Akan Beden Üçüncü Edisyonuyla Mardin’de!
Akan Beden Üçüncü Edisyonuyla Mardin’de!

Akan Beden Üçüncü Edisyonuyla Mardin’de!

7 Mayıs 2024
Akan Beden Üçüncü Edisyonuyla Mardin’de!
Akan Beden Üçüncü Edisyonuyla Mardin’de!

Akan Beden Performans ve Konuşma Dizisi’nin üçüncü edisyonu 10-11-12 Mayıs tarihlerinde Mardin’de gerçekleşiyor. Sekiz sanatçı, akademisyen ve küratörün katıldığı etkinlikte canlı performanslar, çok duyulu bir yürüme performansı, iki performatif enstalasyon ve bir konuşma izleyiciyle buluşacak. Zeynep Nur Ayanoğlu’nun düzenlediği kamusal program 6. Mardin Bienali’nin açılış günlerine denk gelecek şekilde Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı desteğiyle hayata geçiyor.

Istanbul Performance Art, KOLİ Art Space, PASAJ ve Performistanbul iş birliğiyle üç güne yayılan Akan Beden’de Dicle Beştaş, Elçin Acun, Esra Dicle, Gülhatun Yıldırım, Hacer Kıroğlu, İlkay Bilgiç, Murat Küçük ve Pınar Derin Gençer yer alıyor. Şahmaran Konağı’nda gerçekleşen etkinlik Eski Mardin evlerinden birinin damını ve şehrin muhtelif yerlerini performans alanı olarak değerlendiriyor.

Elçin Acun ışıklar ülkesi Mardin’in güneşiyle cyanotype baskı alırken bedenini şiirsel bir performativiteye büründürerek uzakları kapsıyor. Gülhatun Yıldırım iki nehir arasındaki bölge anlamına gelen Mezopotamya’da şehrin yerlilerinden topladığı hikâyelerle suyun yaşam döngüsündeki sanatsal karşılıklarını araştırıyor ve Isonzo Nehri’nde (İtalya, 2022) başlattığı “Ay ve Güneş” serisine yeni bir uzun süreli performans ekliyor. Hacer Kıroğlu elli iki bin yıl öncesinden bu yana yerleşim yeri olan, zamanın her yöne uzayıp gittiği şehirde saniyeleri sayarak nefesiyle birlikte göğe bırakıyor. Esra Dicle ve Dicle Beştaş insanlığın beşiği kabul edilen Mezopotamya’nın kuzeyinde, performans yoluyla hangi hikâyelerin nasıl temsil edilebileceğini sorunsallaştırırken karşıt-çoğul kamusallıkların izini sürüyor. İlkay Bilgiç sınırdaki şehrin muhtelif yerlerine yerleştirdiği performatif enstalasyonlarla taraf olma, konumlanma ve kabul görmenin yerleşik kodlarını oyunsu bir üslupla ters yüz ediyor. Murat Küçük sonsuz ufuklar sunan şehirde toz, su, sis, kar ve rüzgâr üzerine, görmek kadar koklama, duyma, tatma ve dokunmayı da içeren çok duyulu bir yürüme performansıyla sokakları arşınlıyor. Pınar Derin Gençer ise Mardinli kadınlardan topladığı unu kullandığı performansında, damda yaşama ve üretme pratiklerini kişisel geçmişiyle harmanlıyor.

“Akan Beden Mardin’de” etkinliği Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile gerçekleşmektedir. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla Zeynep Nur Ayanoğlu’ya aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmaz.

Program Akışı

10 Mayıs 2024, Cuma

16.00 Hacer Kıroğlu, “Saniyeler İçinde: 3600 Saniye ya da 1 Saat”

11 Mayıs 2024, Cumartesi

16.00 Pınar Derin Gençer, “Bir Mardin Damında Hafızanın Katmanlarına Yürümek”

12 Mayıs 2024, Pazar

13.30 Esra Dicle ve Dicle Beştaş, “Kişiseli Kamusala Tercüme Edebilmek: Performans ve Kamusal Alan”
15.00 Elçin Acun, “Gün İzi: Cyanotype Baskı”
17.00 Murat Küçük, “Mardin Fragmanları: Çok Duyulu Yürüme Performansı”

Takvimsiz

Gülhatun Yıldırım, “Ay ve Güneş”, 10-11 Mayıs günleri şehrin muhtelif yerlerine yayılan canlı performans
İlkay Bilgiç, “ÖTE”, şehrin muhtelif yerlerine yayılan performatif enstalasyon

Künye ve Katkıda Bulunanlar

Etkinliğin adı: Akan Beden Performans ve Konuşma Dizisi 3. Edisyon
Web Sitesi: akanbeden
Tarihler: 10-11-12 Mayıs 2
Adres: Medrese mah. 1. Cadde No: 10 Artuklu Mardin (Osmanlı Konağı karşısındaki merdivenlerden çıkınca)
Düzenleyen: Zeynep Nur Ayanoğlu
Destekleyen: Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı
Kapsam: Canlı performanslar, bir yürüme performansı, iki performatif enstalasyon, bir konuşma
Sanatçılar: Dicle Beştaş, Elçin Acun, Esra Dicle, Gülhatun Yıldırım, Hacer Kıroğlu, İlkay Bilgiç, Murat Küçük, Pınar Derin Gençer (Sanatçılar alfabetik sıraya göre anılmıştır.)

Sanatçı Biyografileri ve Performans Metinleri

Dicle Beştaş

Dicle Beştaş güncel sanat alanında kolektif ve toplumsal pratiklere ilgi duyan bağımsız bir mimar ve küratördür. Çok katmanlı ortak söylem alanları oluşturmak Beştaş’ın küratoryal pratiğinde merkezî bir rol oynar. Küratoryal süreci birlikte yapma ve konuşma esnasında gerçekleşen geçici bir iş birliği ve müşterek bir üretim imkânı olarak görür. Söylemsellik alanını araştırdığı çalışmalarında “başkalarıyla” bir araya gelmenin yollarını arar.

Diyarbakır’daki bağımsız sanat inisiyatifi Loading Art Space’in koordinatörlüğünü yapmış olan Beştaş Diyarbakır ve çevresinde, İstanbul’da ve uluslararası alanda çeşitli misafirlik programlarına katılmış ve sergiler yapmıştır.

Elçin Acun

Elçin Acun toplumsal cinsiyet, beden, görünürlük, kuir teori ve feminizm üzerine çalışan disiplinlerarası bir sanatçı ve akademisyendir. Yüksek lisansını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nde tamamlayan Elçin aynı bölümde Sanatta Yeterlik eğitimine devam etmektedir. Kendi bedeni üzerinden performatif vurgular yapan sanatçının işleri yurt içi ve dışında çeşitli kişisel ve karma sergilerde yer almıştır. Sanatı temel hak ve özgürlüklerin kazanılması ve görünürlük mücadelesinde aktivizm içeren bir yöntem olarak benimser ve bunun bir ifade özgürlüğü alanı olduğuna inanır. Feminist ve kuir sanatçıların dayanışması ve görünürlüğü için, kapsayıcılık ve çeşitliliğin gücüne, kimlik ve toplumsal cinsiyetin akışkanlığına odaklanan, kâr amacı gütmeyen bağımsız sanat inisiyatifi KOLİ Art Space’in kurucu ortağı ve PLATFORM by GAPO üyesidir. İstanbul’da yaşayan Elçin son zamanlarda yoğun olarak video yerleştirme üzerine çalışmaktadır.

Gün İzi: Cyanotype Baskı

Judith Butler Kırılgan Hayat’ta “toplumsal yaşamı, birinin hayatının her zaman diğerinin elinde olduğu gerçeğinin” şekillendirdiğini ifade eder ve “…bedenim benimdir ve benim değildir. Daha baştan ötekilerin dünyasına teslim edilen bedenim başkalarının izini taşır,” der (2018, s. 41). Beni ben yapan şeyin aslında sen ile olan ilişkisellik, başkalarıyla yani öteki ile olan bağlarımız olduğunu düşünür. Senden bağımsız bir ben yoktur. Beni ve bizi bu bağlar oluşturur, benim yaşamım başkalarının yaşamı ile birlikte var olabilir.

Kolektif üretimi bir birlikte olma ihtimali olarak okuyabilir miyiz? Birlikte olabilme fikri daha uzaklara ulaşabilmenin olasılığı değil midir? Uzaklara ulaştıkça daha kapsayıcı olabilir miyiz? Sanatçı bu sorulara cevap ararken bakışımızı kolektif üretime çevirmenin bizi yaklaştırabileceği fikrinden hareket eder. “Uzaklık” kavramını bağ üzerinden ele alır, uzakları kapsamanın en temel aracı olarak insanlar arası bağlara odaklanır.

“Cyanotype” kolektif üretime olanak tanıyan, güneş ışığıyla pozlanan alternatif bir fotoğraf baskı yöntemidir. “Gün İzi”nde sanatçı coğrafyanın güneşli doğasıyla kurabileceği ilişkiyi temel alır. Baskı yaptığı esnada izleyicileri de yöntemi denemeye davet eder. Böylece baskı yapmanın performatif yapısı çalışmayı kolektif bir üretime çevirmeye imkân yaratır. Ortaya çıkan nihai iş doğanın izini taşıdığı gibi birlikteliğin izini de taşır. Bağlarımızı kuvvetlendirmemize, mesafeleri bu bağlar üzerinden yeniden ele alabilmemize fırsat tanır.

Esra Dicle

Esra Dicle lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde aldı. Doktora tezi Resmî İdeoloji Sahnede/Kemalist İdeolojinin İnşasında Halkevleri Dönemi Tiyatro Oyunlarının Etkisi 2013’te İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. İkinci kitabı Ben Yüz Çiçekten Yanayım/Nâzım Hikmet Tiyatrosunda Metinler-Türler-Söylemler 2020’de İmge Kitabevi Yayınları’ndan çıktı. 2003-2008 yılları arasında Kadir Has Üniversitesi’nde Türk Dili dersleri veren Esra Dicle 2005’ten bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü’nde Dr. Öğretim Görevlisi olarak görev yapıyor. 2023’te doçentliğini alan Dicle modern tiyatro, uyarlama kuramı ve teatrallik üzerine de çeşitli dersler veriyor.

Kişiseli Kamusala Tercüme Edebilmek: Performans ve Kamusal Alan

Kamusal alan kavramı tarih içinde kamunun farklı biçimlerde tanımlanıp ele alınması nedeniyle değişken ve tartışmalı bir alanı işaret eder. Hannah Arendt, Jürgen Habermas, Richard Sennett gibi isimler kamusal alanın ortaya çıkışı ve birey-kamusal alan ilişkisinin gelişimi ve değişimi üzerine düşünmüş, meselenin tarihsel, estetik, toplumsal bağlamlarıyla derinlemesine ele alınabilmesini sağlayan bir kavram haritası ortaya koymuşlardır. Antik Yunan’dan burjuva toplumuna ve modern-dijital çağa uzanan kamusal alan tartışmalarında, özellikle bireysel, toplumsal, politik ve estetik olanın kesişim noktası olarak beliren sanatsal faaliyetlerin, kamusal alanın oluşumu ve dönüşümündeki rolünü araştırmışlardır.

Bu teorik arka plana dayanan konuşmada günümüzün aşırı paralılaştırılmış-piyasalaştırılmış ve devletleştirilmiş kamusal alanında bireysel olana dair (hangi) hikâyeler, performans yoluyla (nasıl) temsil edilebilir, bu hikâyelerde bireysel olanın kamusal olana tercümesi nasıl sağlanabilir, bu yolla karşıt-çoğul kamusallıklar nasıl kurulabilir gibi sorular üzerine düşüneceğiz. Bunu yaparken müzakere, performans, takdim, temsil, ortak yarar, kamu, mahrem, cemaat, canlı/ölü/sahte kamusal alan, mimari, estetik vs gibi kavramların nasıl yardımcı olabileceğini de araştıracağız.

Gülhatun Yıldırım

Uzun süreli performanslar ile beden üzerine düşünerek araştırmalar yapan Gülhatun Yıldırım’ın üretimleri biyografik katmanlara, kişisel deneylere, sürece yayılan gözlemlere ve farklı medyumlara dayanıyor. Bedenin doğadaki yeri ve doğayla etkileşimini irdelerken mekân, zaman ve bellekle ilişkisi üzerine çalışan sanatçı performanslarında sıkça ana malzeme olarak su elementini kullanıyor. Sanatçı, suyun çeşitli halleri, formları ve hacimleri ile ilişkilenerek bu maddeyi bir iletişim ve bağ kurma aracına dönüştürüyor. Bu ilişkilenme süreçlerine, performansların dokümantasyonları üzerinden tanıklık edilebiliyor.

Ay ve Güneş: Uzun Süreli Performans

Suya bakmak, suya bırakmak, suyu geçmek, sudan atlamak, suyla bir olmak, sınırı geçmek, özgür bırakmak. Su durmadan akar, örter, sarar ve birleştirir.

Gülhatun Yıldırım Mardin’de iki güne yayılan bir performans gerçekleştiriyor. Sanatçı performans boyunca evlere ve karşısına çıkan yaşam alanlarına girip insanlarla su hakkında konuşup onlardan su toplayacak. Her bir evin, herkesin sularını birleştirip çoğaltarak onlarla yürüyecek ve hepsini bir bölgeye bırakarak performansı tamamlayacak. Topladığı bu sular kolektif hafızanın ve toprakların sonsuz bir yolu. Bu su zamanla buharlaşıp havaya karıştıkça görünmeyenin döngüsü başlayacak, tıpkı yaşamlarımız boyunca akan berrak bir su gibi.

Hacer Kıroğlu

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde lisans ve yüksek lisansını tamamlayan Hacer Kıroğlu aynı üniversitenin ilgili bölümünde sanatta yeterlik eğitimine devam etmektedir. İlk kişisel sergisi “Tepeden Yukarı Yokuştan Aşağı”yı 2017’de Pilot Galeri’de, “Sessiz Kare”yi 2018’de PASAJ’da ve “Bounding Box”ı 2022’de Pilot Galeri’de açmıştır.

Son dönem çalışmalarında özellikle tekrar, tekrardaki aynılık ve farklılık, zaman deneyimi, eyleme bağlı olarak ses, ritim ve iz daha çok üzerinde çalıştığı konular arasındadır. Tekrar Kıroğlu için geçmişin, hafızanın ve kimliğin inşa edildiği zemini yaratırken, tekrarla açığa çıkan ritim, ses ve soyut formlar sezgisel ve bedensel olarak deneyimlenebilen bir alan açar.

Saniyeler İçinde: 3600 Saniye ya da 1 Saat

Sanatçı bir saatin karşısına oturur ve saniyelerin ilerlemesini izler. Amaç her bir saniyeyi, dakikanın 1/60’ına denk gelen zaman aralığında, “saniye” kelimesiyle adlandırmaktır. Saniye, saniye, saniye… “3600 Saniye ya da 1 Saat” başlıklı performans bir çeşit ânı deneyimleme ve farkında olma pratiğidir. İçinde bulunduğu şimdiyi, geçmişe doğru uğurlarken ölçülebilir zaman birimlerinden biri olan saniyeyi dildeki karşılığıyla seslendirir.

Performans zamanı kavramsal olarak fark ve tekrar, temsil, göstergeler bağlamında yeniden düşünmeyi amaçlarken, bedeni performansın merkezine yerleştirir. Her bir saniyeyi kendi sınırları içinde tek tek adlandırmaya çalışan, bir yandan nefes alması ve yutkunması, ses tonunu duyulabilir seviyede tutması gereken, zaman ilerledikçe ağız kaslarına hâkim olmakta zorlanan bir beden. Tüm bu yinelemenin içinde şimdilerin saniye saniye gelişini bekleyen ve her bir saniyeyi yaşayan performatif beden.

“Saniyeler İçinde” serisinin ilki olan performansta ölçülebilir zaman birimi olan bir saat, diğer bir birim olan saniye ile tamamlanır. Performans, katılımcı izleyiciyi bu süreci birlikte deneyimlemeye davet eder. Sanatçının ağzından çıkan ses mekânı doldurur ve izleyiciye temas eder. Ardı ardına gelen saniyelerin her biri, çıkan sesle birlikte ortak bir atmosferde paylaşılır ve seslenen kişiyle sesi duyan kişiyi birbirine bağlar.

İlkay Bilgiç

İlkay Bilgiç kültür yöneticisi, film yapımcısı ve oyuncu. Ankara Üniversitesi SBF’de lisans ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi bölümünde yüksek lisansını tamamladı. mezopArt sanatçı inisiyatifi kurucusu. 2017’den günümüze sergi, uluslararası sanatçı buluşmaları, söyleşiler ve performanslar tasarladı. mezopArt’ta kolektif olarak ürettikleri “Sekmeler” performansı 2018 senesinde, Mardin Bienali sırasında sergilendi. 2023’te İranlı sanatçılar Esha Sadr ve Ramin Etemadi Bozorg’un Washington DC ve New York’ta gerçekleştirdikleri performans video ve fotoğraflarından oluşan “Cannot Unsee” başlıklı serginin kürasyonunu yaptı. Kanada’da yaşayan İranlı sanatçı Pegah Tabassinejad’ın Türkiye, İran, Lübnan, Afganistan, Suriye, Irak ve Suudi Arabistan’da eş zamanlı ürettiği “MidGame” isimli video enstalasyonda performans sanatçısı olarak yer aldı.

ÖTE: Performatif Enstalasyon

Platon’un “Bölünmüş Çizgiler”i, varlıklar arasında ontolojik hiyerarşiyi gösterirken, diğer yandan bu hiyerarşiye uygun olarak bilginin çeşitli tür ve seviyeleri arasında yapılan epistemik ayrımı işaret eder. Çizgiler taraf olma, konumlanma ve daha az veya çok kabul görmenin nirengi noktası olabilir mi? Gerçekliği ve ortak algımızı kurduğuna inanılan sınır nereden ve nasıl çekilir? Hayal ettiğimiz, inandığımız veya maddesel olandaki somut ya da uydurulmuş çizgilerin neresinde durduğumuza mı, yoksa aynı anda, neresinde durmamız gerektiğine mi karar veririz? Kabul ettiğimiz “doğru” ideoloji, etik ya da tarafı kendimiz mi seçer ya da bunun dayatılmasına isyan ederken aslında içten içe, karar verme ve kararımızın sorumluluğunu alma yükünden kurtulmanın hafifliği ile bir “oh!” mu çekeriz?

Murat Küçük

Akademisyen, fanzinci, vegan. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Sosyoloji doktorası yaptı. Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışıyor. Mardin’in mekânsal ve toplumsal dönüşümü, mimari koruma ve kültürel miras, insan-hayvan-bitki ilişkilerinin dönüşümü üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Merkep Fanzin, Sayfiye Postası, Dokuzuncu Fanzin gibi fanzinleri çıkardı. Şiirleri farklı dergilerde ve fanzinlerde yayımlandı.

Mardin Fragmanları: Çok Duyulu Yürüme Performansı

Murat Küçük manifold.press sitesinde yayımlanan “Mardin Fragmanları” başlıklı yazı dizisine eşlik eden çok duyulu bir yürüme performansı sunuyor.

Yürümek, nerelerde ve kimlerle yürüdüğümüzle, nasıl temaslar kurduğumuzla, hangi duyularımızı nasıl kullandığımızla şekillenir. Bu yürüme performansı Eski Mardin’i deneyimleme ve tahayyül etme biçimlerinde, ezberden uzak bir yürüme deneyimi vadediyor. Görmek kadar, koklamaya, duymaya, tatmaya, dokunmaya da açık ve çok olan… Olanlarla tanışmak kadar, olabilirlikler için hayaller kuran… Hikâyeyi insanın etkinlikleri etrafında kurmayıp insan dışı varlıkları da fail olarak düşünen… Toz, su, sis, kar, rüzgâr ile dolaşık olan… Mazi ile istikbal arasındaki gerilimde oyunlar oynayan… Toprağa fısıldayan, göğü gıdıklayan…

Havadan sudan konuşan, dahası hava ile, su ile konuşan bir yürüme performansına davetlisiniz. Buluşma noktası Rıdvan Kuday Gallery. Adres: Şar mah. 239 sk. (Kültür sk.) No: 82 Artuklu Mardin.

Pınar Derin Gençer

Pınar Derin Gençer İstanbul ve Stockholm merkezli performans sanatçısı, küratör ve tıp doktorudur. Ağırlıklı olarak performans sanatı, görsel sanatlar, ses sanatı, enstalasyon, yazı ve nesneler üzerine çalışır. Sanat çalışmalarında doğa, yaşam ve kentin fiziksel, psikolojik, tarihsel arenasının, insan ile olan ilişkilerini inceler. Bellek, beden-mekan ilişkisi, performans mimarisi, aidiyet, kimlik, cinsiyet, ideoloji alanlarında araştırmalar yapar. Istanbul Performance Art ve Stockholm Performance Art’ın kurucusu ve kreatif direktörü, Open Performance Space’in baş küratörüdür.

Bir Mardin Damında Hafızanın Katmanlarına Yürümek

Gestalt’a göre bellek algıların oluşturduğu izlerdir. Algı sırasında oluşan sinirsel aktivasyon ile bellek izleri meydana gelerek depolanır. Beş bin yıllık geçmişe dayanan Mardin Evlerinin damlarını kişisel belleği ile ilişkilendiren sanatçı hatırlamak istediklerimiz kadar istemediklerimizin de bıraktığı izleri yeniden inşa eder. Şok, acı, ıstırap, üstesinden gelinmemiş travma, tutulmamış yas, ölüm ve sırlarla sarılı belleğe, attığı her adımda hatıra kayıtlarını bırakan izleyici ise ortak bir mülkiyet olan ortak-bilinç/ortak-bilinçaltını oluşturur. Yeniden inşa edilip yapılandırılmış olan bu izleri sanatçı ardışık ritimlere dönüşen eylemlerle silmeyi dener. Her hatırlama eylemi unutma sürecini, her unutma eylemi ise hatırlama sürecini var eder. Şimdinin geçmişle çarpıştığı anlardan kalan ise bu tekrar ve döngünün bilişimizde bıraktığı tortularla dönüşür.

Geleneksel mimarinin bir öğesi olan damlar Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerde özellikle yaz aylarında günlük yaşamın yanı sıra törensel amaçlı toplanmaların gerçekleştiği etkin bir mekândır. Uyuma, oturma, yiyecek kurutma, temizlik, eğlence, çocukların oyun alanı gibi birçok gereksinimi karşılayan damlar, toplumsal cinsiyet rolleri açısından da önemlidir. Kolektif kültürün bir parçası olarak kadınlara özel bir alan sunar; dışarıda olmadan işler yapabilme, sosyalleşme gibi imkânlar tanır. Sanatçı Mardin’de yaşayan kadınlardan topladığı unu kullanarak gerçekleştirdiği performansta izleyiciyi özel alan ile kamusal alan arasındaki bir ara yüz olan damların hafızasına yürümeye davet ediyor.

Sanat Okur

Türkiye'nin En Büyük Kültür Sanat Haber Portalı, Sanat Haberleri, Sergi Rehberi, Sanatçı Portfolyoları, Sanat Üzerine Söyleşiler

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Yeşim Akdeniz, Beyaz Şifre #6, 2024, Silikon, metal, boya, tekstil, ahşap, dikiş, 30x25 cm. ( Fotoğraf: Barış Özçetin )
Önceki

Yeşim Akdeniz’in Kişisel Sergisi “Flanşlı” Galerist’te!

Uğur Savaş İmzalı Nilipek. Klibi "Menekşe" Yayında!
Sonraki

Uğur Savaş İmzalı Nilipek. Klibi “Menekşe” Yayında!

Kaçırmayın!

"The Burg in Bruges", painted c. 1691–1700 by Jan Baptist van Meunincxhove

Brugge – Uğruna Savaşılan Köprüler

Brugge – Başlarken dinle: Pierre Felere & His Orchestra :
Toplumsal Belleğin Kaybı: Ankara // Fatma Leylâ Ak ( Fotoğraf: Cemal Taşdan )

Toplumsal Belleğin Kaybı: Ankara

Unutmanın ve hatırlamanın en zor olduğu şehirdir Ankara. Öyle ki