“Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar” Sergi Söyleşisi



Alpin Arda Bağcık ile “Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar” Sergisi Üzerine Bir Söyleşi

Alpin Arda Bağcık’ın sağlık sektörü üzerinden komplo teorilerini merkezine aldığı Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar sergisi 30 Nisana kadar Zilberman Gallery’de ziyarete açık. Alpin Arda Bağcık’ın sağlık sektörü üzerinden dönen entrikaları anlattığı Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar sergisi, izleyicisine otoritelerin dayattığı ve/veya medyanın yaydığı safsatalarla birlikte sağlık sektörünün komplo teorileriyle örülü olduğu gerçeğini sanat yoluyla gösteriyor. Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar sergisinde gördüğümüz Favipiravir ve Remdesivir serileri, Hidroksiklorokin tablosu ve Bağcık’ın Librium adını verdiği Bill Gates’in bozulmaya uğradığı resimleri Covid-19 salgınıyle birlikte duyduğumuz komplo teorilerine işaret ediyor.

İçinden geçtiğimiz zamanların etkisi ve hala etkisini yitirmemiş Covid-19 salgını ve çıkacak yeni salgınlar nedeniyle biraz gerçekçi biraz kuşkucu bir sergi izliyoruz. Sergiyi gezerken işlerle yakınlık kurabiliyorsunuz ancak dayandıkları temel konuların sağlığımız hakkında tüyler ürpertici komplo teorileriyle örülü olması rahatsız hissettiriyor. Detaylarını öğrendiğiniz işler zaman zaman hayrete düşürüyor, zaman zaman öfkelendirebiliyor. Sanatçının tekniğine de hayran kalıyorsunuz. Resimlerinde bildikleriniz üzerine yenileri ekleniyor, zihin son yılların bir kritiğini yapma gereği duyuyor.

Alpin Arda Bağcık, Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar sergisi üzerine kendisine ilettiğimiz soruları yanıtladı.

Buyurunuz…

Alpin Arda Bağcık
Alpin Arda Bağcık Portre(Credit:Yiğit Günel)

Okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Alpin Arda Bağcık, 2011 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Resim bölümünden mezun oldum. 2014 yılından itibaren Zilberman Galeri temsiliyetinde çalışmalarımı sürdürüyorum. Üç yıldır da İstanbul’daki ev/atölyemde üretimlerimi yapan bir ressamım.

Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar serginizden bahseder misiniz? Üretim süreci nasıl geçti?

Dördüncü kişisel sergim olan “Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar”, Covid-19 süresince insan sağlığı üzerine kurulan komplo teorilerine yoğunlaşıyor. Paranoid fanteziler komplocuların insan sağlığı hakkında ortaya attıkları hayal ürünü hipotezleri veya sağlık endüstrisine duydukları şüphe sonucu öne sürdükleri savları ötekileştiren, hatta yermeye varan yaklaşımın altını çizer. Sahici entrikalar ise kapitalizmin nüfuz ettiği sağlık endüstrisinde, şüphe uyandıran ticari manevralarla oluşan, günümüzdeki belirsiz atmosfere işaret eder. Her iki durum da, sağlık meseleleri hakkında toplumun yaşadığı kaçınılmaz güvensizlik hissine dikkat çeker. Bu çerçevede, bir buçuk yıllık bir araştırmamın sonucu ortaya çıkan, yağlı boya teknikleriyle ürettiğim üç temel seriyi sergiliyoruz. Önceki serilerimi takip eden izleyicilerin aşina olduğu monokrom, realist, figüratif resimlerin yanı sıra, son dört yıldır üretip geliştirdiğim, tek bir resimden çoğalan, çoğalırken bozulan/azalan bir seri yer alıyor. Ayrıca, ilk kez denediğim monokrom resmi renkli çizgilerle renklendirdiğim ve izleyicide görsel bir yanılsama yaratacak, sürpriz bir tuval çalışması da mevcut.

Alpin Arda Bağcık Hidroksiklorokin
Alpin Arda Bağcık Hidroksiklorokin, 2022 Tuval üzerine yağlıboya 120×200 cm (Credit:Kayhan Kaygusuz)

Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar sergisinde Favipiravir ve Remdesivir serileri, Hidroksiklorokin tablosu ve Librium adını verdiğiniz Bill Gates’in bozulmaya uğradığı resimlerini izliyoruz. İzleyicisine ilginç gelenlerden biri “Hidroksiklorokin” adlı çalışmanız. Bu çalışmanızdan bahseder misiniz?

Bu çalışma optik illüzyonla oluşturulmuş bir resim, ismi Hidroksiklorokin. Gestalt kuramının da önerdiği tümel algıyı destekler nitelikte optik illüzyon tekniklerinden faydalandığım ve iki unsuru kombine ederek tamamladığım bir boyama tekniği kullandım. Çalışma uzaktan renkli gibi görünse de, yakından bakıldığında sadece gri tonlarda olduğu anlaşılıyor. Çapraz nizamda boyanmış çizgiler, resmi renklendiriyor. Sergi gerçek-dışı bir dönemde yaşadığımızı hatırlatıyor ve komplo teorileriyle gerçekliğin bulandırıldığı bir güncelliği ele alıyor. Tüm çalışmalar bugünü referansla oluşturuldu. Hidroksiklorokin çalışması ise, İspanyol gribi zamanında çekilmiş bir görseli ele alan, komploların geçmiş salgınlarda da var olabileceğine işaret eden bir tuval resmi. Komplo teorilesyenlerini yermek yerine komplocularla big-pharmanın (bu teoriye göre tıp camiasının, ilaç şirketlerinin, kamu yararına faaliyette bulunduğunu iddia etmelerine rağmen, kapital yaratmak adına etkili tedavileri gizlediği, hatta bazılarına sebep olduğuna dair farklı iddiaları içeriyor) yarattığı güvensizlik hissinin altını çizen ve bu hissin politik, psikolojik ve sosyolojik yansımalarını inceleyen bir sergi tasarladım.

Komplo teorileri üzerine sergi yapma fikri nasıl gelişti? Sanatçı olarak komplo teorilerinden beslenmek nasıldı? Araştırmalarınız esnasında ve üretimlerinize yansıyan sizi en çok etkileyen konu(lar) ne oldu?

İstanbul’daki bir önceki sergim 2017 yılında açılan “Kırmızı Reçete”, hakikat-sonrası kavramını ele alıyordu ve gerçekliğin ana akım medya ve sosyal medya üzerinden inşasını araştırıyordu. Toplum olarak inanmayı tercih ettiğimiz ve inanmak zorunda bırakıldığımız yeni nesil gerçekliklerin temelini sorguluyordu. Bu sorgulama sürecinde de inanmayı kimi zaman seçtiğimiz olgulardan biri olan komplo teorilerini işlediğim bir bölüme yer vermiştim. Covid-19 süresince sağlığımızı kaybettiğimiz ve bedenlerimizi sarsan bir virüs ile karşı karşıya kaldık. Bu etkililikte bir pandemi, daha önce internetin olduğu bir çağda hiç tecrübe edilmemişti. Her bireyin kendi fikrini ve bilgisini paylaştığı bir ortamda, insanın kendi sağlığı için ne tür kararlar vermesi gerektiğini bilemeyeceği kadar çok bilgi açığa çıktı. Bu güvensizlik ortamı çalışmalarımın temel hissiyatını oluşturan etmenlerden biriydi. Bir buçuk yıllık araştırma sürecinde sergiye çok fazla proje dahil oldu ve kimisi de mecburen projenin kapsamından çıktı. Altı ay önce hükmünü sürdüren komplo teorilerinin bir kısmı şimdi geçerliliğini yitirdiği için bazı komploları sergiden çıkarmak zorunda kaldım. Bu da sergiyi devinimde tuttu.

Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar
“Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar” Yerleştirme Görseli (Credit:Kayhan Kaygusuz)

Söz konusu sağlığımız ise dışarıdan maruz kaldıklarımızın yanında kendi komplo teorilerimiz de işin içine giriyor. Komplo teorilerine karşı yaklaşımınız nedir? Bunlarla savaşıyor musunuz? Kendi geliştirdiğiniz komplo teorileriniz var mı?

Komplo teorisi insan zihni için sağlıklı ve konforlu bir olgudur aslında. Komplo kelimesinin Latince kökeni “birlikte nefes almak” anlamına geliyor ve dedikodu gibi bizi etrafımızdakilerle etkileşim halinde tuttuğu bir yönü var. Komplo teorilerini incelediğimizde yine benzer dinamiklerle bu teorilere inanan insanların bir araya gelip tarikat oluşturabilecek kadar güçlenen birlikteliklerini sürdürdüklerini görebiliyoruz. Komplonun bir aradalık hissini pekiştirdiğini ve toplumdan güç alan bireyin kendini güvende hissetme ihtiyacını komplo kurgusundan karşıladığını savunan sosyologlar var. Kendimi bu araştırma alanını incelerken daha akademik bir noktada tutmaya çalışıyorum. Komplo teorilerini incelerken birçok teorinin birbiri ile ilişkili olduğunu veya gündem ile birlikte yeni bir teoriye evrildiğini görüyorsunuz. Teorilerin gerçek ile olan ilişkisi belge ve kaynağa gerek duymaktan ziyade inanç kavramı üzerinden ilerliyor, bu noktada komplo pek çok kişi için ilgi çekici bir hale geliyor. Benim açımdan ise; inanç kavramının yanlışlanamazlığı ve tartışmaya kapalı oluşu konuya mesafemi belirliyor ve beni komplo teorisi geliştirmekten otomatikman uzaklaştırmış oluyor. ‘Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar’ sergisiyle, izleyicinin kendi inanç kalıplarına yeniden bakmasını ve gerçekliği sorgulamasını hedefliyorum.

“Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar” Sergi Söyleşisi
Alpin Arda Bağcık, Favipiravir Serisi – Protesto II, 2021
Tuval üzerine yağlıboya, 40×40 cm (Credit:Kayhan Kaygusuz)

Paranoid Fanteziler, Sahici Entrikalar sergisinde Librium adını verdiğiniz ve Bill Gates’in bozulmaya uğradığı tablo seriniz medyada en çok konuşulan konulardan çip konusunu merkezine alıyor. Medya ile Gates yanyana gelince komplo teorilerinin ihtimalleri artıyor. İşlerinize konu olan komploların medya ile ilişkisini nasıl değerlendirirsiniz? Medyanın komploları beslediğini düşünüyor musunuz?

Medya ister istemez komplo teorilerini besler. Türkiye gibi popülist rejimlerle yönetilen ülkelerde komplolar ancak sözde otoritelerinin bahsini geçirmesi sebebiyle topluma ulaşıyor. Normalde “yer altı” yayın organlarıyla yayılmalarına aşina olduğumuz komplo teorileri bu mecra ve figürler sayesinde desteklenip güçleniyor. Başka bir pekiştirici güç ise, otorite figür veya kurumların bilgileri açıklarken bilinçli bir şekilde, korku ve endişe düsturu üzerinden aktarım yapması. Böylelikle, çaresi olmayan ve yaşadığı tedirginlik hissini gidermek ihtiyacındaki toplumun verilen bilgiye korkarak da olsa sığınması ve tutunması kaçınılmaz hale geliyor. Ütopik bir beklentiyle sağlık okur-yazarlığının artması, toplumdaki kaygının azalması belki de en azından sağlık konusunda komplo teorilerinin sönümüne açabilir.

1988 doğumlu, Sanat ve Kültür Yönetimi mezunu, sanat ve kültür meraklısı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.