Charlie Chaplin - Modern Zamanlar - 1936
Charlie Chaplin - Modern Zamanlar - 1936

Sinema Tiyatroya – Teknoloji Sinemaya Karşı

2 Mart 2025
7 dakika

Sinema tarihinin ilk filminin çekildiği 1895 yılına kadar gösteri sanatlarının hakimi tiyatroydu. Tiyatro sanatı bu tarihten önce binlerce yıl insanlık tarihinin en önemli araçlarından biriydi. Kültürün inşasında, insanlığın varoluşu anlama ve tanımlama yolculuğunda; değer, yargı ve birikimlerini geçmişten geleceğe taşıdığı büyüleyici bir sahneydi tiyatro. Sinemanın doğuşu ve kısa sürede kat ettiği teknik gelişmelerle tiyatro arka planda kalmış, giderek kulise itilmiş ve üstüne yeni bir perde çekilmiştir; Sinema Perdesi.

Bugün aradan geçen 130 sene sonra aynı senaryo bu kez sinema için gerçekleşmekte, aynı perdenin yeşili bu kez sinemanın önüne çekilmektedir. CGI ve yeşil perdenin icadı, bilgisayar-oyun-video teknolojisinin her geçen gün gelişen yapısı, VR gözlüklerle sağlanan artırılmış gerçeklik, 3D ve IMAX teknolojisi gibi gelişmeler sinemayı hiç olmadığı kadar ileri taşımakta, ancak arkasında ondan çok az şey bırakmaktadır. İşte bu yüzden Sinema Tiyatroya – Teknoloji Sinemaya Karşı…

Antik Yunan’da tiyatro ile erdem kazanılırdı. Kadın, erkek, yönetici, köle, metek herkes tiyatroya gider ve telosunu, yani hayattaki ereğini, yani sitedeki yerini öğrenirdi. Aristokrasi ile halk arasında siyasal köprü kuran bir okuldu tiyatro. Antik Roma’da tiyatro tam bir eğlence pazarıydı. Yunan’dan aldığı mirasla bugünün Holywood’u ile karşılaştırabileceğimiz prodüksiyonların keşfedilip uygulandığı bir medeniyetti Roma. Binlerce insanın oyunun bir parçası olup adrenalin uğruna birbirini öldürdüğü Deniz Savaşları’nı, etkileyiciliği artırmak adına yüzlere vahşi hayvan ve gladyatörün dövüştürüldüğü arenaları, gerçek idam, tecavüz, düello sahnelerine yer veren, gemilerin yüzdürüldüğü, savaşların canlandırıldığı Roma Tiyatrosu’nu düşününce zihnimde bugünün dev bütçeli sinema filmlerine benzer görüntüler canlanıyor.

Film sanatının ilk yıllarına baktığımızda, kameranın icadıyla sinema “kaydedilebilir tiyatro” tanımlamasını yapabileceğimiz bir yerde duruyordu. George Melies’in Aya Yolculuk filmi ya da Charlie Chaplin’in 1914’ten 1920’lere kadar çektiği filmler bize bir tiyatro oyununu film perdesinde izleme keyfini sunuyor gibidir. Bu filmlerdeki dekorlar tiyatro dekorları gibi iki boyutlu yapılardan oluşmaktaydı. Sahneler genellikle tek seferde çekiliyordu; film makaraları çok pahalıydı ve bir tiyatro oyunu gibi mizansenleri çalışılan sahneler tek seferde kayıt altına alınıyordu. Sinemada uzun yıllar boyunca izlediğimiz oyunculuklar, ses teknolojisinin henüz bulunmamış olmasının çok büyük etkisiyle oldukça tiyatraldi. Ses teknolojisinin icadı ve hareketli kameranın olanaklarını artırmasıyla tiyatral oyunculuk giderek terk edilip yerini tıpatıp gerçekliğin hakim olduğu yeni bir sinema diline bıraktı. Bununla birlikte tiyatro da teknik olanaklarını çoğaltmış oldu. Sinemanın imkanlarından faydalanan günümüz tiyatrosu sinevizyon, dış ses, hologram, hareketli görüntü ve video gibi olanakları sahnesine taşıyarak Matrix, Alice Harikalar Diyarında, Yüzüklerin Efendisi gibi bilim kurgu ya da fantastik eserleri uyarlayıp oyunlaştırabilecek formüller edindi. Sinema ve video teknolojisinin her geçen gün biraz daha ilerlemesi ile birlikte film sanatı da tiyatronun olanaklarına biraz daha yaklaşmış oldu. 3D ve dron teknolojisi, hareketli koltuk, derinlikli ses efektleri, hologram ve koku-tat-his oluşturma imkanlarını her geçen gün biraz daha artıran sinema sanatı tiyatronun sağladığı canlılığa sanal yolla da olsa epey ulaşmış durumda.

Sinema yüzyılımızda yüzlerce milyon doların harcandığı Karayip Korsanları, Avatar, Yüzüklerin Efendisi, Titanic, Harry Potter gibi yapımların yanında küçük bir ülkenin dış borcunu silecek ya da refah seviyesini artıracak kadar büyük hasılatların elde edildiği bir endüstrinin sahibi olmuş durumda. Avengers, Star Wars, Transformers ve yukarıda saydığım filmlerin hasılatları iki-üç milyar dolara ulaşmış durumda. Sinemanın özellikle Amerika’da bu kadar büyük bir sanayi olması, geçmişten günümüze uzanan bağı düşününce, hiç şaşırtıcı gelmiyor. Antik Yunan ve Antik Roma’da sahne sanatlarının ulaştığı görkeme, Rönasans’ın çağının ötesinde tekniklerle donatılan devasa tiyatro, opera ve bale salonlarını düşününce sinema, teknik problemlerini ortadan kaldırmış tiyatrodur diyebiliyorum.

Sinema bizlere tiyatronun tiyatro da sinemanın sağlayamadığı bazı olanaklar sunar. Tiyatronun sinemadan farkı basittir aslında. Bu fark tiyatronun özünden gelir; tiyatro anda gerçekleşendir. Bütün bir oyunu birbirinin aynı süre ve duyguyla ne oynayabilir ne izleyebilirsiniz tiyatroda. Seyircinin tepkisi, dışarıdan gelen gürültü, bir repliği unutmak, ışıkçının ışığı geciktirmesi ve bunun gibi daha pek çok şey oyunu o ana özel kılan faktörlerdir. Risk çoktur. Gösteri devam edebilir ama tiyatronun hataya tahammülü yoktur.

Sinema sanatını tiyatro ile karşılaştırırsak sağladığı en büyük avantajın yakın çekim olduğunu söyleyebiliriz. Tiyatroda perspektif yakalamak çok zordur. Bunun için hareketli dekor ya da ışık hileleri kullanmak mümkün ya da sinemanın teknik olanakları; sinevizyon, hologram, video teknolojisi kullanılabilir. Perspektif ve yakın-uzak çekimler sinemaya özgü; hatta ona özdeş imkanlardır. Tiyatroda bu en fazla disiplinler arası alışverişin başarılı bir örneği olabilir. Tiyatro sahnesinde seyirci oyunu hep aynı yerden izler, oyuncunun gözünü ne kadar görüyorsa ayak serçe parmağını o kadar görür. Bu yüzden gözlere kalem çekilir, yüze pudra sürülür. Seyircinin odağı sağlanmaya çalışılır. Sinemada buna gerek yoktur. Yakın çekim yapmak yeterlidir; bir damla gözyaşının her kıvrımını görebiliriz ekranda. Günümüz sinema teknolojisi ile o gözyaşının içine girip her bir zerresine teneffüs etmek mümkündür sonra kameranın geri hareketiyle bütün anı uzayın derinliklerinden izleyebilir ve yeniden o ana dönebiliriz.

Tiyatronun ana özgü bir deneyim yaşattığını söylemiştik. Bunun yanında sinema hep aynı anı başa sarar makarada. Sinema değişmez. Projeksiyondan, televizyon ya da bilgisayardan; bugün, yarın ya da gelecekte, ne zaman ve nerede izlerseniz izleyin hep aynı filmi izlersiniz. Sinema filmi ölümsüzdür; kayıtlar durduğu sürece çekilen her film var olmaya devam edecektir. Tiyatro oyunu ölümlüdür (onun büyüsü biraz buradan gelir); bir oyuncunun sağlık problemi oyunun bir daha oynanamaması için yeterli olabilir.

Richard Linklater - Boyhood - 2014
Richard Linklater – Boyhood – 2014

Sinema, Richard Linklater’ın çekimleri on iki yılda tamamlanan Boyhood ya da dokuz yıl arayla çektiği Before Sunrise serisinde yaptığı gibi yıllara yayılan çekimlerle kurabilir filmini; oyuncunun saçını kestirebilir ve bir sonraki sahneyi altı ay sonrasından başlatabilir.

Sinemanın kayıt teknolojisinden doğan yapısı ona pek çok avantaj sağlar. Tiyatroda her türlü aksaklık ya da beklenmedik durum oyunun bir parçasına dönüşmediği takdirde oyuna zarar verir, oyunu bozar. Sinemada yönetmenin “Kestik!” demesi yeterlidir; sahne tekrar çekilir. Tiyatro ne yazık ki bu kadar şanslı değildir.  Perde açıldığı anda yönetmenin otoritesi herhangi bir seyirci kadardır, izlemek dışında yapabileceği hiçbir şey yoktur. Oyunu bölemez, içine sinmeyen sahneyi yeniden oynatamaz. Tek bir çekim hakkı vardır tiyatro yönetmeninin ve onu iyi kullanmak zorundadır. Bunun için tekrarlanabilir oluncaya kadar hep aynı oyunun provası alınır. Sinema daha serseridir bu konuda. Varsayıyorum oyuncunun sarhoş olduğu bir sahne çekeceksiniz oyuncuyu gerçekten sarhoş edebilirsiniz. Bir de bakmışsınız sinema tarihinin en gerçekçi performanslarından birini kayda almışsınız. Tiyatronun böyle bir lüksü yoktur.

Sinemanın icadıyla tiyatro ölmemiştir elbet, ancak onun can çekişmesine neden olduğu su götürmez bir gerçek. Bu konuyla ilgili tiyatronun lehine olan söylemleri bir ‘tiyatrocu’ olarak muhafazakar bulduğumu söylemeliyim. Bugün yıllarca oynanabilen tiyatro oyunları, istedikleri kadar turne yapsınlar bir Christopher Nolan filminin aynı anda tüm dünyada gösterime girmesiyle sağlayabileceği gişeye ulaşamayacaktır. Tiyatronun -doğası gereği- ulaşabileceği kitle aşağı yukarı bellidir. Sinemanın sınırsızdır. Günümüzde bu fark iyice gözle görülür hale gelmiştir.

Bugün artık tek seferde çekilen uzun planlı ya da seyirci tercihine göre farklı sahnelerle açılan filmleri izlemek mümkün. Çekimler sırasında ölen Paul Walker filmin final sahnesinde oynayabiliyor ya da 57 yaşındaki Robert Downey Jr. bilgisayar teknolojisiyle ilk gençlik yıllarına dönebiliyor. Bütün bir filmin bu imkanlarla çekildiğini hayal etmek hiç de zor değil. Neredeyse tamamı bilgisayar başında ya da yeşil perde önünde çekilen filmleri düşününce belki de bir süre sonra oyuncuya dahi gerek kalmayacaktır. Charlie Chaplin’in yeni filminin gösterime girdiğini düşünsenize! Yalnız bu da değil. Yakın gelecekte sinema ve bilgisayar teknolojisindeki ilerlemeler izleyene Westworld’deki gibi filmi yaşatan hatta rol veren evrenler kurulabilecek diye düşünüyorum. Doğuşuyla tiyatro sanatının önüne perde çeken sinema sanatı belki de sahnesini ağır ağır Steven Spielberg’ün Ready Player One filmindeki gibi bir oyun/video dünyasına bırakacaktır.

Ozan Bayav

Ozan Bayav, 1992’de Adana’da doğdu. 2010 yılında Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Aynı yıl Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu’nda tiyatro serüvenine başladı. 2018 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık ve Dramaturgi ASD’ye girdi. Birçok oyun projesinde çeşitli roller üstlendi. 2025 yılında ‘Kör Kuyu’ adlı oyunuyla 5. Erhan Gökgücü Oyun Yazarlığı ‘Lucifer’ Ödülü’nün sahibi oldu. Dünyada ilk kez bir kedi adına verilen bu edebiyat ödülünün ilk kazananı oldu. Eser İnkılap Kitabevi tarafından basıldı. Aynı sene ‘Süveyda’ isimli öyküsüyle 11. GİO Ödülleri’nde Yayımlanmamış Öykü kategorisinde Başarı Ödülü kazandı. Tiyatro oyunları, dizi-film senaryosu ve kısa öyküler yazıyor. Ayrıca Artistik Cimnastik Antrenörlüğü yapmaktadır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Hasan Kıran, Çatalhöyük Serisi II, 2024, Ahşap Oyma-Boyama, 116x47cm ( DETAY )
Önceki

Brieflyart Galeri’de Yeni Sergi: Hasan Kıran, Abuzambak

Ama
Sonraki

Ama 14 Mart’ta Zorlu PSM %100 Stüdyo’da