Zaman: 6 July, 2020

Jale Karabekir İle Pandemi Döneminin Tiyatro Üzerindeki Etkisini Konuştuk


Jale Karabekir
Jale Karabekir

Pandemi ile birlikte sekteye uğrayan tiyatrolarda neler oluyor?, Tiyatro Boyalı Kuş süreçten nasıl etkileniyor?, Tiyatro emekçilerinin yaşadığı zorluklar neler? Bu süreçten tiyatro nasıl sağ çıkabilir? … Türkiye’nin Feminist Tiyatro Topluluğu, Tiyatro Boyalı Kuş’un sanat yönetmeni ve rejisörü Jale Karabekir’e pandemi sürecini ve sonrası için öngörülerini sordum.

Tiyatro Boyalı Kuş bu sezon 20. yaşını kutluyor(du). Sezonun kapanmasından önce Boyalı Kuş’ta neler oldu? Pandemi olması dışında virüsün 20. yılınıza denk gelmesi de ayrı bir üzüntü olsa gerek?

Hala 20. yılımızın içindeyiz; gelecek sezonun neler getireceği konusunda neredeyse hiçbir fikrimiz yok. Küresel olarak karşı karşıya kaldığımız bu belirsizlik ne gibi sonuçlar yaratacak, diye düşünüyoruz. Covid-19 pandemisi Türkiye’de de baş gösterince, ben şahsen zihnimde sezonu kapattım. Bu inanılmaz bir şekilde oldu. Aslında bu sezona, 20. yılımızı kutladığımız bu sezona, metni ve rejisi bana ait Komedya 2020 adlı oyunla ve mekâna özgü biçimde seyirciyle buluşturduğumuz Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda adlı performansla başlamıştık. Mart ve nisan aylarında sabit oynadığımız mekan ve sahneler dışında farklı mekanlarla da anlaşmıştık, örneğin Anadolu yakasına Kadıköy’e geçecektik (yani farklı seyirci kitleleriyle buluşmayı hedefliyorduk), İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tiyatro etkinliklerine katılmaya başlamıştık (özellikle bu çok önemli çünkü yıllardır belediyelerle çalışmak neredeyse imkansızdı, bu ufak da olsa bir kapı aralanmasıydı bizim için), mayıs ayında yine 20. yılımız nedeniyle 2013’te sahnelediğimiz Rüstem Ertuğ Altınay’ın yazdığı Yeşim Koçak’ın oynadığı Melek adlı oyunun ikinci prömiyerini yapacaktık, bu da bizi çok heyecanlandırıyordu. Ayrıca haziran ayı gibi caz konserini de barındıran bir etkinlikle 20. yılımızı kutlayacaktık. Yani çok dolu, çok hareketli, çok iş güç dolu bir anda, pandemiyle karşılaştık. O an nasıl sezonu zihnimde kapattım bilmiyorum, herhalde akıl sağlığımı korumakla ilgili bu. Tabii oldukça üzücü oldu bizim için, Tiyatro Boyalı Kuş’un farklı bir yapılanmaya girdiği bir zaman dilimiydi. Ancak tabii bu süreçten tüm dünya etkileniyor; Türkiye’de de çok zor bir zaman yaşanıyor. Önemli olan 20. yıl kutlama heyecanımızı yeni sezona taşıyabilmek, seyirciyle buluşturabilmek.

Tiyatro Boyalı Kuş rejisörü ve sanat yönetmeni olarak pandeminin başta Boyalı Kuş olmak üzere tiyatrolara etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tiyatro Boyalı Kuş’a etkisi ağır oldu. Çünkü biz kaynaklarını kendi üreten bir topluluğuz. Bir başka deyişle dışarıdan bize gelen bir fon ya da bütçe yok. Tamamen seyirci bilet satışıyla ve yaptığımız diğer etkinliklerle (atölye ve okuma tiyatrosu gibi) maddi kaynak üretebiliyoruz. Ayrıca destekçilerimizin bize birçok konuda aynî yardımları da oluyor. Maddi kaynak hem topluluğun idame edilmesini sağlıyor, hem emek verenlere emeklerinin (tam olamasa da) karşılığını verebiliyor, hem de yeni yapımlar için bir bütçe oluşturmasını içeriyor. Demin söylemiş olduğum gibi, mart ve nisan ayı aktif bir aydı bizim için; mali açıdan olumlu geri dönüşleri olacaktı kuşkusuz. Tiyatroda çalışan bizlerin mali kaynakları yaz aylarında hem topluluk olarak hem de topluluğun üyeleri olarak azalıyor. Bu hep böyle. O nedenle mart ve nisan aylarındaki kazanç, yani maddi kaynak, hem topluluğa, hem çalışanlara, hem de gelecek yapımlara bölünebilecekti. Şimdi bunların hepsi hayal oldu. Kaynak üretebilmek şu an zaten mümkün değil. Maddi açıdan sürekli eksiye gidiliyor. Muhasebe ile devamlı konuşma içindeyim, ancak SGK dahil olmak üzere, birçok verginin de devlet tarafından ödenmesi bekleniyor. Kazancımız yok, hatta kasada para yok ve biz bunları ödemekle yükümlüyüz. Şu an saçma bir ikilem gibi bu. Üstelik diyelim şu süreci atlattık, bizi nasıl bir sezon bekliyor? Seyirciyle nasıl bir ilişkimiz olacak? Nasıl oyun yapacağız? Hangi bütçeyle? Borçlar ne olacak? Ve binlerce soru. Bu işin bizim tarafımızdan görünen kısmı. Ancak tüm bunları okuduysanız eğer, sadece alternatif küçük bir topluluğa etkilerini okuduğunuzu düşünün lütfen. Tiyatro Boyalı Kuş 2019-2020 tiyatro sezonunda on iki oyuncu, bir dramaturg, iki asistan ve benimle birlikte on altı kişiden oluşuyordu, faal olarak. Bunları bir de daha farklı yapıda tiyatro topluluklarındaki etkilerini düşünün: Tam gün çalışan elemanlarıyla, belki ofis yükümlülükleri de olabilir, hele hele tiyatro salonu işletiyorlarsa, bu biraz önce anlattıklarımı istediğiniz sayıyla çarpın, o kadar dert çıkacaktır.

Pandemi sürecinin bir parçası olarak tiyatrolar da perdelerini kapatmak zorunda kaldı. Bu durumun getirisi de tiyatro işletmecilerini zora soktuğu gibi oyuncu ve teknik kısımı da işsiz bıraktı (zaten çoğu için şartlar hep zordu). Ortaya çıkan tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz insanla iş yapıyoruz. Sahnede bazen tek bir oyuncu görseniz bile, bilin ki en az beş insan vardır o oyunun o an sahnelenmesi için çalışan, yaratım sürecinde emek verenleri ve tiyatro mekanındaki kişileri saymıyorum bile. Ayrıca tiyatroya emek veren ve tabii ki bu emeğin maddi karşılıklarını alamayanlar olarak, kaçımız sosyal güvenlikle çalışabiliyoruz? Oldukça az. Çünkü bunun maddi yükü gerçekten çok ağır. Hele alternatif tiyatro yapıyorsanız ve demin söylediğim gibi kendi kaynaklarınızı kendiniz yaratıyorsanız, yani bilet parasıyla (tüm salon dolu bile olsa) salon kirası, çalışan SGKları ve bordrolar çıkmıyor. Bunu zaten ilkokulda öğrendiğimiz dört işlemle kafadan bile hesaplayabilirsiniz. Bu anlamda güvencesiz çalışan, kayıtlı çalışmayan tiyatro emekçileri için de pandeminin etkisi çok ama çok büyük. Günlük, yani yevmiye usulüyle dönen bir ekonomileri varken, şu an işsizlik maaşı ya da kısmi çalışma gibi devletin sunabileceği maddi kaynağı da talep edemiyorlar.

Jale Karabekir
Jale Karabekir

Karantinanın duyurulmasıyla yerli yabancı, büyük küçük işler online platformlara açıldı. Tiyatrodan Opera ve Bale prodüksiyonlarına kadar işler süreli olarak izlenebildi/izleniyor. Şu an pek çoğu kiralanabilir ve satın alınabilir. Tiyatro sanatı adına oyunların online izlenebilmesini nasıl yorumluyorsunuz? Toparlanma sürecine katkısı olabilir mi?

Toparlanma sürecine katkısı olabilir. Şu an evde oturabilen bir kitle için, sanatsal aktivitelere online erişim iyi bir şey. Ancak meslekten biri olarak benim içimden çok fazla sanatsal aktivitelere katılmak gelmiyor. Şimdiye kadar seyrettiğim oyun beşi geçmez, bale hiç seyretmedim, iki opera seyrettim; daha çok eski kendi rutinimdeki dizi, kanal vs. gibi mecralardan seyretmeye devam ediyorum bu süreçte. Ancak bu benim şahsi duruşum. Açıkçası ben hala evden çalışıyorum, yani tiyatroyla ilgili olmakla birlikte pratik tiyatro-dışı iki kısmi işim var. Evden çalışmak, evden online eğitim vermek gibi yeni bir yapıya alışmak da zaman ve enerji aldı. Zaten pandemi sadece bizi eve hapsetmedi; bir yandan da tanıdıklarımız, akrabalarımız, arkadaşlarımız ya da hiç tanımadıklarımız için endişe eder olduk; hastalığa yakalananlar oldu, iyileşenler oldu, maalesef yenik düşenler oldu. Bunun da psikolojik bir çatışması var içimizde.

Sizin sorunuza cevabım şu olabilir. Belki eski kafalı olduğum düşünülebilir. Ancak benim yaşamım yettiği süre içinde, ben tiyatronun değişebileceğine ve dijital bir platforma evrilebileceğine inanmıyorum. O nedenle belki yüz yıl sonra olabilir, kim bilir, olursa da olabilir, ben zaten o sırada o dünyanın içinde yaşamıyor olurum, şu andan da o dünyayı eleştiremeyeceğim, şu içinde yaşadığımız dönemde tiyatronun online bir dünyaya geçeceğini düşünmüyorum. Her şeyden önce tiyatronun iki temel elemanı vardır: Oyuncu ve seyirci. Bunlardan biri yoksa tiyatro olmuyor. Bu iki elemanın arasında da bir etkileşim var, o etkileşim zaten tiyatroyu tiyatro yapan şey. Ekran bambaşka bir mecra. Kamera bakış açısı demek. Bize belli bir bakış açısından aktarır. Bir otoritedir. Oyuncu zaten seyircisiz nasıl oynayabilir? Yani bunun adı çok tiyatro olmuyor. Belki yüz yıl sonra adına başka bir şey koyarlar, bilmiyorum. Ama binlerce yıldır tiyatronun tanımı bu. Etkisi bu. Etkileşimi bu. Ben açıkçası benim yaşam sürem içinde böyle bir değişiklik olacağını öngörmüyorum.

Ancak arşivlerin açılması da çok büyük bir kazanım. Bu ilk başta arşivlerin ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor tiyatro bağlamında. (biz de pandeminin başladığı günlerde sosyal medyada arşivimizden bazı bilgiler aktarmıştık, vaktimiz oldukça da yapım yapım devam etmeyi düşünüyoruz) Çünkü sonuçta tiyatro bu, yapıyorsun, puf uçup gidiyor. Ama geçmiş oyunları seyredebilmek evet o önemli bir şey. Benim biraz önce olacağına inanmıyorum dediğim şey, bundan sonra tiyatronun online ve dijital devam etmesiyle ilgili görüşler. Belki korku, endişe, telaş, acil çözüm arayışı, terk edilme ya da unutulma kaygısı gibi şeyler yüzünden meslektaşlarımız farklı arayışlar içinde olabilirler. Açıkçası şu pandemi döneminde kime ne iyi geliyorsa, onu yapsın. Oturup ahkam kesmek, eleştirmek hiç doğru değil. Bu dönemi sağlıklı bir şekilde atlatalım da… Ancak bana eğer böyle bir şeye kalkışır mısınız derseniz, şu anki duygum sanki mesleğime ihanet edermişim gibi… Ama bakarsınız ki beş sene sonra bu tür bir oyun yaparız, yapabiliriz neden olmasın, ama onun bir nedeni olması gerekir, bir yapım yapılabilir ya da farklı bir pandemiyle karşılaşırız o zaman başka çaremiz kalmaz yaparız. Bilmiyorum. Şu an içinde bulunduğumuz koşullar çok yeni ve hemen çözüm bulunamayacak kadar da derin.

Bir de tüm maddi sıkıntılara karşılık, oyun kiralanmasına karşıyım vs. demek zaten olacak şey değil. Eğer seyirci maddi olarak desteklemek istiyorsa o topluluğu, tabii ki bunun için de ekonomik bir mecra olmalı. Bu tür şeylere bu dönemde karşı olmamak gerek. Ancak pandemi sonrası, arşiv oyunlar hariç, buna devam etmek pek hoş olmayacaktır. Farklı sorunlar ve çatışmalar yaratır kuşkusuz. Sonuçta seyirci tiyatroya o anı sizlerle birlikte yaşamaya geliyor.

Normale dönüş günü geldiğinde tiyatro çalışanlarını ve seyircisini ne tür zorluklar bekliyor olacak?

Nil, normal zaten çok zordu. Ekmeği taştan çıkarmaya çalışıyorduk. Ya da taşın suyunu mu çıkarmaya… Yani ne yaptığımızı biliyor muyduk acaba? Yani imkansızdan imkanlı bir dünya çıkarıyorduk. İşimiz bu: Seyirciye bir hayal dünyası yaratmak ve ona bunu inandırmak. Seyirci o gülen yüzlerimize, oyuncuların selama çıktıklarındaki mutluluklarına da inandı tabii yıllardır. Ancak biz işimizi seven insanlarız. Eminim tiyatrocuların çoğu kendi mesleğini yapabilmek için (ben de onlardanım) yıllardır başka işlerde çalışmak zorunda kalan kişilerdir. Her türlü kaynaktan uzak, kendi kaynaklarını üreterek yaratmaya çalışanlarız. Bu 20 yıl içinde her şey kötü gitmedi tabii, ama genel olarak baktığımızda hep önümüze çıkan engeller, değişen yapılar oldu; ülkede ve dünyada olan bitenden ilk etkilenen alan olarak tiyatro hep ilk sıradaydı. Biz sorunlarla değil, çözümlerle uğraşmalıyız diyen bir topluluğuz. Yıllardır ivedi çözümler üretmekten ve yaratıcı olmaktan yorulduk. Üstelik bu yoksul olma, bütçesiz olma durumunun getirdiği azla yetinme ve yoksulluk ve yoksunluğun getirdiği yaratıcılık da gülümsemelerimizin altında acı bir tatla oluyor. Bence zaten Türkiye’de tiyatro olması gerektiği gibi yapılamıyordu. Şimdi ise eskiye dönmek gibi bir durum olmayacak. Salgın bitse bile, tiyatronun toparlanması biraz daha zaman alacaktır. Biz tabii ki sahnemize dönmek, birlikte olmak, üretmek istiyoruz. Burnumuzda tütüyor dersem yeridir. Ancak toplumun da hazır olması lazım. Bakalım neler olacak…

Plastik sanatlarda sanatçılar arası dayanışma etkinlikleri oluyor. Tiyatro oyuncusu, teknik ekip ve işletmecileri arasında, tiyatro camiasında birlik olmak adına bir yaklaşım var mı?

Pandemi süreci boyunca sanırım sezon boyunca -yoğunluktan dolayı- iletişimde olmamızın mümkün olmadığı tüm dost ve arkadaşlarımızla iletişim içindeyiz. Bu iletişim de dayanışmayı getiriyor. Bazı küçük dayanışma grupları olduğunu biliyoruz. Maddi ve manevi açıdan meslektaşlarımıza destek olmaya çalışan. Süreç içinde farklı dayanışma ağlarının oluşacağını düşünüyorum. Ama bu süreçten öğrendiğim bir şey varsa, o da bana eski bir yapıyı hatırlatması, kurumlardaki sandık mantığını. Emniyet sandığı diye düşünüyorum, belki bu tür zamanlar için böyle bir yapının oluşturulması lazım. Ama tabii tüm bunlardan önce biz tiyatrocuların meslek örgütünün olmayışı, ülke kanunları çerçevesinde tiyatro alanında birçok eksik ve yanlışın olması da cabası.

Şu an en önemli olay ise dün başlayan, imza kampanyası! tiyatromuzyasasin

Devlete pek güveni olmayan bir bireyim. Ancak devletin sanatçıları görmezden gelemeyeceği bir dönemdeyiz. Evet belki sair zamanda biz kendi kendimize üretmeye, kaynak yaratmaya çalışıyoruz, gölge etme başka ihsan istemem, diyoruz devlete karşı; ama şu an böyle bir zaman değil. Devletin sanatçıların durumunu görmesi, duyması, tanıması ve çözüm yolları araması lazım, bu elzem! Sesimiz umuyoruz ki karar mercilerine ulaşır, geçici değil kalıcı çözümler üretebilirler. Ümitli değilim, ama talep etmemiz gerektiğine inanıyorum. Ve taleplerimizde ısrarcı olmaya da… Evet, tiyatromuz yaşasın; yaşasın tiyatro!

Nil Has

1988, İstanbul doğumlu. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir