Ahmet Sami Özbudak’ın kaleminden doğan Şebbaz; Emrah Eren’in rejisiyle, Erdem Akakçe ve Fatih Koyunoğlu’nun sahnedeki uyumuyla, masalsı bir kaçış hikâyesine dönüşüyor. Gelenekten beslenen, bugünü sorgulayan, gölgenin ardındaki sesleri dinleten bir tiyatro deneyimi.
Gölge oyunu, ışık ile perde arasındaki tasvirlerin hareketiyle hayat bulan bir anlatı sanatıdır. Türk geleneğinde en bilinen biçimi ise “Karagöz ve Hacivat”tır. Karagöz, halkın sesi olarak doğrudan konuşurken, Hacivat, düzeni ve iktidarı temsil eder, aralarındaki atışmalar da toplum ile otorite arasındaki o ezeli çatışmayı gözler önüne serer.
Özbudak, bu kadim geleneği kendi metniyle dönüştürüyor. Klasik tiyatro kalıplarını aşmaya çalışan, biçim ve duyguyu aynı potada eriten bir metin yazarı. Şebbaz, bu arayışın doruk noktası olmuş; gölge geleneğini, modern bir yorumla harmanlamış. Görünenin ardındaki sese kulak verme arzusu, gölge oyunuyla taçlanmış. İstanbul’u, geçmiş ve bugünün iç içe geçtiği bir metafor şehir olarak kullanmış. Tanzimat’ın ağır dili ile güncel politik göndermeler iç içe geçmiş, arkaik ve çağdaş birleşmiş. Eskiyle yeninin çatışarak bir arada kalabilmesine olanak tanınmış. Türkiye’nin süreksiz modernleşme hikâyesine ayna olurken, eleştiri de getirmiş. Tarih, bir masal gibi anlatılırken, masalın sonunda hep gerçek bir yara kalıyor.

Erdem Akakçe ve Fatih Koyunoğlu, aynı ustadan yetişmiş ancak yıllardır küs olan iki çocukluk arkadaşı, Turna ve Mehmet’i canlandırıyor. Zengin ve nüfuzlu bir isim olan Muhterem Bey’in torununun sünneti için düzenlenen gösteri, sırların açığa çıkmasıyla, bir kabusa dönüşüyor. Saygınlığını korumak için bir suçlu aranırken, bedelini ödemek bu iki dostun payına düşüyor. İstanbul’u saran bir kaçış ve hesaplaşma hikâyesinde, şehir, bir labirent halini alırken, “Koca Şehr-i İstanbul onlara dardır,” göndermesi, karakterlerle birlikte kimliğini yitirmiş bir toplumun da aynası oluyor. Gölgenin içinden geçen iki arkadaşın, kendi geçmişlerine çarparak kim olduklarını hatırlama çabaları ise bir yüzleşmeye dönüşüyor. Biri geçmişi unutmak, diğeri hatırlamak istiyor. Eski iki şebbazın arasındaki dostluk; inanç ve aidiyet çatışmasıyla çırpınıyor. Bu ikilik, metnin kalbindeki ahlâki soruyu sahneye taşıyor: “İnandığımız bir dünyanın içinden mi geçiyoruz yoksa o dünyaya mı inandırıldık?”
Oyunun en çarpıcı unsurlarından biri Umacı. Erdem Akakçe’nin seslendirmesiyle hayat bulan bu görünmez varlık, toplumun denetleyici ruhudur. Akakçe’nin seslendirmedeki başarısıyla karakterin iç gerilimi çok iyi yansıyor. (Storytel’deki Suç ve Ceza yorumu da aynı derinliği taşıyordu.) Mehmet ise onun karşısında, seküler ve küskün bir karakterdir. Geçmişinden ve çevresinden uzaklaşmış, içine kapanık, gelenekle bağını yitirmiş, modern bireyi temsil eder. Mahallenin sessiz adamı; itilmiş, kendi kabuğunda bir yaşam sürdürmeye çalışır. Bastırılmış öfkesinin yanında kırılgan ve içine kapanık bir karakter.
Koyunoğlu’nun Turna’sı ise onun tam zıddıdır. Muhafazakâr, çocuksu, düzenin içinde kalmaya çalışan ama yine de sistemin hışmına uğrayan, Karagöz arketipine yakın bir figür. Koyunoğlu’nun esprili oyunu ve doğallığı, klasik komedya ile çağdaş anlatı arasındaki köprüyü kuruyor.
Oyunda aranan suçlu, gerçek fail değildir. Türkiye’nin güncel adalet düzenine benzer şekilde, suçlu, düzenin sürmesi için rastgele seçilen biridir.
Şebbaz da zengin ve güçlünün haklı sayıldığı bir düzende, yalnız ve örgütsüz olanın çaresizliğini, trajikomik bir kaçış yolculuğu üzerinden anlatıyor. Mizah, acının maskesi olarak kullanılmadan, trajedinin iç yüzündeki duygu seyirciye geçiyor.
Aytek Önal’ın hayat verdiği tasvir ve kuklalar oyuna renk katıyor. Barış Dinçel’in dekor ve kostüm tasarımı, gelenekselle çağdaşı sahnede buluşturmanın ve aynı anda var etmenin mümkün olduğuna bir kanıt. Yakup Çartık’ın ışık tasarımı gölge oyununun görsel mirasını sürdürürken, Deniz Bayrak’ın müzikleri tempoyu diri tutuyor. Ekip kusursuz bir uyum içinde çalışmış; yine de bu görsel baskınlık, metnin karanlık tonunu yer yer bastırıyor.
Tiyatro Hayali, baskıcı dönemlerde, mizahı bir direniş biçimi olarak sahneye taşıyor. Şebbaz, bu anlayışın güçlü bir örneği; gelenekten aldığı ışığı bugüne düşüren modern bir gölge oyunu. Gerçekle hayalin, suçla masumiyetin, inançla inkarın birbirine karıştığı bir sahnede, izleyiciye şu duyguyu bırakıyor: Kaçış da bir yüzleşmedir!
Alkışı bol olsun…
Künye
Yazar: Ahmet Sami Özbudak
Yönetmen: Emrah Eren
Oyuncular: Erdem Akakçe, Fatih Koyunoğlu
Dekor ve Kostüm: Barış Dincel
Müzik: Deniz Bayrak
Işık: Yakup Çartık




