Eser Taşkıran ile “Müzisyen Olabilmek” Üzerine Söyleşi // Beyza Cumbul

Eser Taşkıran
Eser Taşkıran

Eser Taşkıran ile tanışmamız 90’lar sonunda canım Meltem’le birlikte kurdukları “Egoist” grubu ile oldu ve o günlerden bugüne neresinden baksam 25 yılı aşmış kadim dostum oldu Eser; iyi ki. Hani orada olduğunu bilmenin bile iyi geldiklerinden, benim için hep çok özel bir dost.

Müzikal geçmişinin birikimini her yeni projesine yansıtan nadir müzik insanlarından olan Eser, şimdi yeni bir projenin daha startını vererek; Milli Eğitim Bakanlığı’na harika bir kaynak yaratıyor. Bu proje başta olmak üzere sohbetimizde birçok konuyu konuştuk ama her şeyi sığdıramadık. O nedenle nokta değil, virgül olsun bu sohbetimiz, yine bir araya geliriz elbet. : )

Bu röportajı özellikle müzik dünyasındaki yeni nesil müzisyenlerin okumasını çok isterim; ders niteliğinde çünkü. Keyifli okumalar.

“İYİ İNSAN olabilmek, usta bir müzisyen olmak kadar önemli.”

Dolu dolu bir müzik geçmişin var, anlatsak sayfalara sığmaz. Çok genç yaşında Barış Manço ile çalışabilmene vesile müzik yeteneğinle başlamak istiyorum. Sadece yetenek yeterli mi?

Sevgili Beyza eğitimi hiç bitmeyen bir konu müzik… Eğitim demişken bizim memlekette ne yazık ki sanat eğitimi çok soru işareti taşıyor. Müzik eğitimi veren meslektaşlarım hiç kızmasınlar ama içimizde çok azımız müzik aşkıyla yaklaşıyor; eğittiğimiz çocukları dünya çapında müzik insanları kılma azmi taşıyanımız gerçekten çok az. Belli bir müfredatı öğreterek ve çocukların zaten çok zor hayatını bir kat daha zorlaştırarak müzik eğitimi vermeye çalışıyor ülkemiz. Şunca yılda dünyaya sunabildiğimiz değer sayısından bunu anlamak mümkün. Bu sebeple gelişimi sağlayabilmek adına, çocuk veya genç çok iyi çalışmalı hem sazına, hem müziğe ve hatta… İNSAN İLİŞKİLERİNE. Bu önemli bir detaydır, çünkü sahip olduğumuz üretme gücü bazen egomuzu yanlış bir seviyeye çekebilir, işte o anda sosyallikten kopan bir yapıyla insanların birlikte olmayı, hayatı veya müziği paylaşmayı çok istemediği bir tipleme haline dönüşebiliriz; ki bu durumda da şu gerçek ortaya çıkıyor: İYİ İNSAN olabilmek, usta bir müzisyen olmak kadar önemli.

Barış Manço demişken; onunla ilgili aklına gelen 3 kelime desem?

Barış Abi dediğimizde ilk akla gelen kelime ZEKA’dır. 90’larda bir TV programına konuk olmuştuk, sunucu hanım ev ödevi sevmeyenlerdendi; Barış Abiye çok zor bir soru sordu: “Neden saçlarınızı uzatıyorsunuz?” Cevap ani ve tembel olana ders niteliğindeydi, “Garip olanı sen yapıyorsun şekerim, sen kestiriyorsun.” İkincil anlatım “Kariyer Kurgusu” olurdu; çocukluk yıllarında kurguladığı yolda önce müzik, sonra televizyonculukla kendini tüm ülkenin “Barış Abisi” noktasına çekiyor, sevgisiyle, üretimleriyle halkın gönlüne öyle bir kazınıyor ki, ölümsüzlüğünün 23. Yılına girerken bile hala en çok sevilen sanatçımız olarak yola devam ediyor. Üçüncü anlatımım, batı ve doğunun kesişmesi olurdu. Bu kesişme hikayeleri enteresandır; genellikle kantarın bir kesesi ağır basar ama onda bu gerçekleşmiyordu: Batının matematiğini, doğunun aşkıyla o kadar güzel harmanlıyordu ki, ölümsüzlüğü kaçınılmaz oldu.

Barış Manço ve onunla olan hem müzikal hem hayatsal deneyimlerine yine döneceğim ama öncesinde sosyal medya sayfalarından duyurduğun Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili olan yeni projenden bahsetmek istiyorum, projeyi senden dinleyelim isterim.

Malum Barış Manço’nun çalıştığı ve tüm dönem üretimlerini emanet ettiği aranjör olma sıfatı benim için paha biçilmez bir mutluluk. Barış Abi’nin halen adı geçtiği her projede tüm amatörlüğümle yerimi alıyorum. Çünkü bahsettiğim bu sıfat çok ağırlığı olan bir güç bende.

Bu sebeple istedim ki, Mançoloji albümümüzde aranjmanlarını yaptığım eserlerin notalarını yazayım. Çocuklarımız birincil elden doğru notalarla bu şarkıları öğrensinler. Barış Abi’nin müziğine olan hevesleri belki bu sayede artacaktır diye düşünerek de kolları sıvadım.

90’lar, 2000ler ve günümüz… Değişen ne çok şey var değil mi?

Offff offff offff… Kendimi yakınırken görünce gençliğimde yakınan büyüklerimiz geliyor gözümün önüne… Evet galiba yaşlanıyorum. : ( Sanki müzik bitme noktasına gelmiş gibi geliyor bana. Amerika ve İngiltere listelerinde ilk on şarkıya bakıyorum; canlı enstrüman sesi duyamıyorum. Gitar bile kaydedilmiyor! Gitar bile diyorum; çünkü pop müziğe çoğu üretici gitar çalarak başlar ve kaydı diğer sazlara göre çok daha kolaydır. Yine bu on müzikten dokuzunu dj’ler üretiyor, müzisyenler değil. Yani tıp alanını kırık çıkıkçıların yönetmesi gibi. Ama halk mutlu, olağanüstü bir ses, olağanüstü bir müzik düşüncesi, şarkı sözünde felsefe veya üst düzey bir şiirsellik bunlar aranmıyor artık. Benim aldığım çıktı bu, benim gibi manyak müzisyenler de hala enstrümanımızı veya kayıt tekniğimizi nasıl geliştiririzi araştırmaya devam ediyoruz… Enteresan değil mi, akıntıya karşı bile kürek çekmiyoruz, bizim kayıklar karaya çıkalı çok uzun olmuş.

Analog dünyanın zirve dönemlerinin de dijital dünyanın geliştiği bugünlerinin de şahidi olarak bir kıyas yapmanı istesem neler söylersin?

Barış Manço ile 8, Cem Karaca ile 2 yıl çalışabilme şansını elde ettikten sonra, analog ile dijitale hiç girmeyeyim. Onlardan sonra müzikte, müzik adına dünya adına, sanat tarihi adına konuşabilecek kaç kişi biliyorsun bizim camiada? Birkaç lisanla dünyayı takip eden kaç sanatçı var? Cevabı senin sorunun da cevabı aslında.

Günümüzün hitleri (!) çok kısa bir sürede yerini başka bir hite bırakarak unutulurken; Barış Manço, Cem Karaca gibi isimlerin yıllar önceki şarkılarının hâlâ dinlenmesini ve yeni kuşaklarca da bilinmesini neye bağlıyorsun?

