Denim Sanatçısı Deniz Sağdıç İle Sürdürülebilir Sanat Üzerine Söyleşi



Deniz Sağdıç
Deniz Sağdıç

Son dönemde sürdürülebilir çevre üzerinden farklı endüstrilerin aktif olarak girişimlerde bulunduğunu pek çoğumuz gözlemlemiştir. Bireysel olarak da neler yapılabileceği konusunda bir kesimin üzerine düşeni yapmaya çalıştığı da görünür. Ben de son zamanlarda ilgili olduğum sürdürülebilir çevre, sürdürülebilir moda ve sürdürülebilir sanat üzerinden araştırmalar yaparken daha önce işlerine denk gelmiş olduğum ancak şu anki kadar ilgilenmediğim Deniz Sağdıç’ın eserlerini daha dikkatli gözlemlemeye başladım. Deniz Sağdıç, geri dönüşüm malzemelerinden, denim’den ve fabric ürünlerden çalışmalar yapıyor. 2010’ların başından bu yana sahip olduğu duyarlılık ile sorularımı kendisine sormayı doğru buldum.

Deniz Sağdıç‘a hem kendi merak ettiğim hem de sanatta sürdürülebilirlik konusunda fikir sahibi olmak isteyenler için kendisi ve işleri üzerinden bir söyleşi gerçekleştirdik.

denizsagdic.com | @denizsagdicart

Keyifli okumalar…

Deniz Sağdıç, Green, Fabric on fabric, 80 x 120 cm, 2018
Deniz Sağdıç, Green, Fabric on fabric, 80 x 120 cm, 2018

Sürdürülebilir sanat ne demek? Buradaki amaçtan bahseder misiniz?

Benim için sürdürülebilir sanatın amacı atık olarak nitelendirilen her türlü malzeme, obje ve nesneyi sanat zemininde yeniden var edebilmek. Böylece izleyenlere “tüketim” kavramı üzerinde yeniden düşünmeye, sınırlarını tekrar gözden geçirmeye davet etmeye çabalıyorum. Diğer yandan böyle bir sanat yaklaşım ve tekniğinin toplumun daha geniş katmanlarına yayılmasında katkıda bulunduğuna inanıyorum. Özel beceri ve deneyim gerektiren, sırrı sanatçısında saklı olan tekniklerdense herkesin günlük hayatta kullandığı, yakından tanıdığı malzemelerle meydana gelmiş bir sanat eserinin izleyen için çok daha kolay iletişim kurabilir olduğunu gözlemliyorum.

Sürdürülebilir sanat adına ilk ne zaman üretmeye başladınız? İlk üretim sürecinizi hatırlıyor musunuz, nasıldı?

2010’lu yılların başında özellikle ülkemiz sanat çevrelerinde “kavramsal sanat” tartışmaları zirvedeydi. Dönemin “sanat otoritesi” olarak görülen kurum ve kişiler ile son derece popüler olmuş bienallerin etkisiyle “sanatın tek ve mutlak yolu kavramsal sanattır” gibi bir algı oluşmaya başlamıştı. Ben de kavramsal sanatın bir teknik olduğunu, öteden beri tekniği ne olursa olsun kavram olmadan sanatın mümkün olamayacağını ifade edebilmek amacıyla “Ready-ReMade” ismini verdiğim proje serisine başlamıştım. Bu projede sıradan obje ve nesnelere sanatın klasik tekniklerinde müdehalelerde bulunarak sergiliyordum. Bu projenin ilerleyen süreçlerinde bu obje ve nesneler yerlerini atık malzemelere bırakmaya başladı.

Denim/Kot sizin öncelikli malzemeniz. Neden kot, nasıl bir bağınız var?

Anadolu’da yetişmiş biri olarak dokuma tekniklerinin ilk defa ortaya çıktığı bu toprakların kültür ve geleneğinin en önemli imgesinin tekstil ürünleri olduğunu düşünüyorum. Tekstilin adeta “anavatanı” olan bir coğrafyada üretiyorsanız tekstilin derin anlamlarına ve önemine kayıtsız kalamazsınız. Üretilen tüm tekstil ürünleri binlerce yıldır Anadolu’da nasıl bir anlam ve bağlam kazanmışsa denim bunu tüm dünyada başarmış durumdadır. Düşünsenize, dil, ırk, renk ya da sosyal sınıf fark etmeksizin her yaştan insan denimi yakından tanır, onu benimsemiştir. Dünyanın en kırsal kesiminde yaşayan bir çiftçiyle, ekonomik olarak en gelişmiş metropolünde yaşayan birinin üzerinde aynı denim pantolonu görebilir ve bunu yadırgamayız. Denim, binlerce yıllık medeniyet tarihimizde belki de insan elinden çıkmış hiçbir ürünün başaramadığı biçimde bir evrensellik, bir eşitlik kazanmıştır.

Deniz Sağdıç, Untitled
Untitled, Denim pieces on denim, 100 x 150 cm, 2018

Denimin bu eşsiz özelliği benim için çok heyecan verici. Bu nedenle ben denimi yalnızca bir malzeme olarak değil, bir iletişim platformu olarak görüyor ve kullanıyorum. Her sergimde defalarca kez gözlemlemişimdir ki, denimden meydana gelmiş bir sanat eserine izleyenler çok daha sıcak ve samimi yaklaşıyor, ona dokunmak istiyorlar. Bu bence her sanatçının eseri için arzu ettiği, etmesi gerektiği bir etki.

Bir eseriniz ortaya çıkış sürecinden bahseder misiniz?

Çoğu zaman önce malzemeyle başlıyorum. Yani o malzemeyle meydana getireceğim konu daha belli bile değilken malzemeyi tanıma süreci yaşıyorum. Çalışma masamda başka hiçbir şey yapmadan o malzemeyi inceleyerek günler geçiriyorum. Malzemeyi sadece fiziksel değil duygusal olarak da tanıdığımı düşündüğüm bu süreci “o olmak” diye adlandırıyorum. Zaten sanatın klasik yöntemlerinde de böyledir. Örneğin bir elmayı yetkin biçimde resmedebilmeniz için adeta o elmaya dönüşmeniz gerekir. Benim yaptığımda sadece konuya değil kullandığınız malzemeye de dönüşmeniz gerekiyor. Bunu başardığınızda dünyanın en zor malzemesi bile sırlarını ele vererek tıpkı bir boya paleti gibi kendini ellerinize teslim edecektir.

Sanatın/sanatınızın sürdürülebilir moda ile ilişkisi nedir? Her ikisinin de sürdürülebilir olmasında birbirlerini etkilediklerini düşünüyor musunuz?

Tarih boyunca görüyoruz ki modanın ilham aldığı, etkilendiği birincil kaynak görsel sanatlardır. Ben tekstil ürünlerini eserlerimde sıkça kullandığım için bu moda dünyasının yakın ilgisine neden oluyor. Bu nedenle moda dünyasıyla işbirliği yaptığımız projeler de oluyor. Bu tip işbirliklerinde çok ince ama son derece önemli çizgi var. Bu çizgiyi belirsizleştirirseniz sanat yoluyla ifade etmek istediklerinizi de bulanıklaştırırsınız. Bu biraz da çoğu zaman giyimin konu edindiği moda ile moda kavramı arasındaki çizginin belirginliğini kaybetmesiyle ilgili. Sanatın moda olması, sanatı teşvik eden bir yaklaşım gibi görünse de sanatsal biçim ve içeriğe zarar verebilecek bir alışkanlığa dönüşmesi gibi tehlikeleri barındırabiliyor.

Üretimlerinizde elinizdeki malzemenin sizi kısıtladığını hissettiğiniz zamanlar oluyor mu? Nasıl çözüm üretiyorsunuz?

Atık malzemelerle çalışmanın en keyifli ve aynı zamanda en zor yanı sizi neyin beklediğini bilmemeniz. Ben her seferinde yeni bir malzemeyle çalışmayı kendime bir meydan okuma olarak görüyor ve bundan son derece heyecan duyuyorum. Her yeni malzemenin bırakın kısıtlamasını bana yeni anlamlar, yeni kapılar araladığına inanıyorum. Bana diğer türlüsü, yani yıllardır aynı malzeme ve teknikle üretiyor olmak çok daha kısıtlayıcı gelirdi sanırım. Çoğu sanatçı için aslında durum malesef bu biçimdedir, kendisiyle özdeşleşmiş, imzası haline gelmiş bir teknik veya malzeme vardır. Bu malzemeden, teknikten vazgeçmeye kalksa onu temsil eden kurumlar ya da izleyici buna direnç gösterir. Ya da çoğu sanatçı böyle yeni maceralara atılmayı fazla riskli görür ve belki de cesaret edemez. Ben her yeni malzemeyi yeni bir serüven, bir tazelenme, kendine gelme fırsatı olarak görüyor, bunu son derece heyecan verici buluyorum.

Deniz Sağdıç, Electronic Cards
Used Electronic Cards, 140 x 120 cm (Detail)

Denim dışında elektrik kartları, ilaç kutuları, atık ilaçlar, kartlar ile çalışmalar yaptınız. Hepsi geri dönüşerek sanatın malzemesi haline geldiler. Şimdiye kadar çalışmadığınız ancak çalışmayı planladığınız geri dönüştürülebilir malzeme var mı?

Aslında şimdiye kadar akla gelebilecek her malzemeyle eserler meydana getirdim. Ama bir tüketim dünyasında yaşıyoruz. Başka yeni malzeme kaldı mı? diye sorduğum anda birileri bir yerlerde onlarca yeni tüketim nesnesi yaratmış ve çoktan insanların kullanımına sunmuş olacaktır. Bu nedenle yeni malzemeler hiç tükenmeyecek. Çalışmalarımla “tüketim nedir?” sorusuna insanları teşvik ederken bir yandan günümüz endüstrileri yeni tüketim ürünleri meydana getirmeye devam ediyor. Çalışmayı planladığım yeni malzemeler hep olacak, olamaya devam edecek.

Sıfır atık için neler yapıyorsunuz? Bu anlayışta üretim yapan bir sanatçı olarak önerileriniz neler olur?

Ben atık malzemelerle çalışmadan önce de bir şeyleri atmaya kıyamayan biriydim. İnsanların bir şeyin tamamen tüketilmiş olmasıyla ilgili endişelerini çöp konteynerlerine baktığınızda anlayabiliyorsunuz. Kimi nesne ve objeler çöpe atılmamış da kenarına bırakılmış olurlar. Bu nesneleri oraya bırakanlar bunlarla vedalaşmış ama başkalarının onları hala kullanabileceğini düşündükleri için çöpe atmamışlar. Ben böyle nesne ve objeleri öteden beri topluyordum. Son yıllarda atık malzemelerle çalıştığım için zaten hiçbir şeyi çöpe atmıyorum. Belki benim yaptığım gibi her şeyi birgün lazım olabilir diye depolamak herkes için mümkün olmayabilir ama en azından herkes nelere ihtiyacı olduğunu daha keskin hatlarla belirleyebilirse her birimiz çok daha az tüketen, ya da ihtiyaçları sınırında tüketen bireyler haline gelebiliriz.

Sıfır atık, geri dönüşüm, sürdürülebilir sanat adına, kültür ve sanat endüstrisinde gördüğünüz yaklaşımları, uğraşları ve uygulamaları paylaşır mısınız?

Günümüz sanatının protest bir dil benimsemesine alışır hale geldik. Sürdürülebilirlik gibi günümüz yaşamının benzer hayati meselelerine temas ederken sanatın sert, şiddetli ve karşıt bir dil ürettiğine şahit olabiliyoruz. Bu alışkanlık zamanla sanatçılar için oldukça konforlu bir alana dönüşerek sadece sloganlarla sınırlı, karşıtlığı işaret eden ama çözüme yönelik önermeler barındırmayan bir zemine dönüşebiliyor. Ben çalışmalarımda atık malzemeleri kullanıyorum. Bu elbette demek değil ki herkes atıklardan sanat eserleri yapsın, onları bu biçimde değerlendirsin. Ben kişi ve kurumlara bu konuda ilham olmayı amaçlıyorum. Hiç umulmayacak bir malzemeden sanat eseri yapılabiliyorsa herkes kendi uzmanlık alanında, bilgi ve deneyimleri çerçevesinde tüketimin sınırlarını yeniden belirleyebilir. Öte yandan sanatın da sürdürülebilirliği meselesi var ki bu da insan için son derece önemli. Günümüz sanatı, belirli sanat kurumlarının duvarlarının arasına, belirli bir toplumsal kesime hitap eden bir biçime hapsedildiği sürece sürdürülebilir olamayacaktır. Bunu son dönemde hep birlikte deneyimledik. Pandemi tedbirleri kapsamında sanat kurumları kapılarını kilitlediğinde birçok sanatçı kendini fişi çekilmiş gibi hissetti ve yardım çağrıları yükseldi. Kendine çare üretemeyen bir sanatın hayatın başka meselelerine temas etmesi, önermelerde bulunabilmesi mümkün olabilir mi? Ben öteden beri sürdürülebilirlikle sanatın sürdürülebilirliğini birlikte yürütmeye çaba gösteriyorum. Sanatı, alışılagelmiş sanat alanlarının dışında da var etmeye çabalıyorum. Sürekli atölye çalışmaları düzenleyerek insanlara sanatın sadece izleyicisi olmayla yetinmeyin, gelin birlikte yapalım çağrısında bulunuyorum. Benim için sanat insanın ta kendisidir. Belirli alanlarla, belirli toplumsal sınıflarla sınırlandırılmış bir olgu sanat olabilir mi?

Yakın zamanda bir proje var mı?

Yetiştirmeye çalıştığım çok fazla proje var. Pandemi tedbirleri nedeniyle ertelenen birçok proje tedbirlerin gevşemeye başlamasıyla birbirlerine yakın tarihlere planlanmak durumunda kaldı. Önümüzdeki dönemde benim için oldukça heyecan verici projeler bir bir hayata gelmeye başlayacak ama işbirliği yaptığım kurumlarla olan anlaşmalarımız gereği onlardan önce buradan duyurusunu yapmam çok uygun olmaz. Pandemi tedbirleri nedeniyle izleyiciyle buluşmaya aç geçen bir dönemin sonunda sanırım bu konuda oldukça sabırsız ve yoğun bir dönem hepimizi bekliyor.

1988 doğumlu, Sanat ve Kültür Yönetimi mezunu, sanat ve kültür meraklısı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir