Ana Mendieta
Ana Mendieta

Ana Mendieta: Kadın, Toprak ve Hafıza!

16 Mayıs 2025
5 dakika

Ana Mendieta 1946 yılında Havana, Küba’da doğdu. 12 yaşındayken Mendieta ve ablası, Küba Devrimi’nin sonlanması ile beraber yaşanan kargaşanın ardından Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderilen çocuklar arasındadır. Mendieta, Iowa Üniversitesi’nde resim, multimedya ve video sanatı alanında lisans eğitimi almıştır. Aynı zamanda, üniversite dönemi olan 1972 ve 1974 yılları arasında ilk performanslarını da gerçekleştirmiştir. Mendieta’nın Iowa Üniversitesi’nde Hans Breder’in Intermediate Sanat dersini aldığı dönemde Sara Ann Ottens isimli bir sınıf arkadaşı vahşice tecavüze uğramış ve öldürülmüştü. Olaya tepki çekmek ve erkek cinsel şiddetinin dehşetini ifade etmenin bir aracı olarak, Mendieta şok edici bir performans sergiledi.

Öğrencileri ve profesörleri dairesine davet etti. Ziyaretçiler kapısından içeri girer girmez, Mendieta’nın oturma odası masasına bağlanmış kanlı, çıplak bedeniyle karşılaştılar. Mendieta, polisin bildirdiği gibi Ottens’ın cinayet sahnesini yeniden yaratmıştı. Yıllar sonra Mendieta, izleyicilerinin “hepsinin oturduğunu ve bunun hakkında konuşmaya başladığını” ve kendisinin “yaklaşık bir saat aynı pozisyonda kaldığını” aktardı. Sanatçı ve katılımcılar arasındaki etkileşim, topluluğun diyalog kurması ve içinde yaşanan dehşeti işlemesi için arındırıcı bir yol haline gelmişti. Performans sanatının izleyiciyi genel deneyimin bir parçası olarak katılıma zorlama becerisinin bir örneği olarak karşımıza çıkar. Son derece rahatsız edici olan bu performans bizi vahşetin yaşanma anını düşünmeye mi iter, duyarsız kalmaya devam edersek bu gerçekliği yaşayan canlıların artacağına dair endişe duymamız gerektiğini mi hatırlatır.

Bu performansın mevcut dokümantasyonu sert bir belgedir; dağınık daireyi, hırpalanmış tahta bir masayı ve sanatçının dik açıyla eğilmiş ve çıplak bacaklarından aşağı akan kanla kaplı vücudunu sergileyen son derece sarsıcı bu fotoğraf görenleri hala şok etmeye devam etmektedir. Mendieta bu performansı ile sanat eserinde hem özne hem de nesne olarak kendi bedeninin gücünü fark etmeye başladı; bu da ona cinsel tacizi ve şiddeti kışkırtıcı bir şekilde kınama olanağı veren bir aydınlanma yaşamaya itmiştir. Kadının bedeni çoğunlukla bir “gösteri nesnesi” olarak temsil edilmişken Mendieta ise bedenini ifade aracına dönüşmüştür.

Ana Mendieta, Ana Mendieta, Rape Scene, 1972
Ana Mendieta, Ana Mendieta, Rape Scene, 1972

Aynı yılın ilerleyen zamanlarında Mendieta, bir kez daha ana malzeme olarak kanla çalıştı. Untitled (People Looking at Blood, Moffit) adlı eserinde evinin dışındaki kaldırıma hayvan kanı ve iç organları serdi, böylece yoldan geçenlere sanki kan kapalı kapısının altından sızıyormuş gibi göründü. Sanatçı, caddenin karşısındaki gizlice, çoğu sadece şöyle bir bakış atarak korkunç kan gölünden geçen insanları yakaladı. Ortaya çıkan görüntüler, yabancıların şiddete olan duyarsızlığını belgeleyen bir dizi slayt ve  “Super-8” oluşturdu. Bu performans insanların vahşet ve kötülük karşısında bile ne kadar duyarsız kalabileceklerini gözler önüne seren tüyler ürpertici bir dizi olarak arşivlere geçti.

Mendieta sanat eseri hakkında şu ifadeleri kullanır “Kendimi beni oluşturan elementlerin içine attım.” Bu duygu en belirgin şekilde “Siluetas” serisinde ön plana çıkar. Sanatçı bu özel eserde, Meksika’daki La Ventosa sahilinde vücudunun bir taslağını çizmiş ve izi kırmızı tempera ile doldurmuştur. Gelgit yükselip okyanus dalgaları üzerinden geçerken, şekil yavaş yavaş aşınmış ve renk denize dağılmış, sonunda ise hiçbir şey kalmamıştır.

Bu güçlü eser, temsil olarak sanatçının varlığına dair tüm kanıtları silip süpürmüştür. Bunu yaparken, yaşam döngülerini, doğum ve ölümü ve rahimden/topraktan gelip ona dönmeyi çağrıştırmıştır.

Ana Mendieta, Untitled from Silueta series in Mexico, 1976.
Ana Mendieta, Untitled from Silueta series in Mexico, 1976.

Mendieta, 1975’ten hayatının sonuna kadar kendini tamamen doğa üzerinde ve doğanın içinde çalışmalar yapmaya adadı. Kendi ifadesiyle, “manzara ile kadın bedeni arasında bir diyalog”. “Toprak-beden” heykelleri, ona “ana kaynağına ve onu evrene bağlayan bağlara geri dönme” olanağı sağladı. Kadın bedenini, izleyicinin bakışı altında bir nesne değil, doğa ile bütünleşmiş bir özne olarak konumlanır. On yıl boyunca Amerika kıtasını gezdi, manzarayla bütünleşti, üzerine kadınlık sembolleri kazıdı, kendini kuklalarla yaktı, çiçeklere sarıldı, kök saldı, yok oldu. Filme aldığı, fotoğrafladığı, yonttuğu tüm eylemleri, varoluşçu bir feminizme katılan ve radikal bir panteizmle ikiye katlanan bir bölgenin ve bir bedenin hatlarını çizdi.

Mendieta, 1970’lerin sonu ve 1980’lerin başındaki feminist sanat uygulamalarına derinlemesine dalmıştı ve dönemin çalışmaları, görsel sanat uygulamalarını beden performansı alanına genişleten Hannah Wilke (1940–1993) veya Carolee Schneemann (d. 1939) gibi çağdaşlarının çalışmalarıyla uyumluydu. Uygulamaları kadın bedeni, ölüm, kültürel yerinden edilme ve dönüşüm temalarına odaklandı. Eserleri otobiyografik olarak görülse de, film, video ve fotoğraf çalışmalarında manzara ile beden arasında örtüşen formların kullanımı aynı zamanda toprak sanatıyla da uyumludur ve çalışmalarının evrensel varoluş biçimlerini aktarmak için kişisel deneyimin sınırlarını aşmasına olanak tanır. 15 yıl boyunca toprak, su ve ateş gibi organik malzemeler kullanarak heykel, fotoğraf, film, çizim ve mekâna özgü enstalasyonlar alanında çığır açan çalışmalar üretti. Öncü çalışmaları dünya çapında 120’den fazla kamu koleksiyonunda yer almakta ve günümüzde de etkisini sürdürmektedir.

Mendieta, heykeltıraş eşi Carl Andre ile yaşadığı dairenin penceresinden 33 kat aşağı düşerek aniden ve trajik bir şekilde öldü. Vücudunun çarpma anında oluşturduğu çukur, sanatçının özgün Siluetas eserlerinin korkunç bir yankısı gibiydi. Sanat dünyasını bölen bir kararla, Andre, çiftin komşuları bir kadının “hayır” çığlıklarını duymuş ve Andre’nin yüzünde çizikler olmasına rağmen ikinci derece cinayetten beraat etmişti. Uzun süre kaza mı yoksa cinayet mi tartışmaları sürmeye devam etti.

Mendieta’nın eserlerinde ısrarla insanların “diğer bedenleri” kendi bedenleri olarak görmelerini sağlamaya çalıştığı günlük şiddet belirtilerini görmezden gelmeye hazır olduğumuzu ortaya koyan yenilikçi ve kışkırtıcı bir bakış açısı vardır.

Ana Mendieta’nın sanatı, feminist sanat pratiği için radikal bir örnektir. O, bedeni araçsallaştırmadan, doğayı tüketmeden, sessizliği ses haline getirerek kadınlığın çok yönlü hallerini işler ve oldukça cesurdur. Onun sanatında beden, hem kişisel hem de politik bir coğrafyadır; doğa ise sığınak ve mücadele alanıdır. Onun sanatı, bugün hâlâ bedenin mülkiyetini tartıştığımız, sınırlar ve kimlikler arasında kaybolduğumuz bir çağda, direnişin ve varoluşun radikal bir başvuru formu olarak rehberlik ediyor.

Gökçe Oruç

Gökçe Oruç uzman sanat tarihçi, küratör, yazar ve reklamcı.
Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini 2017 yılında tamamladı. Spesifik olarak moda tarihi üzerine uzmanlaştı. Uzun süre Genç Sanat Dergisi’nde yazarlık yaptı. Çeşitli sanat galerileri ve müzelerde moda tarihi, sanat ve kurumları üzerine söyleşiler ve workshoplar düzenledi. Bir sanat galerisi bünyesinde küratörlük yaptı. Oggito, Artkolik gibi online düşünce platformlarında sanat yazıları yazdı. Şu an sanat yazarlığı yanı sıra creative bir reklam ajansında içerik üretimi ve marka yönetimi alanında çalışmalarına devam ediyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Eda Duru Çetin, Özlem Çetin - Dualite
Önceki

Loft Art’ın Yeni Sergisi: Dualite

Rabia Kalyoncuoğlu, Belirsiz Çizgiler I, 2024, Kağıt Üzerine Karakalem, Akrilik, 30x30 cm
Sonraki

Chi Art Gallery’de Yeni Sergi: Rabia Kalyoncuoğlu, Evin Hafızası