşatmanın sona ermesinden ve pistin altındaki iletişim ihtiyacının ortadan kalkmasından sonra tünel terk edildi. Düzenli bakım yapılmadığı için kısa süre sonra sular altında kaldı ve çökmeye başladı. Dayton Antlaşması ile kurulan çok sayıdaki hükümet kademesinden hiçbiri, 20. yüzyılın sonunda bir Avrupa başkentini ve vatandaşlarını kurtaran ve işleviyle benzersiz olan bu yerin korunmasına ilgi göstermemişti. Evin sahibi Bajro Kolar ve oğlu Edis’in inisiyatifinde bu anıtsal yapıyı korumak adına tünelin etrafına saçılmış, görünüşte değersiz görünen; kazı için kullanılan aletler, kazılan toprağın doldurulduğu torbalar, yiyecek taşınan sırt çantaları gibi nesneler toplandı. Böylece tünelin inşası ve işletilmesi sırasında kullanılan eşyaların yanı sıra kuşatma sırasında Saraybosna günlük yaşamında yer bulan nesnelerden oluşan bir koleksiyon oluşturdular. “Evlerini” halka ve ziyaretçilere açtılar. Hepsinden önemlisi de evlerinden havaalanına doğru uzanan tünelin yaklaşık 25 metresini hiçbir yardım almadan ve özverili bir çalışmayla korumayı başararak, gelenlerin gerçeği hissedebilmesini sağladılar.
New Yorklu Tim Clancy bir turist rehberinde Kolar ailesinin müzesinden bahseden ilk kişi oldu: “Tünel, insan ruhunun gücünün bir anıtıdır ve bu haliyle her Amerikalı ve Avrupalı tarafından görülmesi gerekir.”
Bu ilk adımlar sayesinde tünele olan ilgi arttı, yurt içinden ve dışından gelen gazeteciler de hakkında yazmaya başladılar. Kolar ailesi sayesinde dünyaya kazandırılan bu yapı, 2010 yılında Kültürel Mirasın Korunması Kanunu’yla korunma altına alındı, 2013’te de kültürel, tarihi ve turistik destinasyonun yönetimi Saraybosna Anıt Vakfı tarafından resmi bir törenle devralındı.
Günümüzde Umut Tüneli Müzesi’ni ziyaret edenler, tünelin orijinal hâlinden geriye kalan 20-25 metrelik bölümü ve yaklaşık 100 metrelik restore edilmiş bölümü yürüyerek deneyimleme imkânı buluyor. Ailenin o dönem kullandıkları ortak oda ve eşyaları da görmek mümkün. Evin bahçesinde hâlâ duran kurşun delikleri, açık sergi alanı, belgesel videolar ve tünelin içindeki o basık, rutubetli atmosfer, ziyaretçilere özgürlüğün ne kadar ağır bir bedelle kazanıldığını hatırlatıyor.
Saraybosna Umut Tüneli sadece bir mühendislik projesi ya da bir savaş anıtı değil. Bir halkın hayata tutunma iradesinin ve fedakârlığının en somut simgesi, bir ailenin cesareti ile bir milletin pes etmeme azminin birleştiği bir insanlık destanıdır.
Evin torunu Edis Kolar, tünelin inşa sürecinde henüz 8 yaşındaymış:
“Savaşın başında, evimiz meskûn mahallin sonunda olduğundan, mahallede vurulan ilk ev olmuştu. Aynı zamanda havaalanına en yakın evdi ve şehri Bosnalı Müslümanların kontrolündeki özgür bölgelere bağlayacak bir tünelin yapımı için en uygun yerdi.”
Savaş sırasında aynı Edis gibi henüz bir çocuk olan yerel rehberin aktardığına göre; aile bugün yine aynı bölgede, başka bir evde yaşamaya devam ediyor, Edis Kolar ise müzede onursal küratör olarak çalışıyor. Büyükanne Sida Kolar da hâlâ hayatta!
Yolunuz düşerse…