Hit şarkı kitle önünde başarıya ulaşmış şarkı demek. Eskiden albüm satışı bu durumu belirliyordu, şimdi tıklanma. İşin kötü tarafı tıklanmanın satın alınabiliyor olması, yani sahtekarlığın da devreye girebilmesi bugün söz konusu… Neyse bunu unutalım bir süreliğine. Biraz önce de bahsettiğim gibi bugünün dinleyicisi, büyük bir müzik istemiyor, yeri göğü inleten güçlü bir ses de istemiyor. Bugünün dinleyicisi normal bir müzik, sıradan bir ses duymak istiyor. Yani neredeyse müziği kendi algıları içinde, şarkıcılığı da kendisi kadar olan bir şarkıcıya tahammül gösteriyor. Yani sanat istemiyor, neden mi? Dinlediği şey kafasını yormamalı diye düşünüyor bence. Çünkü kafası çok şeyle yoğun, sosyal medya hesaplarıyla mesela : ) Bu sebeple bugünün tıklanmış şarkısını yapmanız için gerekenler geçmişten farklı. Sanatçı gömleğinizi stüdyonun ve sahnenin önünde çıkarmanız şart, dolayısıyla çıkarabilecek kadar şöhreti ve parayı seviyor olmanız da.

Yazık ki manzara kötü…
Yine de umutla sorayım: Seninle tanışmama ve hatta birlikte çalışma mutluluğuna da erişmeme vesile “Egoist”ten yeni şarkılar dinleme ihtimalimiz var mı?

Egoist ablam Meltem Taşkıran ile gerçekleştirmiş olduğumuz büyük bir hayaldi, üç albüm yapabildik, yüzlerce kez sahne aldık, ama hayalimizi kitleye sunma noktasında gücümüz yetmedi, daha doğrusu aşkımız yetmedi. Eminim bazı şeyleri kariyer düzenimizde bizde yanlış kurgulamışızdır, ancak çok çalışmış olmamıza rağmen bu hayali zirvede taşıyamadık, orada da şöyle bir güncelleme yapabiliriz, genç rock müzisyenleriyle bazı düetler, bu sayede şarkılarımızı tekrar genç bir zekayla üretip yeni nesille paylaşabiliriz.

Egoist kariyeri biraz Meltem Taşkıran’ın solo kariyerine dönüştü, Meltem çok güzel iki eser üretti, tabi aranjörlüğünü ve kayıtla ilgili tüm görevlerini benim üstlendiğim çalışmalar oldu bunlar biri “Kimim Var” diğeri de “Aşk” ayrıca yeni çıkacak bir tekli daha var şu anda stüdyomda çalışmaları süren.

Sosyal Medya’da özellikle Facebook’ta uzun uzun deneyimlerini, öğütlerini yazıyorsun. Müzik dünyası ile ilgili de muhteşem tespitlerin oluyor. Deneyimlerini kitap olarak da yazmayı hiç düşündün mü?

Kitap yazmayı çok istiyorum, ancak mesleğim çok zamansız ilerliyor, günde ortalama 4 saat uyuyorum. (Ustamdan öğrendiğim gibi) çünkü çalıştığım proje sahipleri ve şarkıcılar istem dışı olarak büyük bir heyecanla kapımı çalıyorlar. Hayal ettikleri eser bende bir şarkı formunu veya film müziği, reklam müziği formunu alıyor… Bu esnada herkes tekil olarak kendi işine heyecanlanırken, ben herkesle aynı heyecanı paylaşıyorum. Herkes “hadi” modunu açmış ilerliyor, ben de kimsenin heyecanını bitirmemek adına, uykumdan feragat ediyorum. Çünkü heyecan kaçırılmaması gereken bir motivasyon, bir aşk kaynağı. Bu sebeple kitap yazmak noktasında inşallah gelecekte hayallerim arasında diyerek noktalayayım sözlerimi.

Sohbetimize katıldığın için çok teşekkür ederim Esercim, senin eklemek istediğin bir şey var mıdır?

Canım Beyza’cığım senin deneyimlerini Meltem ile hayatımıza, kariyerimize çok katarak ilerledik, bu bir iltifat değil biliyorsun, senin paylaşımların bu sebeple bizde çok değerli, seni çok seviyoruz, başarılarının daim olmasını diliyorum.

Beyza Cumbul, On Air Music Co.'da projelendirmeci, müzik ve yaşam yazarı, röportajcı.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir