Yazar ve anlatıcı kimliğiyle edebiyat dünyasında kendine özgü bir yer edinen Başar Başarır, son kitabı Fukaranın Ahı ile belleğimizde yer etmiş atasözlerine bambaşka bir gözle bakıyor. 2025 Dünya Öykü Günü vesilesiyle katıldığı bir oturumda aldığı notlar, hem okurdan hem diğer konuşmacılardan öyle büyük ilgi görmüş ki, bu etkileşim kısa sürede bir kitap fikrine dönüşmüş. “Koleksiyonculuk ruhumla söze tutuldum” diyen Başarır, yalnızca derleyip sunmakla kalmıyor, atasözlerini kişisel belleği, gündelik hayat gözlemleri ve zamana yayılan ironiyle buluşturuyor. Sağ sayfada anonim halk bilgeliği, sol sayfada yazarın iç sesi… Başar Başarır’la, hem atasözlerine olan derin ilgisinin kökenine iniyor hem de sözün yazıyla, anonimle bireyselin nasıl iç içe geçtiğini konuştuk.
2025’in şubat ayında Dünya Öykü Günü münasebetiyle yapılan oturumlardan birinde atasözleri ve deyimlerine dair aldığınız notlar üzerine yaptığınız konuşma oldukça beğeniliyor. Bu kitabın fikri de buradan hareketle mi oluştu? Hikâyesi nasıl başladı?
O gün gerçekten tarihi bir gündü benim yazma geçmişimde. Çünkü takdir edersiniz ki şu kırk yıla yaklaşan yazı serüvenim boyunca çok yere davet edildim, sayısız konuşma yaptım. Fena da değilimdir bu işte. Mikrofonu elime aldım mı kopar giderim. Ancak ilk kez bu denli coşkulu bir izleyici kitlesiyle karşılaştım. Bu tabii benim şahsımdan maada konu başlığından ve diğer değerli konuklardan ileri geliyordu. Ama olsun. Gördüğüm ilgiyi hemen üstüme giyindim. Seçip sunduğum atasözleri büyük tezahüratla karşılandı. Oturum sonrasında da mübalağa tebrik aldım, epey teşvik edildim. Aynı oturumda konuşmacı olan pek sevgili Adil İzci Hocamız da sağ olsun, buradan bir kitap çıkacağını hissetmiş gibi, benden notlarımı istedi, yüreklendirdi. Velhasıl masum bir etkinlik bana vesile oldu, çalışma masasına oturup iştahla yazmaya başladım. Hiç yoktan Fukaranın Ahı ortaya çıktı.
Peki atasözlerine olan ilginiz nasıl başladı? Neden atasözleri?
Koleksiyonculuğu öteden beri severim. Atasözlerini de pul gibi, bozuk para gibi öteden beri toplar, biriktirir, kafamda gruplandırırım. Çocuklukla başlayan bir uğraş, kökü çok eskilerde. Bilmediğim bir söz duydum mu içimde bir şeyler yerinden oynar, sanki cebime para konmuş gibi sevinir, zenginleşirim. Nedenini bilmiyorum, hiç düşünmedim. Sanırım yazma uğraşıyla ilgili. Ne de olsa bütün sermayemiz sözdür, kelimelerden ibarettir. Bu da onun bir yan dalı.

Bunları bir “defter”e kaydettiniz. Defterden dönüştürülen kitap formatında ise kitabın sağ tarafında atasözlerini, sol tarafında sizde ne çağrıştırdığını okuyoruz. Bu format nasıl oluştu?
Başlangıçta bu seçkide atasözlerini sadece listelemeyi düşünüyordum. Ancak değerli eşim Deniz Yüce Başarır bunun pek fazla mana ifade etmeyeceği konusunda beni uyardı. Haklıydı da. Haydi bu defa seçkiyi daraltıp belli temaları öne çıkarmaya, bütünleşik bir yapı kurmaya kadar geldi iş. Geldiğimiz noktada olay biraz kaptanın seyir defteri, bir parça aile sırları, epey de günlük hayata dair düşünce temrinlerine dönüştü. Sağ sayfaları atasözlerine ayırıp, sol tarafa da resim altı sayfası muamelesi yapmayı ben düşündüm. Bu suretle okur kitabı eline alıp istediği sayfadan okumaya başlayabilecek, önce sağdaki atasözlerine göz atıp, merak ediyorsa soldaki açıklamaları okuyabilecekti. Dergicilikten öğrendiğim bir kuraldır: Sağ sayfadaki reklamın fiyatı, sol sayfaya göre daima yüksek olur!
Atasözlerinin “anonimliği” ile yazarlığın “kişisel imzası” arasında nasıl bir çelişki ya da tamamlayıcılık görüyorsunuz? Atasözünü kullanmak, edebi özgünlüğe halel getirir mi?
Hem getirir hem getirmez. Sürekli keramet yumurtlayan, atasözlerini ardı ardına dizen bir edebi metin yavanlıktan kurtulamaz. Üç öğün havyar yemek, yatağa takım elbiseyle girmek gibi bir şeydir bu. Konuya, mekâna, kişiye göre kurgunun içine yerleştirmek lazım. Hem de az az, eser miktarda. Bu şekilde yazılırsa atasözü hoşluk yaratır, metne rayiha katar. Velev ki yazar nadir atasözlerine aşina olsun, bunları kurguya ahenkli, ölçülü bir şekilde dahil edebilsin.
Kitapta farklı atasözlerini farklı kültürel öğelerle birleştirerek de açıklıyorsunuz ki kitabı belki de en çekici hale getiren budur. Atasözleri üzerine böyle bir çalışmanın olması büyük bir eksiği de kapatıyor. Sizce atasözleri kime hitap ediyor ve nasıl bir yaptırımı var? Ya da bir yaptırımı var mıdır yoksa işlevi farklı mıdır?
Atasözleri hepimizin malıdır, herkese hitap eder. “Yaptırım” biraz aşırı bir ifade olabilir. Hüküm manasında soruyorsanız, atasözleri genellikle hükümsüzdür. Yani pek bir işe yaramazlar. En azından vaz ettikleri konuda faydasız, işlevsizdir onlar. Kimse “sakla samanı, gelir zamanı” cümlesi yüzünden eşya biriktirmez. Önce eylem olur. Yani işe yaramayacak, döküntü, hurda birtakım öteberi kenara atılır. Sonra, çok sonra, tesadüfen bunlardan bir fayda görülür, derde deva bir sonuç alınırsa işte o an durum saptaması olarak bu söz söylenir. Zaten maksat da budur. Lafı yerinde söyleyip taşı gediğine koymaktır. Ayrıca atasözleri çoğunlukla müphemdir. Öğüt mü veriliyor, vaziyetten şikâyet mi ediliyor, yoksa sadece durum saptaması yapılıyor, çoklukla anlaşılmaz. Onları güzel kılan da bu belirsizlik halidir. Bu ikiliklerin, değişkenliğin üzerinde epey durdum sanıyorum metin boyunca. İşlev olarak aklıma gelen ilk şey şu: Atasözleri baldudaktır, sohbeti renklendirir. Bir de dua niyetine tekrarlarız onları.
Atasözleri sizin için neyin kapısını aralıyor? Hatırlamanın mı, yoksa unutulmuş olanı yeniden söylemenin mi?
Öncelikle bunlar somut olmayan kültür varlıkları, dilimizin değerleri. Kıymetleri tarihselliklerinden menkuldür. Onları söyleyen insanların dünyasına götürürler bizi. Örneğin Kaşgarlı Mahmut’un lügatine aldığı kelimelerin anlamlarını açıklamak için kullandığı atasözleri sayesinde XI. yüzyıl insanının zihinsel yapısı, fiziksel çevresi, genel anlamıyla dünya ve hayat algısı üzerine çok şey öğreniriz. Ayrıca haklısınız, atasözlerinde hem hatırlamak hem de unutuş vardır. Ben de, üzerinize afiyet, hep unutulmuşa meyilliyimdir. Seçkiye aldığım örneklerin ekseriyeti bu kalemden, yani bugün konuşulan Türkçenin uzağına düşmüş, unutulmaya yüz tutmuş, ancak karnında taşıdığı mana sağlam, büyüsü gıcır, musikisi yerinde sözlerdendir.
Öğrendiğinizde sizi etkileyen, hayatta da uyguladığınız ya da sık kullandığınız bir atasözü var mıdır?
Uygulama elbette ki yok, namevcut. Daha önce de belirttiğim gibi bunlar temenni mahiyetinde, dua niyetine söylenen şeyler. Ama etkilendiğim nice nice sözler var. Örneğin: “kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur”. Ya da rahmetli pederden sık duyduğumuz: “kaç sevaptan, girme günaha”. Hele seçkiye adını veren şu müthiş söz: “fukaranın ahı, tahtından indirir şahı”.
Zaten çoğunu insanın gönül sazını titreten, incelikli ifadeler oldukları için aldım ben bu seçkiye. “Doğruluk bir tek minarede kalmış, onun da içi eğri” cümlesini duyup da şöyle bir an sarsılmamak mümkün müdür? Ya da “iyiliğe iyilik olsaydı koca öküze bıçak olmazdı” ifadesini…
Güncel hayatta en sık kullandığım iki sözü de bunlara ekleyeyim:
- Kerizi parasından ayırmak sevaptır
- Lafın tamamı aptala söylenir
