Samanyolu’nu Bilir Misiniz?, Cem Davran, Hakan Gerçek
Samanyolu’nu Bilir Misiniz?, Cem Davran, Hakan Gerçek

Bir Akıl Hastanesi Masalı: Samanyolu’nu Bilir Misiniz?

15 Şubat 2026
3 dakika

Davran Tiyatrosu’nun ikinci yapımı, Sevim Özakman çevirisi, “Samanyolu’nu Bilir misiniz?” Alman oyun yazarı, Karl Wittlinger (1922-1994) imzalı, modern Alman tiyatrosu örneklerinden “Samanyolu” (1950’ler) üzerine yeni bir uyarlama ve kim akıllı kim deli sorgulaması. 

Savaş sonrası, Avrupa insanının ruhsal durumunu, yabancılaşmayı ve “normal” kabul edilen toplumun garipliğini ustalıkla ele alan bir metin var karşımızda.

Bir akıl hastanesinde yolları kesişen iki özgür ruh: Asabiye (Psikiyatri) Kliniği’nin, kimliğini yitirince deli hükmü giymiş ve “deliliği” benimsemiş bir hastası olan Sam (Cem Davran) ve daha önce aktörlük yapmış; başka birtakım mesleklerde de çalışmış, sonra da Asabiye doktoru olmuş Noyros’un (Hakan Gerçek) üzerinden ilerleyen “oyun içinde oyun” kurgusunda, hastanın geçmişine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz… (Oyun boyunca yer yer bize eşlik eden kliniğin diğer iki hastasını da “Tontiş” ve “Pimpiş” lakaplarıyla tanıyoruz, sahne geçişlerine katkı sağlayan karakterler.) 

Samanyolu’nu Bilir Misiniz?, Cem Davran, Hakan Gerçek
Samanyolu’nu Bilir Misiniz?, Cem Davran, Hakan Gerçek

Hastamız, başından geçenleri bir tiyatro metni halinde doktoruyla paylaşıp, beraber oynama teklifinde bulunuyor, doktorumuz da bir hastane etkinliği kapsamında bu oyunu diğer hastalara (biz seyircilere!) sunmayı kabul ediyor. 

İki perde boyunca, hastanın hayatından farklı kesitler izlerken, Sam’in, savaşın yerle bir ettiği hayatını, giderek kimliksizleşmesini ve her şeye rağmen hayatta kalmak için gösterdiği çabayı izliyoruz. Hastamız hep kendini oynarken (oyun sonunda küçük bir sürprizi var), doktorumuz onun hayat hikâyesinden geçen insanları canlandırıyor. 

Savaş sonrası evine dönen ancak toplumun yeni düzenine ayak uyduramayan bir adamın hikâyesi var odakta, kendini toplumdan soyutlanmış hisseden ve aslında akıllı olanın kendisi, deli olanın ise dünya olduğunu savunan bir adam…

Sam’i tarif etmek gerekirse, dünyanın materyalist ve bencil düzenini reddeden, idealist ve biraz da melankolik bir karakter diyebiliriz. Oyun boyunca bir akıl hastanesinde onun hayatı sorgulanırken, bizler de aslında dışarıdaki dünyanın bir tımarhaneden pek de farklı olmadığını görüyoruz. 

Epik ve absürt tiyatronun izleri birleşirken, oyun genellikle bir geriye dönüş ve anlatı yapısıyla ilerliyor, konu derin ve hüzünlü olsa da metindeki dil zeki bir mizah ve ironi barındırdığından, bizler hem hastayla empati kurabiliyor hem de topluma -yani kendimize- eleştirel bir gözle bakabiliyor, ağlanacak halimize kahkahalar atabiliyoruz.

Alman hastamızın iç dünyasındaki o saf bölgeyi koruma çabası ve toplumsal düzene karşı duruşu, varlığını ispatlamaya çalışırken başına gelenler, Türk seyircisi için de kendisine yakın bulduğu duygular barındırıyor. (Sam’in resmi kurumlara karşı kimlik savaşı verdiği sahnelerde, aklımda Aziz Nesin’in, devlet gözünde ölü sayıldığı halde, askere giden, zar zor terhis olabilen, bir türlü kimlik çıkartamayan unutulmaz karakteri Yaşar’ı tanıdığımız, “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” romanı canlandı.)

Oyun, bir “deli” hikâyesinin ötesinde; vicdanını, anılarını ve insanlığını kaybetmemiş bir bireyin, bunları çoktan kaybetmiş bir dünyaya karşı verdiği onurlu bir savaş.

Cem Davran ve Hakan Gerçek’in eskiye dayanan dostlukları ve geçmişten süregelen çalışma ortaklıkları hepimizin malumu. Oyun içindeki uyumları ve sürükleyicilikleri, ayrı ve beraber sahnelerdeki usta performansları, doğal ve gerçek oyunculuğun en güzel örneklerinden, bu oyun özelinde de birliktelikleri biçilmiş kaftan olmuş, Türk tiyatrosuna kattıkları değer daim olsun…

“Samanyolu’nu Bilir misiniz?” oyunu, izlemek isteyenler için 11 Mart’ta Bağlarbaşı Kültür Merkezinde, 29 Mart’ta Kozzy Gönül Ülkü Gazanfer Özcan Sahnesi’nde olacak…

Samanyolu’nu Bilir Misiniz?
Samanyolu’nu Bilir Misiniz?

Çağrışım ve Son Söz

Oyun boyunca gözümün önüne, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesinde, süs havuzunun ortasında bir inci gibi parlayan “Umuda Dokunuş” heykeli geldi. 

Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, “Umuda Dokunuş” heykeli
Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, “Umuda Dokunuş” heykeli

Birbirinden farklı psikiyatrik hastalıklara sahip üç hasta, ucundan çekiştirdikleri örtü ise onların umutları yani tedavileri… Elleriyle, vücutlarını saran bu örtüye sımsıkı tutunmuşlar, gözleri gözlerine değmiyor, tebessümleriyse kayıp…

Altındaki plakette şöyle yazıyor:

“Ruhumuz yüreğimize işler, tebessümümüz hüznümüzü bölüşür, devran döner yerimiz değişir, aslında biz siziz, siz bizsiniz.”


Künye

Yazar: Karl Wittlinger
Çevirmen: Sevim Özakman
Yöneten: Hakan Gerçek, Cem Davran
Oyuncular: Cem Davran, Hakan Gerçek
Dekor Tasarım: Barış Dinçel
Kostüm Tasarım: Başak Özdoğan
Afiş Tasarım: Berkcan Okar
Müzik: Uğur Akyürek
Fotoğraf: Egemen Pırlant
Tür: Kara Komedi, 2 Perde

Tüveyç Demir

Kadıköy Anadolu Lisesi'nden 2005’te mezun olmuştur.
Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü 2010 yılında tamamlamıştır.
Edebiyat tarihi ve mezarlıklar üstüne çalışmaktadır.
Yayımladığı Eserler: Kemal Râgıp Enson: “Oğlumla Başbaşa”, (2025), “Eğlence Şehirlerinde 60 Gün”, (2026).

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Ceren Boynuk
Önceki

Ceren Boynuk’un İlk Albümü: “Deniz Ortası”

Güntay Şimşek - Kenya
Sonraki

Güntay Şimşek’ten Özel Seçki Sergisi