Aspendos Antik Kenti
Aspendos Antik Kenti

Antik Yunan Sanatında Egemen İdeolojinin İzleri

Mitolojiden Tragedyaya – Heykelden Mimariye
13 Ağustos 2025
7 dakika

Antik Yunan, doğa anlayışı ve bilimi ile site yaşamı yani ethosu arasında sanatla ilmek ilmek örülmüş sıkı bir bağ vardır. Antik Yunan sanatında egemen ideolojinin izlerini, mitolojiden tragedyaya heykelden mimariye sanatın hemen her alanında görmek mümkündür.

Eski Yunan’da ideoloji ile sanat arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için ilk önce siteye, sitenin oluşumuna ve siteyi ayakta tutan unsurlara kısacası yerleşik kültürün tarihine bakmamız gerekir.

Site ilk olarak ortak ihtiyaçlar dahilinde bir araya gelen kabileler tarafından kuruldu. George Thompson, Tragedyanın Kökeni-Aiskhylos ve Atina kitabında kabileyi şöyle tanımlar: “Düşük üretim düzeyinin koşullandırdığı bir iş bölümü temelinde ilkel sürüden evrimleşmiş çok hücreli bir organizmaydı; bu evrimleşme dıştan evlenme kuralı ve totem tabusunca etkilenmiş, yansılama büyüsüyle desteklenmiş, ideolojik olarak da hayvan biçiminde kavranan atalara tapınma biçiminde yansımıştı”. Kabileyi bir arada tutmak için önemli bir işlevi olan totem tapınımı; evlilikten, yeme içmeye kadar hemen her alanda kabileler arasında inanca dayalı toplumsal normlar yarattı. Site yaşamına geçişle değişen şartlar ve gelişmelere uyumlanarak totemler, zamanla yerini mythoslara bırakacaktı. 

Kabile yaşantısındaki totem gibi sitenin birlik ve bütünlüğü mythologia ve ethos ile sağlanırdı. Bu noktada Antik Yunan’a dair en öncelikli kaynağımızın Homeros olduğunu söylemek gerekir. Site ile mythoslar arasındaki ilişkinin açık bir örneği Homerik şiirlerdir.

Antik Yunan için yurttaşın yaşayabileceği en uygun yer sitedir. Aristotelyen bir ifadeyle, site insan doğasına en uygun yerdir. Çünkü, insan doğası gereği toplumsal bir hayvandır. Mythoslar mevcut düzeni korumak ve dayatmak için vardır. Her şey mythoslarla açıklanır. Örneğin, site yaşantısını ve bütünlüğünü koruyan önemli mythlerden birisi; siteler arasında kötü ruhların, Tanrı, Tanrıça ve Titanların gezdiği, savaştıkları ve karşılaştıkları insanlara zarar verdikleri yönündeki mythtir. Yazılı kültürün çok az ve okuma-yazma oranının bir o kadar düşük olduğu bir coğrafyada mythoslar son derece didaktik bir işlev görür. Mythosların bir ‘anlatı’ olması sürekli güncellenmesine, yenilenmesine ve yere, zamana, olaya göre değişiklik göstermesine olanak tanır. Claude Levi Strauss’a göre toplumların varlığı mythoslara bağlıdır. Mythosları kaldırırsanız toplum dağılır. Mythoslar değiştirilemez yasaları anlatır.

Yunan dininin Tanrılar alemi, insanlar aleminin abartılı bir tekrarıdır. Tanrılar genellikle insan suretindendir ve onlar da insanların yaşadığı sorunları yaşarlar. Bu dünyadan aşkın bir yerde değillerdir, Tanrılar Tanrısı Zeus bile Olympos’ta yaşar. Tıpkı Yunanlının kaderini, hakikatini ve site gerçeğini değiştiremeyişi gibi onlar da Moiralara, yani Kader Tanrıçalarına karşı koyamaz. Öyle ki Zeus, kadere karşı çıkıp hastalıkları iyileştirdiği için Sağlık Tanrısı Asklepios’u (ki Zeus’un torunudur) yıldırımlarıyla öldürür.

Yine Antik Yunan’a hakim genel felsefeden hareket edelim. “Hiçten hiçbir şey çıkmaz, var olan hiçbir şey yok olmaz.’’ Yani evren ezeli ve ebedidir, varlığa gelmemiştir. Eski Yunan dünyasında evreni Tanrılar yaratmamıştır, evren Tanrıları yaratmıştır. Neredeyse tüm Antik Yunan filozofları bu düşünceyi savunur.

Sokrates öncesi filozoflara baktığımızda Thales’le başlayan bir arkhe tartışmasına gireriz. Doğa filozofları olarak tanımlayabileceğiz bu filozoflar ‘değişenin altında değişmeden kalan’ı bulmaya çalışmışlardır. Homeros, İlyada’da “Okeanos, her şeyin babasıdır” der. Okyanus kelimesine adını veren Okeanos, Denizler Tanrısı Poseidon’un amcası ve denizlerin ilk hakimidir. Tarihin ilk filozofu ve ilk felsefe okulu kabul edilen Milet Okulu’nun kurucusu Thales ise “Her şeyin arkhesi sudur” der. Homeros, her şeyin Okyanus Tanrısı tarafından var edildiğini söylerken Thales her şeyin ana maddesinin su olduğunu söyler. Birbirine çok benzer ifadeler gibi görünse de evren artık inanç ile değil akıl ve bilimle kavranmaya çalışılır. ‘Mythostan logosa geçiş’ diye tanımlanan bu süreç, egemen Yunan düşüncesini doğa bilimsel bir noktaya taşımaya çalışır.

Antik Yunan insanı evreni radikal bir şekilde değiştirebileceğine inanmaz. Tür, cins ve genel olan hiçbir şey değişmez. Değişiklik görünüştedir. Hareket, ölüm gibi. Bilmek, görünenin ardında yer alan, görünmeyen yani sadece akıl ile kavranılan ilkeleri bilmektir. Amaç tikel değil tümel varlıktır. Eski Yunanlılara göre değişimin sadece tikelde olduğunu, bunun görünüş olduğunu, tümellerin sabit ve değişmez olduğunu ve erdemin bu tümellere ulaşmak olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin; tikel olarak her insan doğar, gelişir, en yetkin formuna ulaşır, benzerlerini etrafa yayar, yani çoğalır ve ölür. Tikel olarak her insan bu süreci yaşar, ancak insan tümeli sabit olarak yerini korur.

Antik Yunan düşünce sistemi, site yaşamının hemen her alanına nüfus etmiştir. Sanat, egemen ideolojiyi aktarmanın en kolay ve en etkili yoludur. Örneğin; heykeller… Antik Yunan’da heykel ve benzeri sanatlara bu kadar çok önem verilmesinin en önemli nedeni bu değişmezleri en iyi şekilde ifade edebiliyor olmalarıdır. Heykellerin eğitici-öğretici işlevi çok büyüktür. Okuma-yazma oranının yarattığı eksikliği heykeller çok iyi kapatır. Birçok savaşı, kahramanlık hikayelerini hatta töreyi heykellerden okumak mümkündür. Estetik yani aisthesis kavramının temel amacının eğitim yani bilgi olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki aisthesisin ikinci anlamı ‘dokunmak’ demektir. Boya ve bakım köleleri her gün sorumlu oldukları heykelleri orjinaline uygun bir şekilde boyar. Onun değişmesine, yıpranmasına izin vermez. Siteyi, yasaları ve değişmeyen yazgısını heykele dokunarak öğrenir.

Heykeller tiyatrodan daha avantajlı bir özelliğe sahiptir. Tiyatro kumpanyalarının gelmesini beklemezsiniz. Heykeller sabittir ve anlatım sürekli devam eder. 

Tragedyanın da temel amacının aynı olduğunu, neredeyse hep aynı şeyin anlatıldığını söylemek mümkündür. Kaderden kaçamazsın! Sınıflar arası hiyerarşi her alanda olduğu gibi tiyatroda da aristokratlardan kölelere doğru giden oturma düzeninde kendini gösterir. Buna rağmen kölenizi tiyatroya götürmek zorundasınız, onun eğitiminden sorumlu olduğunuz gibi.

Antik Yunan tiyatrosu poetiktir, yani doğada yoktur. Bu da onun erdemini gerçekleştirebilmesi için mimetik olması, doğayı (insan doğasını) taklit etmesi gerektiği anlamına gelir. Yunanlılar tragedyada başka bir yerde göremeyecekleri kadar objektif bir şekilde hayatı izliyorlar. Taklidin amacına ulaşması için seyircide nesnellik kurması gerekir, öznelliği devreye sokacak her şey devre dışıdır.

Tragedya daha çok gece oynanır. Çünkü görselliğin yanıltması istenmez, amaç pedegojik işlevdir. Bu yüzdendir ki Antik Yunan tiyatro mimarisi deyince aklımıza ilk gelen akustik olur. Eski Yunan mimarisinin en önemli özelliklerinden bir akustiktir. Akustik o kadar iyidir ki binlerce izleyiciye rağmen en arkadaki seyirci dahi oyunu rahatlıkla duyabilmektedir. Karanlığının yarattığı görsel kayıp sese konsantrasyonu daha da arttırır. Herkes aynı şeyi aynı şekilde dinler. Ses, nesnelliği sağlar, ancak görüntü aldatıcıdır.

Aynı şekilde maske kullanımı da yine görselliğin yanıltıcı işlevinden kaynaklanır. Tragedya oyuncusu canlandıracağı kişiyi yaklaşık olarak temsil eden masklar kullanır. Mask, tragedyanın yüksek odakla takip edilmesini sağlar.

Yazar-dramaturg halk arasında yaygın olan inançlar, eposlar ve mitleri kaynak alarak yazar. Sınırlar ve kurallar bellidir. Dramaturg iyi bir psikolog ve pedagog işlevindedir.

Antik Yunan tragedyası ortak bir anlam dünyasına seslenir. Tragedya kaderin değişmez olduğunu anlatır. Sofokles’in Kral Oidipus tragedyası, bu anlayışı somutlayan en iyi örneklerinden biridir.

Hikayeye göre Oidipus, Kahin Tiresias’tan babasını öldürüp annesiyle evleneceği yönünde bir kehanet alır. Anne-baba bildiği insanlardan kaçmak için Thebai kentine doğru yol alır. Yolda ihtiyar bir adamla yol kavgasına girip adamı ve korumalarını öldürür. Ardından Thebai kentine musallat olan canavar Sfenks’i alt eder. Kentin kahraman ilan ettiği Oidipus, henüz dul kalmış kraliçe ile evlenir, dört çocuğu olur. Oidipus’un öldürdüğü adam, babası ve evlendiği kadın, dul bıraktığı annesidir.

Yunanlı, özdeşlik kurduğu Kral Oidipus üzerinden kaderin değişmez olduğunu izler. Öyle ki Oidipus, kaderinden kaçmaya çalışırken aslında ona doğru koşmaktadır. Özdeşleşme, seyircide korku ve acıma duyguları doğurur. Böylece Oidipus’un trajik hatasını seyirci dolaylı olarak yaşar. Nihayet bu sakıncadan, yani kaderine başkaldırmasına neden olacak kibir, öfke, hırs, kıskançlık, gurur gibi duygulardan katharsis yoluyla arınır.

Tragedyanın amacı seyircide bir bakış açısı yaratmak değildir. Yunanlılar tragedyayla kendi telosunu, yani ereğini, yani sitedeki yerini, yani sınıfları ve sınıflar arası geçişin olmadığını öğrenir. Tamamen pasif ve edilgen bir konumdadır. Tragedya bir nevi okul işlevi görür ve yurttaş yapması/yapmaması gereken şeyleri öğrenir. Özdeşleşme, trajik hata en önemlisi katharsis gibi ilkeler bu ideolojik işlev üzerine kuruludur. Mimesis; sürekli, sabit ve değiştirilemez teleolojik kozmosu anlatır.

Sonuç olarak Antik Yunan sanatı ile site yaşamı arasında birbirini sıkı sıkıya destekler bir bağ vardır. Sanat gerçeğin kavramsal analizini yapmaz. Her şeyi olduğu ve olması gerektiği gibi anlatır. Bundandır ki Antik Yunanlılar, Herakleitos’tan -deyim yerindeyse- nefret eder. Çünkü, “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir”.

Ozan Bayav

Ozan Bayav, 1992’de Adana’da doğdu. 2010 yılında Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Aynı yıl Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu’nda tiyatro serüvenine başladı. 2018 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık ve Dramaturgi ASD’ye girdi. Birçok oyun projesinde çeşitli roller üstlendi. 2025 yılında ‘Kör Kuyu’ adlı oyunuyla 5. Erhan Gökgücü Oyun Yazarlığı ‘Lucifer’ Ödülü’nün sahibi oldu. Dünyada ilk kez bir kedi adına verilen bu edebiyat ödülünün ilk kazananı oldu. Eser İnkılap Kitabevi tarafından basıldı. Aynı sene ‘Süveyda’ isimli öyküsüyle 11. GİO Ödülleri’nde Yayımlanmamış Öykü kategorisinde Başarı Ödülü kazandı. Tiyatro oyunları, dizi-film senaryosu ve kısa öyküler yazıyor. Ayrıca Artistik Cimnastik Antrenörlüğü yapmaktadır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Uluslararası Savaş Karşıtı Film Festivali
Önceki

Uluslararası Savaş Karşıtı Film Festivali

Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Logo
Sonraki

Sinema Öğrencileri Altın Portakal Sahnesinde!