Pelin Uran ile “Senin de Yaran, Rosa” Sergisi Üzerine // Nil Has

“Senin de Yaran, Rosa” sergisi Pelin Uran küratörlüğünde Kurtuluş Rum İlköğretim Okulu’nda açıldı. Ses, video, yerleştirme ve yazı işlerinden oluşan Senin de Yaran, Rosa sergisinin açılışına Gordon Hall imzalı, kendisinin ve 8 performansçının yer aldığı Stand Me Down / Beni Aşağı Kaldır adlı bir de performans eşlik etti.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) bu yıl 17. kez gerçekleştirdiği İstanbul Bienali’nin paralel etkinliklerinden biri olarak gerçekleşen “Senin de Yaran, Rosa” sergisi Pelin Uran küratörlüğünde, Gregory Whitehead, Gordon Hall, Jang Minseung, Johanna Hedva (kitap), Lata Mani and Nicolas Grandi, Adelita Husni-Bey, Amal Kenawy, Alev Ersan, Gamze Hakverdi ve Özgür Demirci‘nin yer aldığı yerli ve yabancı sanatçıları bir araya getiren iki aşamalı bir sergi olarak karşımızda. İlki 24 Ekim tarihine kadar Kurtuluş Rum İlköğretim Okulu’nda ziyarete açık gerçekleşirken, ikincisi bir kitap şeklinde.

Sergide yer alan sanatçıların yazı pratiklerinden yola çıkarak Minerva Projects işbirliği ile yayıma hazırlanan kitap ve gezilebilir olan “Senin de Yaran, Rosa” sergisi üzerine Pelin Uran ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim.

Kolaylaştırıcılığı için Şaylan Uran’a teşekkür ederim.

Pelin Uran
Pelin Uran

Yaralanabilirlik üzerine inşa ettiğiniz “Senin de Yaran, Rosa” sergisi izleyicisine ne tür yaralanabilirlikten bahsediyor? Sergi açılışında katılımcılara bir performans gösterisi de sunuldu. Bu performanstan da bahseder misiniz?

Sergi, bize dayatılan kendi kendine yeterli, bağımlılığı ve böylece yaralanabilirliği dışlayan bakışa karşıt bir duruş olan feminist teorinin egemen özne algısına/fikrine karşıt olarak birbirine bağlı, özneler arası, ilişkisel bir öznelliği öne çıkarışı ve bunu yaralanabilirlik kavramını kullanarak inşasına dayanıyor.

Yaralanabilirliği benimseyen feminist teorinin belli açılarını vurguluyor diyebiliriz: ilk olarak yaralanabilirliği ruhsal veya toplumsal travmanın bir sonucu olarak gören ve psikanalizle şekillenen anlayış; ikincisi yaralanabilirliği cisimleşen öznenin ontolojik koşulu olarak gören fenomenolojik anlayış ve son olarak da eleştirel teoride siyasetin ürettiği özel bir koşul olarak yaralanabilirlik mefhumu.

Psikanalitik bakış açısında yaralanabilirlik öteki ile ilişki için önemli, ötekinin öznelliğimizin birlikte şekillenmesine izin verebileceğimiz biri haline gelmesinin ön koşulu ve öznelliğimizin kuruluşunun bir parçası.

Fenomenolojik yaklaşım duyarlılık üzerine kurulu olduğundan merkezinde ilişkisellik var. Dolayısıyla fenomenolojik yaklaşıma göre yaralanabilirlik hem dünyaya ve başkalarına her zaman açık ve maruz oluşumuzu varsayması hem de bütün ilişkilerimizin, bütün bağlarımızın kendi içinde yaralanabilir ve güvencesiz olması itibarıyla ilişkisel.

Sergi açılışı ve bunu takip eden günlerde gerçekleşen performansa gelirsek; Gordon Hall’un 8 dansçıyla gerçekleştirdiği performans, hem sanatçının insan/obje ilişkisine yaptığı vurgu anlamında hem de kimin izleyici kimin performansı gerçekleştiren olduğunu muğlaklaştırması anlamında önemli. Bu performanslar sergi bitimine kadar saati ve günü ilan edilmeden gerçekleşmeye devam edecek.

Alev Ersan
Alev Ersan

“Senin de Yaran, Rosa” sergisi için Kurtuluş Rum İlk Öğretim Okulu’nu seçme nedeniniz nedir? Tüm okula yayılan sergide mekân algısı, belleği ile sergide yer alan işler arasında ne tür bir bağdan söz edebiliriz?

Senin de Yaran, Rosa sergisinin mekân araştırması safhasında en doğru mekânın bir okul olacağını düşündüm. Yoğunca video enstalasyon eser olması nedeniyle. Kurtuluş Rum Okulu seçimi ise aslında mimari sebepten kaynaklı. Göz önüne almam gereken en önemli kriter -güvenlik sebebiyle- binaların fiziki durumuydu. Sırf bu yüzden çok istesem de bir binayı kullanmaktan vazgeçmem gerekti.

Kurtuluş Rum Okulu ise eğitimin başladığı 1887 yılından sona erdiği 2003 senesine kadar işlev değiştirmeden okul olma özelliğini korumuş. Hem restorasyondan geçmiş olması sebebiyle hem lokasyonu yüzünden hem de zaten sergilere ev sahipliği yapmış olması nedeniyle bu sergi için en doğru mekân oldu. Seçimimdeki olgusal gerçekler bunlar.

Bir taraftan da serginin Kurtuluş Rum Okulu’nda gerçekleşiyor oluşu farklı okumalara da izin verecektir.

Senin de Yaran, Rosa sergi kitabı
Senin de Yaran, Rosa, sergi kitabı

“Senin de Yaran, Rosa” sergisinin devamı olarak bir kitap eşlik ediyor. Kitaptan bahseder misiniz? İçinde neler var? Nasıl bir iş birliğinin ürünü olarak ortada?

Serginin aslında diğer bir ayağı kitap. Bu kitabı çok önemsiyoruz editör arkadaşım Yasmeen Siddiqui’yle, kitabın başlı başına var olabilmesini amaçladık. Bu yüzden de sergi sanatçılarının işlerinden özerk yazı pratiği olmasından yararlandık. Yaralanabilirlik üzerine zaman içinde yazdıkları veya bu yayın için derledikleri yazıları bir araya getirdik. Ve bu kitabın sergiden bağımsız olmasını çok önemsedik.

Ali Cindoruk’un kitabın tasarımını yapması, Elif Ersavcı’nın çevirileri gerçekleştirmesi, Ofset Matbaa’nın kitabı basıyor olması ve New York menşeeli Minerva Projects’in dağıtımını üstlenmesi bize gurur kaynağı oldu.

Amal Kenawy
Amal Kenawy

Yerli ve yabancı sanatçıları bir araya getirdiğiniz “Senin de Yaran, Rosa” sergisinde işleriyle yer alan sanatçılarla çalışmaya nasıl karar verdiniz? Karar sürecinizde seçtiğiniz isimlerde sizi heyecanlandıran ne oldu?

Neredeyse tüm sergi sanatçılarını kavramsal süreçte tanıdım diyebilirim biri dışında: Amal Kenawy. Amal’in video animasyon işlerini yıllardır göstermek istiyordum. Bu sergiye nasip oldu. Sergideki pek çok sanatçı Türkiye’de ilk defa sergileniyor. Hatta bazıları görsel sanat dünyasından da değiller. Çoğunun ortak özelliği izleyiciyi derinden etkileyen ama bir taraftan da yavaş ve zaman gerektiren işler olması. Ayrıca neredeyse tüm sanatçıların sanatsal üretimleri yanı sıra yazı pratikleri var. Bu serginin gelişim aşamasında onların yazıları da bana yön verdi. Sürecin her bir adımında her biri beni hep heyecanlandırdı ve bu sergiyi onların eserleriyle kurmuş olmaktan samimi olarak gurur duyuyorum.

Küratör unvanınız dışında bir birey olarak yaralanabilirlik, yaralarla kaplı olmak size ne hissettiriyor?

Sorunuz benim için önemli çünkü sergiyle ilgili çıkışım oldukça kişisel bir yerden. Hatta 2018’de küratörlüğünü üstlendiğim ve Galeri Nev, İstanbul’da gerçekleştirdiğim ‘böyle olacağını bilmediğimiz de bir o kadar kesin’ başlıklı ve ölüm temalı sergi de bu serginin yapı taşıydı diyebilirim. O sergide odaklandığım, ölüm kavramının dönüştürücü potansiyeline rağmen neden ölümün algılanması, düşünülmesi, akılda tutulması en güç şey olduğu üzerine bir düşünme pratiğiydi.

Aslında hem ‘böyle olacağını bilmediğimiz de bir o kadar kesin’ hem de ‘Senin de Yaran, Rosa’ sergisinde James Baldwin’in benim için bir motto haline gelmiş önermesinden başladı her şey. Sana işkence edeni; diğer insanların acılarıyla temasa geçmek için kullanmak, kişisel acını insanların acısına ortak olmak için paylaşmazsan o acının hiçbir anlamı olmayacağı hakikati. Sanat alanında olmanın verdiği imkânla ben de kendi bedenimde, zihnimde yara açmış kavramları felsefi, etik ve politik açılardan irdelemeye bu konuda eser üreten sanatçıların işlerine ilgi duymaya başladım.

Gregory Whitehead
Gregory Whitehead

Ruhsal yara almayı fiziksel yaralanmaktan daha fazla önemsediğimizi düşünüyorum. Çünkü derinleri kurcalayan ve bizleri daha kırılgan yapanın o olduğunu biliyorum. İncinmemek, kırılmamak, ruhsal yaralanmamak için hep daha fazla çaba gösteriyoruz. Sonunda çabanın da yaraya dönüştüğü zamanlar olsa da bundan vazgeçmiyoruz. Yaralanabilirliğin ihtimallerinin de kendisi kadar yaralayıcı olması, daha derini acıtması da yüzleştiğimiz şey oluyor. Yaralanabilirliğin -derinlerde olmasının- sizdeki karşılığı nedir?

Senin de Yaran, Rosa sergisi yaralanamazlık zırhının yalnızca ara sıra bile olsa çatladığı ve/veya kırıldığı durumları sorguluyor. Kişisel fikrim hepimizin yaralanabilirliğimizi ötelediğimiz yönünde. Sergideki eserler psikanalitik, fenomenolojik ve siyasi perspektifler üzerinden, farklı yaralanabilirlik deneyimleri arasında bir bağlantı bulabilmeyi ve yaralanabilirliklerimizi bertaraf etmek yerine onlarla yaşamanın yollarını hayal etmeyi amaçlıyor. İzleyicileri, kendilerini farklı yaralanabilirlik algılarına açmaya ve baktıkları şeyden etkilenme izni vermeye teşvik etmeyi hedefliyor.

Yaralanabilirlik üzerinde düşünmenin; korkularımızın, yaralanabilirliğimizin, kişinin neden ve ne şekilde yaralanabilir olduğunun, başka insanlarda ne şekilde korku ve yaralanabilirlik hasıl ettiğimizin farkında olmak anlamıyla kendimizi incelemenin önemine inanıyorum.

Sergideki sanatçıların işleri de kendi yaralanabilirliklerinden yola çıkarak izleyiciyi bu konuda düşünmeye davet ediyor. Çünkü yaralanabilirliğin ve kırılganlığın reddi, benliğin niteliklerinin olduğu kadar başkalarıyla kurulan ilişkilerin doğasına dair de belli bir kavrayışın kapılarının kapanmasıdır aynı zamanda.

1988 doğumlu, Sanat ve Kültür Yönetimi mezunu, sanat ve kültür meraklısı.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir