3—7 Aralık’ta 19. edisyonu gerçekleşecek INK Miami’nin 18. edisyonunu hatırlayalım. Fuar, yalnızca kağıt üzeri işlere odaklanmasıyla Miami Sanat Haftası etkinlikleri arasında öne çıkan, alanına özel bir etkinlik. Baskı, çizim ve diğer kâğıt temelli üretimlere ayrılmış olması fuarı koleksiyoncular, küratörler ve grafik sanatına ilgi duyan izleyiciler için özel bir buluşma noktası haline getiriyor. 4—8 Aralık 2024, Miami Beach, Suites of Dorchester Hotel. ABD’de çok yaygın olan otantik otel/motel (açık hava) avlusunda ferah bir ortam bizi karşılıyor. Otelin suitlerden oluşan odaları, galerilere tahsis edilmiş, ışıklandırma ve otelin dönüşümü fuar için genel olarak başarıyla tamamlanmış. Kayıt yaptırarak ücretsiz girilen etkinliğe; Childs Gallery, Flying Horse Editions / UCF, Graphicstudio / USF, Gregg Shienbaum Fine Art, Haystack, Island Press, Jim Kempner Fine Art, Kress Contemporary, Manneken Press, Mixografia, Pia Gallo LLC, Tandem Press, Stoney Road Press, The TAG Fine Arts (UK), The Tolman Collection (Tokyo) olmak üzere 15 galeri ve yayınevi katıldı.
Mekânın özgünlüğü, oldukca keyifli bir ortam yaratmış. Kalabalıktan uzak, sakin, ne aradığını bilen izleyici için mükemmel. Otelin seçimi, Art Basel fanlarının garipseyeceği, doğal olarak bazı komplikasyonlar ile gelmiş. Koltukların üzerinde sergilenen baskılar, oda ışığı yetersiz gelmiş suitlerde ilave ışıkların mekânla uyumsuzluğu, ek masaların alana adapte edilmesi gibi. Ana akım fuar alışkanlıklarını düşününce, aklınızda canlansın istiyorum. Canlansın ki izlenilen önemli ve değerli eserlerin konumlarına ve sergileniş biçimlerine bu kadar takılmayın.
Eser künyeleri diğer sanat haftası fuarlarına göre çok daha detaylı ve profesyonelce hazırlanmış. Tatile gelmiş ve aynı zamanda keyif aldığınız bir şeyi izliyor, keşfediyor gibisiniz. Rahatlık sadece mekânsal değil, davranışsal olarak da hissediliyor. Alışılan diğer fuarlardaki galeristlerin soğuk tavırları burada yok. ‘Satın almak için bakmıyorsanız burada olmanıza gerek yok’ hissi, INK Miami’de oluşmuyor. Suitlerde, kurumlardan daha az yetkili bulunuyor. Stand kültürü ile yan yana getirdiğinizde daha geniş bir alan olmasına rağmen daha az yetkili var. Broşürler ve tanıtım metinleri daha ulaşılır. Bir göz sizi takip ediyor hissine kapılmıyorsunuz.
Fuar, çoğunlukla baskılardan [printmaking] oluştuğu için eserlerden ziyade tekniklerin yarıştığını görüyoruz. Ed Ruscha, John Baldessari, Hokusai yapıtları her zamanki gibi göz kamaştırıyor.
Güney Florida Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Graphicstudio’nun sergilediği, Mark Dion’a ait Word in a Box serisi [8:21] ilgimi çekti. 27 baskıdan oluşan bir set (litografi, siyanoğrafi, dijital, serigrafi, gravür, harf baskı ve tahta baskı) özel yapılmış meşe kutu içinde; kapağında gravür ve harf baskı görseli, iç kısmında ise litografik envanter listesi bulunuyor. Kelimeleri görsellerle o kadar uyumlu kullanmış ki, izleyiciyi normalde ilgi duymayabileceği tarihsel, coğrafi, ve diğer bilimsel konulara, yoğun olmayan görselleri kullanarak çekmeyi başarmış.
Stoney Road Press suitinde dikkatim çok dağılıyor, gözlerimi davet eden çok fazla çalışma var. Derken Dorothy Cross’un [15:01] eldivenlerini görüyorum, onların hikâyesi ile ilgili bir metne web’de rastlayamamak canımı sıkıyor. Sadece deri eldivenler olduklarını, parmak uçlarında 9 karat altın parmak izleri olduğunu biliyoruz. Belki sanat pratiğim enstalasyon merkezli olduğundan bilmiyorum; Medusae ve Ghost Ship adlı baskılarına ondan sonra bakıyorum. Yanında bir büyük metinle [14:43] sergilenen, 2017’de tamamladığı Darkness & Light; sanatçının ışıldayan malzemelerle yaptığı araştırmaların bir devamıymış. Eserdeki ağaçlar gece ve gündüz gibi birbirinin yoldaşı; aynı zamanda birbirinin yansıması. Hem olumlu hem olumsuz, hem karanlık hem aydınlık durumları içinde barındırıyor. Üst üste getirildiklerinde birbirlerini tamamen yok edecek bir zıtlık ilişkisine sahipler.

Alex Israel’in Desperado’sunu 2023 New York IFPDA fuarından hatırlıyorum [19:28], Mixografia, oldukça aktif bir galeri. Analia Saban’ın el yapımı kağıt üzerine monoprinti, Designed in France, Made in China, Clothing Tag’ine [19:45] gözüm çarpıyor. Kavramsal eserlere zaafım olduğundan hemen yaklaşıyorum. 2019’da tamamlanan çalışmanın bir edisyonu da LACMA [Los Angeles County Museum of Art]’da bulunuyor. Sanatçının poşet görünümlü baskılarını başka bir müzede daha görmüştüm, eşsiz bir görsel dil. Saban, çağdaş sanat alanında özellikle malzeme, süreç ve dönüşüm ilişkilerini keşfetmeye odaklanan, eserlerinde farklı malzemeler kullanarak, alışılmış biçim ve işlevlerin ötesine taşımayı amaçlayan bir sanatçı. Üretim sürecini görünür kılarak, malzemenin dönüşümünü ve dokusunu ön plana çıkarıyor; minimalist ve kavramsal bir görsel dil ile izleyiciyi hem görsel hem de düşünsel olarak malzeme ve mekânla ilişki kurmaya davet ediyor. Kendi kimliği ve pratiği açısından, deneysel ve analitik bir sanatçı olarak tanımlanabilir; işleri hem bireysel hem de toplumsal algıları, malzeme ve süreç aracılığıyla sorgulayan bir çerçeve sunuyor, farklı medyumları bir arada kullandığından çok disiplinli bir yaklaşım ortaya çıkıyor.
Pia Gallo LLC’de 1966/67 yapımı Campbell Soup Company’nin The Souper Dress [22:01] selüloz/pamuk kağıttan elbisesi, elbette Andy Warhol’u anımsatıyor, zaten onun anısına desek yanlış olmaz. Kendisinin 1961 ve sonrasında yaptığı Soup Can eserleri gözünüzde canlanmıştır. ABD’de yaşamayan izleyiciler, bu çorbanın günlük yaşamda ne kadar çok karşınıza çıktığını bilmeyebiliyor, kurgu bir ürün zannedebiliyorlar. Şöyle özetleyebilirim, bazen süpermarketlerde hazır çorba reyonu, sanat fuarının kendisi gibi görünüyor. Yalnız Warhol’un sanat pratiği, elbette bundan çok daha derin olmasına rağmen; popüler sanatçıların başına gelen onun da başına gelmiş ve bir yapıt serisi, Warhol ile özdeşleşmiş, deyimi yerindeyse ‘üzerine yapışmıştı’. Fuardaki künyede Pop Art’ın, resmi bir hareket veya manifesto ile tanımlanan bir grup çalışması değil, 1950’lerde ortaya çıkan ve 1960’larda yaygınlaşan bir kültürel duyarlılık ve estetik anlayış olduğu; Warhol gibi sanatçıların, reklam ikonları, çizgi filmler ve billboardlar üzerinden sanatı gündelik yaşamla birleştiren eserler üreterek, sanat ile günlük yaşam arasındaki sınırları bulanıklaştırdığı, moda dünyasının da Pop Art’ın bu ruhunu hızla benimseyerek onun yayılmasına katkıda bulunduğu; özellikle 1966—67’de üretilen tek kullanımlık kağıt elbiselerin, sanat ile ticari tüketim kültürünün birleşimini somut bir biçimde gösterdiği anlatılmış.
Favori fuarlarım arasında olan INK Miami’de, bazı eserlerin arkaplanını daha çok anlatan metin bulabilmek isterdim. Ne kadar arasam da, birçok çalışma ile ilgili; fiyat ve ebatları dışında bilgiye ulaşamadım. Tadı damağımda kalan, ev ortamı huzurunda bir edisyonu daha biterken, The Tollman Collection Tokyo suitinde gördüğüm litograflar [22:51] da uzun süre aklımdan çıkmadı.
