Ayna, Gripin ve Model gibi gruplarla Türkiye müzik sahnesinde iz bırakan Kerem Sedef, bugün kendi müzikal kimliğini yeniden tanımladığı bir dönemde. Yaklaşık otuz yıllık müzik yolculuğunda ritimle kurduğu bağı farklı üretim biçimlerine taşıyan sanatçı, SW3NTON projesiyle elektronik müzikte kendine yeni bir ifade alanı açıyor.
Sedef, MONOSTATE çatısı altında ise yalnızca kendi müziğine değil, farklı sanatçıların üretimlerine de alan açmayı hedefliyor.
Kerem Sedef’le geçmişinden kopmadan kendi sesini inşa etme arayışını, müzikal özgürlüğün onun için ne anlama geldiğini ve geleceğe uzanan hayallerini konuştuk.

Yıllarca Türkiye’nin çok dinlenen gruplarının müziğinde senin de imzan vardı. Peki, bir noktada başkalarının müzikal hikayesinin parçası olmak yerine kendi hikayeni anlatma ihtiyacı mı ağır bastı?
Yaklaşık otuz senedir müziğin içindeyim. Ayna, Gripin, Model… O sahneler, birlikte var ettiğimiz şarkılar beni bugünkü müzisyen yaptı. Bir grubun içinde birlikte müzik üretmek çok kıymetli; o yılların her biri için minnettarım.
Elektronik müzik de aslında hayatıma yeni girmedi; neredeyse bir o kadar zamandır ilgileniyorum. Ama profesyonel hayatımda davul hep öndeydi, elektronik müzik boş zamanlarıma kalıyordu. 2016’da Model dağıldıktan sonra içimde beni başka yerlere iten bir şey vardı. Farklı şeyler denedim. Sonunda aradığım şeyin çok uzakta olmadığını, yıllardır yarım kalan o tarafıma dönmem gerektiğini anladım.
Önce yakın arkadaşım Suat Yılmaz’la iki kişilik elektronik müzik projemiz KeuS’u hayata geçirdik. KeuS, kendi hikâyemi anlatabilmem için de bir zemin oldu. Bir yandan kafamın içindeki sesler dönmeye devam ediyordu; onları ancak kendim anlatabilirim, dedim. SW3NTON oradan çıktı. Bu, o yıllardan bir kopuş değil; birikenlerin üstüne kendi sesimi eklemek. Davulculuk da bitmiş değil tabii. Oyun tabiriyle yeni bir karakter ve yeni bir level açıldı. 🙂
Bir müzisyenin kendi sesini bulmasıyla kendini tekrar etmeye başlaması arasında bazen çok ince bir çizgi var. Sen bugüne kadar farklı müzikal kimlikler arasında dolaştın. Bugün Kerem Sedef’in müziğini diğerlerinden ayıran şeyin ne olduğunu düşünüyorsun?
Sanırım bir parçayla ilk ilişkimi ritim üzerinden kurmam. Elimde otuz yıllık bir ritim hafızası var; sahnede insanların neye hareket ettiğini, neye cevap verdiğini canlı canlı gördüm. Bugün dans pistine bakarken de o davulcu hâlâ orada. Groove ve zamanlama duygusu yaptığım müziğe ister istemez giriyor.
Ama “Sesimi buldum, budur.” demek istemem. Hâlâ inşa ediyorum. Biriktirdiklerimi taşırken her gün yeni bir şuur, yeni bir akıl, yeni bir hafızayla bakmaya çalışıyorum. Farklı türler arasında dolaşmak da bana bunun için malzeme veriyor. Bunu beni herkesten ayıran büyük bir iddia olarak değil, müziğe bakışımı anlatan bir renk olarak görüyorum.
SW3NTON ile elektronik müziğin farklı türleri arasında dolaşıyorsun. Bu projeyi bir müzikal dönüşümden ziyade, bugüne kadar biriktirdiğin bütün seslerin yeni bir karşılaşması olarak okuyabilir miyiz? SW3NTON’da geçmişinden özellikle korumak ya da geride bırakmak istediğin neler var?
Evet, “karşılaşma” bana çok yakın bir tarif. SW3NTON’da rock sahnelerinden gelen tarafım da var, yıllardır dinlediğim ve biriktirdiğim sesler de. Bu projede hepsi başka bir dille konuşuyor.
Ritim disiplinimi ve sahne tecrübemi yanıma alıyorum. Geride bırakmak istediğim şey geçmişim değil, yalnızca davulculuğumla tanımlanmak. O yüzden SW3NTON’u davulcu Kerem’in boş zamanlarında yaptığı bir yan proje olarak görmüyorum. Kendi ayakları üzerinde durmasını istediğim yeni bir karakter. Kerem Sedef de bütün birikimiyle arkasında.
Davul çalarken müziğin içindeki zamanı bedeninle kuruyorsun. Elektronik müzikteyse zamanı, katmanları ve atmosferi yeniden tasarlıyorsun. Bu iki deneyim arasında seni en çok şaşırtan fark ne oldu? Bugün bir parçayı dinlerken hala önce davulcu kulağın mı devreye giriyor?
En şaşırtıcı tarafı, zamanın üzerinde yeniden çalışabilmekti. Davul çalarken bir anın içindesin; çalıyorsun ve o an geçiyor. Prodüksiyonda ise durdurup geri dönebiliyor, bir katmanı söküp başka türlü kurabiliyorsun. Bu kadar seçenek başta hem özgürleştirici hem yorucuydu. Şimdi her şeyi hemen bir yere vardırmaya çalışmadan, sürecin keyfini daha çok yaşamaya çalışıyorum.
Kulağım ise hâlâ önce groove’a gidiyor. Geri kalan her şey onun üstüne nasıl oturuyor, önce onu duyuyorum. Benim için ritim, iletişimin en temel hâli. Kalbimizin de duygularımızın da bir ritmi var. O yüzden davulculukla prodüksiyonu birbirinden tamamen ayrı düşünemiyorum. Bir şeyleri ayırmak, yeni bir kimlikle yeniden birleştirebiliyorsak anlamlı geliyor. SW3NTON ve Kerem Sedef de ayrı gibi duran ama birbirini yukarı taşıyan iki karakter.
Elektronik müzikte dinleyiciyi harekete geçirmek güçlü bir motivasyon ancak dans ettiren bir parça ile dinleyicinin hafızasında kalan parça her zaman aynı şey değil diye düşünüyorum. Sen kendi üretimlerinde bu ikisi arasında nasıl bir denge arıyorsun?
İnsanların hareket ettiğini görmek benim için hâlâ en dürüst geri bildirimlerden biri. Davulculuktan gelen tarafım oraya hemen bakıyor. Ama parça bittiğinde o duygunun da bitmesini istemiyorum.
Aradığım şey, bedeni harekete geçiren groove’un içine insanda kalacak bir melodi, bir his koyabilmek. Kalabalığı kaldıran ama eve dönerken de içinde kalan bir şey. Sahnede hep beraber yaşadığımız hissi evde ya da arabada dinlerken de bulabilmek. Bir parçanın bize bir şeyin parçası olduğumuzu hatırlatması, bizi bir araya getirmesi hoşuma gidiyor. Dansla hafıza arasındaki dengeyi galiba orada arıyorum.
SW3NTON’un müzikal dünyasında Afro House, Melodic House ve Tech House gibi farklı türler var. Türlerin giderek birbirine yaklaştığı bir dönemde, senin için özgünlük nerede başlıyor? Bir parçayı dinlediğimizde “Bu Kerem Sedef’in müziği” dedirtecek imzayı nasıl tarif edersin?
Ben tür isimlerini daha çok sesimi genel hatlarıyla anlatmak için kullanıyorum. Afro House, Melodic House, Tech House… Hepsinde sevdiğim şeyler var. Aralarındaki çizgilerin incelmesi de bence dert değil, imkân. Asıl mesele, bunlardan benim nasıl bir karışım çıkardığım. Özgünlük biraz o süzgeçte başlıyor.
Aynı malzemeye herkes kendi birikimiyle yaklaşıyor. Benim imzamın da tek bir tür adıyla değil, parça parça, set set oluşacağını düşünüyorum. Şimdiden büyük bir tarifini yapmaktansa bunun için çalışmak istiyorum. Bir gün dinleyenin “Ahh, bu SW3NTON!” demesi… Aradığım şey o.

MONOSTATE ile kendi müziğini üretmenin ötesinde başka müzisyenlerle ortak bir alan da oluşturuyorsun. Kendi sanatsal kimliğini güçlendirmeye odaklandığın bu dönemde, başka sanatçıların üretimlerine alan açmak senin için ne ifade ediyor ve MONOSTATE’i bir plak şirketinden daha fazlasına dönüştürmek gibi bir hayalin var mı?
Beni en çok bir müzik fikrine yuva kurmak heyecanlandırıyor. Fiziki ya da soyut, bir yuvan olunca içini istediğin insanlarla doldurup kapısını açabiliyorsun. MONOSTATE’i biraz böyle düşünüyorum. Sadece kendi müziğimi çıkarmak için kursaydım adı SW3NTON olurdu. Burada iyi bulduğum başka müziklere de yer olsun istiyorum.
“One State – Infinite People” dediğimiz şey de bu. Hepimizin gördüğü, beğendiği, ulaşmak istediği bir hâl var. O hâlde buluştuğumuzda ortaya çıkan birlikteliğe inanıyorum. Müzik de oraya birlikte ulaşmanın en güzel araçlarından biri.
Kendi kimliğimi kurarken başkalarına alan açmayı bunun dışında görmüyorum; aynı yuvanın içindeyiz. Hayalim zamanla kendi geceleri, partileri, belki festivalleri olan bir müzik evi. Birçok sese ev sahipliği yapan, Türkiye’de ve dünyada bu müziği bir adım ileri taşıyan bir yer. Daha yolun başındayız. Acele etmiyorum ama kapısını nereye açmak istediğimi biliyorum.
Uzun yıllar müziğin içinde olmak insana ne yapmak istediği kadar ne yapmak istemediğini de öğretiyor olmalı. Bugün müzikal olarak nelerden uzak duruyorsun? Ve henüz dinleyicilerin tanımadığı Kerem Sedef’in müziğinde keşfetmelerini istediğin ne var?
Sırf tutuyor diye bir sound’a yapışıp kalmak istemiyorum. Bir şeyi severek yapmakla sırf işe yaradığı için tekrarlamak arasındaki o ince çizgi önemli. Yıllar içinde gördüğüm şey şu: Formüller değişiyor, samimiyet kalıyor.
Dinleyicinin henüz tanımadığı tarafımla ben de yeni yeni tanışıyorum aslında. Üzerinde çalıştığım ilk orijinal parçalar ve remiksler var; her gün yeni bir beni keşif hâlindeyim. Her şeyi çözmüş, ne çıkacağını bilen biri gibi anlatmak istemiyorum.
Benimle bu yolculuğa katılırlarsa beraber hayret edebileceğimizi, neşelenebileceğimizi düşünüyorum. Kutlamasını da hep beraber sahnede yapmak için sabırsızlanıyorum.




