Terzilikte dikiş payı, kumaşın daha sonra sökülüp gitmesine karşı ta baştan hesaba katılan bir güvenlik mesafesidir. Yıpranma ya da sökülme durumunda parçaların yeniden bir araya getirilmesine, yani bütünün korunmasına imkân tanır. Furkan Efe’nin ilk kişisel sergisi “Dikiş Payı” adını bu teknik terimden ödünç alır. Dikiş payını kuşaklar arası belleğin, yer değiştirmelerin ve parçalı anlatıların çözülmeden bir arada durabilmesi için gereken bir düşünme mesafesi olarak önerir. Bu pay, parçaları aralarındaki mesafeyi koruyarak nasıl bir arada tutuyorsa, sergideki çalışmalar da birbirine bu mesafelerin açtığı aralıklarla bağlanır. 1Sergideki çalışmalar çeşitli yüzeylerdeki çözümlemelerden oluşur. Bunların yanında çocukluğundan kalma kimi nesneler yer almaktadır. Bu çözümlemelerde zaman zaman netleşen, zaman zaman bütünüyle belirsiz kalan hatırlamaların izleri bulunmaktadır.
Dikiş Payı’nda hatırlama edimi, geçmişin aslına sadık tek bir temsiline dayanmaz. İlk bakışta nostaljiye yakın dursa da Efe’nin derdi geçmişi bir temsilin içinde sıkıştırmak değildir. Nostaljinin tamamlanmış saydığı zamana karşı belleği, bugünde süren ve her yeni ilişkiyle genişleyen bir ağ olarak düşünür. “Geçmişin bugünde hâlâ sürmeye devam ettiği” 2düşüncesiyle dedesine ait mendilleri, anneannesinin hikayelerini, sözlerini, el işçiliğini, abisiyle paylaştığı ortak mekânın deneyimlerini ve çevreyle kurduğu ilişkileri bir kazıdaymış gibi katman katman açmayı dener. Hatırlamanın sızıntıları hem kuşaklar arasında hem de izleyiciyle çalışmalar arasında sürerken, bellek de sızıntıları bugüne taşıyan bir yolculuk halidir.

Sağ: Furkan Efe, “Raykent”, kumaş üzerine ip, düğme, 10×100 cm, 2024,Fikret Otyam Sanat Merkezi
Fotoğraf: Furkan Efe
“Unuttuklarımızın ve hatırladıklarımızın dönüşerek bugün neye benzediği” 3 sorusunun peşine düşen Efe, zihnindeki parçalı görüntülerden yola çıkarak araştırmaya girişir. Kimi zaman ailesiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkilerden sızan bir ayrıntı, kimi zaman çocukluktan bugüne saklanmış bir nesne çıkar karşısına. Bulduğu nesneler, hatırladıklarının hangi zamandan bugüne taşındığına dair ipuçlarıdır. Ailesinin memuriyeti nedeniyle sürdürdüğü geçici yerleşik yaşam, çevresiyle kurduğu teması, taşınabilir olana yani bedenler arası ilişkilere kaydırmıştır. Çalışmalarında hatırlamanın kuşaklar arası anlatılarla katmanlaşmasının nedeni belki de budur.
Efe’nin çocukluğunda doğrudan çevresiyle kurduğu ilişkinin en güçlü imgesi “trenler”dir. Bu imge demiryolu lojmanı olan “Raykent Sitesi”nin manzarasından ve sesinden gelir. Hemen her çalışmada izini bulabileceğimiz bu imge, “Raykent” isimli çalışmada biçimsel olarak netleşmiştir. On santim eninde ve bir metre uzunluğunda ince bir kumaş şeridinin oluşturduğu zeminde, duvara göz hizasının üstünde, yatay olarak yerleştirilmiştir. Kumaş boyunca siyah iplikle çizilen kesintisiz hat, bir tren imgesini oluşturur. Trenin tekerlekleri sanki bir düğme kutusundan seçilmiş gibidir. Şeridin solunda ve sağında renkli çiçek işlemeleri bulunur. Nakışın geleneksel tekniğiyle işlenmiş çiçekler simetrik ve tamamlanmış birer motif olarak başka bir elin izini taşımaktadır. Bu çalışmanın hemen sol yanında “Tren Gezisi” isimli çalışma yer almaktadır. Uzaktan bakılan bir manzara olan tren burada, zamanda ve mekânda yolculuk edebildiği ve doğrudan temas kurabildiği bir deneyim alanıdır. İki çalışma arasındaki boşluk ise manzarayla yolculuk arasındaki mesafeyi açık bırakmaktadır.
Sergi mekânına girildiğinde kumaş mendillerin ve bir okul önlüğü yakasının asılı olduğu bir duvar karşımıza çıkar. Farklı renk ve desenlerdeki kumaşlar köşelerinden iğnelerle gerdirilmiş, aralarında düzensiz boşluklar bırakılmıştır. Gerilmiş olmalarına rağmen yüzeyleri düz durmaz çünkü dikişin yoğunlaştığı yerlerde kumaş kendi üzerine toplanır ve hafifçe kabarır. Çizim bu yüzden sadece yüzeyde görünen bir iz değildir, kumaşın dokusunda da hissedilebilir. İğneleme ise kalıcı bir tutturma yöntemi değildir, küçük bir müdahale ile hemen çıkarılabilir. Mendiller bu nedenle bir süreliğine oraya tutturulmuş gibidir. Her mendil kendi kenarlarıyla çevrili ayrı bir alandır ve her biri üzerinde ayrı bir temasın izini taşır. Aralarındaki boşluklar ise kat edilmeyi bekleyen mesafeler gibidir. Aynı bekleyiş duvarın üzerinde duran ahşap oyuncak trende de sürer. Hafıza ne bugündür ne dün, tren ne kalkmıştır ne varmıştır; her iki ihtimali de açık durmaktadır.
Efe’nin dedesine ait mendiller, geçmişin bir nesnesi olarak kendi hafızasını üzerinde taşır. Dedesinin dışarı çıkarken üzerinde taşıdığı mendil günlük yolculuğunda her gün eve geri döner ve Efe’nin anneannesi tarafından yıkanır, ütülenir, katlanır ve üst üste dizilerek yeni yolculuğunu bekler. Mendillerin arasında tek başına duran bir yaka aynı döngünün içinden gelir. Dedenin cebindeki mendilin yolunu bu kez Efe’nin okula giderken boynunda taşıdığı yaka gitmektedir. Mevcut temas zincirine üçüncü bir katman olarak eklenen Efe, kendi nesnesinden mendilin hafızasına bir köprü kurarak ikisini de geçmişin izleriyle bugüne taşımaktadır.
Bu katılım önce tek yönlü bir talep olarak ortaya çıkar. Sanatçı, küçük bir defterde tuttuğu çizimlerini anneannesine götürerek bunları dedesinin mendillerine işlemesini ister. Anneannesi başlangıçta Efe’nin bu isteğine anlam veremez, çizimleri karmakarışık bulur. İkna ise anlata anlata ve zaman içinde gerçekleşir. Bir süre sonra anneanne sadece bir uygulayıcı olmaktan çıkarak kendi görme biçimiyle mendilin yüzeyine sızar. Kimi yerde kenara klasik nakış tekniğiyle bir çerçeve, kimi yerde Efe’nin çizimine renkli bir çiçek ekler. İki çizgi dili birbirine karışmadan aynı belleğin farklı katmanlarını oluşturmaktadır. Aynı mendilde farklı katmanlarda bir araya gelen “üç farklı el, üç ayrı zaman ve üç kuşak”, 4 birbirini silmeyen bir ortaklık kurar. Dikiş payında olduğu gibi üç kuşağın hatırlama biçimi birbirine yer açtığı mesafede kurulur.

Fotoğraf: Çankaya Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
Efe’nin talebiyle başlayan işbirliği, anneannesinin müdahaleleriyle çoğalan ve dönüşen bir ortak hafızaya dönüşür. İmgelerin yoğunlaştığı mendillerin kimisinin üzerinde, belli belirsiz okunan cümleler vardır. Efe, anneannesinden sık duyduğu “Ummadığın taş baş yarar” ve “Gördün mü deliyi dön geri” gibi sözleri mendillere işletmiştir. Bunlar tekrar tekrar söylendikleri için akılda kalmış, gündelik sözlü uyarılardır. Anneanneye ait bu sözler, yine onun elinden geçerek yıllarca onardığı mendiller üzerinde sabitlenir. Dikiş bir gün sökülse bile bıraktığı iz mendilde bir katman olarak kalacaktır. Defterden mendile geçen çizgiler böylece Efe’nin elinin izini dolaylı, belleğinin izini doğrudan taşır.
Sergideki farklı ölçeklerdeki tuval resimlerinde ikinci bir el yoktur. Yüzeydeki her iz doğrudan Efe’nin elinden ve belleğinden çıkar. Resimlere yakından bakıldığında dikişe benzer bir el ritmi görülür. Boya geniş hamlelerle sürülmez, kısa ve tekrarlı fırça hareketleriyle yüzeyde birikir. Uzaktan bütün görünürken resimlere yakından bakıldığında katman katman duran ayrı dokunuşlara ayrılmış gibidir. Dikişin bata çıka ilerlemesi gibi resim de üst üste binen küçük hareketlerle kurulur.
Mendilin sınırları, “Uyku Vakti” isimli çalışmada beyaz bir çizgiyle ve köşelerdeki sarı bağlarla tuvale taşınmıştır. Bu mendil imgesinin üzerine çekilen kalın kırmızı hatlar ise yatayda ve dikeyde genişleyerek bir iç mekân katmanı kurar. Bu mekân, sanatçının çocukluğunda anneannesinden dinlediği uyku masallarının mekânıdır. Anneanne uyku vaktinde tek bir hikaye bilir ve onu her gece yeniden ve başka türlü anlatır. “Uyku Vakti” isimli çalışma bu hikayeden anımsanan figürlerden oluşur. Mekânın merkezine yerleşen turuncu gövdeli büyük bir çalar saat, arkada bir salıncağın üzerinde duran kedi, onun sırtındaki kuş ve aşağıya doğru kıvrılan sarı bir yılan bu masalın parçalı figürleridir. Boşluklara ise tek tek harfler serpilmiştir: “u, y, k, u, v, a, k, t, i ” sırasız, birbirinden uzak, her biri ayrı bir boşlukta durmaktadır. Her gece yeniden anlatılan hikâye, izleyicinin her bakışında yeniden kurulur, şimdi vakit “uyku vakti”dir.
Hatırladıklarımız yanlarında unuttuklarımızı da taşır. Bugün kim olduğumuz, nelerle karşılaştığımız, nereden ve nasıl geçmişe baktığımız bu yolculukta ne bulacağımızı değiştirir. Anneannenin her gece aynı hikâyeyi başka türlü anlatması da bundandır, onun anlattıklarını Efe’nin bugün başka türlü hatırlaması da… Efe’nin meselesi kuşaktan kuşağa geçen anlatının doğru olup olmaması değildir, hatırladıklarımızın farklı zamanlarda farklı belleklerde nasıl dönüştüğü ve bugün nasıl anlaşıldığıdır. Efe de bu bellek yolculuğuna kendi katmanını eklerken, kumaşın kenarında bırakılan pay gibi, kendinden sonrakiler için de bir alan bırakır. Hiçbiri bir diğerinin önüne geçmez ya da tek başına bütünü anlatmaz. Geriye kalan da bir sonuç değil, kat edilmeyi bekleyen mesafedir.
* Metinde yer alan görseller sanatçının ve Çankaya Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün izniyle kullanılmıştır.
- Aslı Işıksal, “Dikiş Payı” sergi metni, Furkan Efe kişisel sergisi, Çankaya Belediyesi Fikret Otyam Sanat Merkezi, Ankara, 2026. ↩︎
- a.g.m. ↩︎
- Sanatçı ile sözlü görüşme, 2026. ↩︎
- Aslı Işıksal, “Dikiş Payı” sergi metni, Furkan Efe kişisel sergisi, Çankaya Belediyesi Fikret Otyam Sanat Merkezi, Ankara, 2026.
↩︎




