Claude Cahun ve Marcel Moore: Aitsizliğin Aidiyeti!

Marcel Moore, No Title [Claude Cahun reflected in the mirror, checked jacket], 1928 Monochrome print - Claude Cahun, No Title [Marcel Moore reflected in the mirror], 1928 Monochrome print
Marcel Moore, No Title [Claude Cahun reflected in the mirror, checked jacket], 1928 Monochrome print - Claude Cahun, No Title [Marcel Moore reflected in the mirror], 1928 Monochrome print

Nikolai Veresov, aidiyet ile kimlik ilişkisini kurarak aidiyet diyalektiği kavramı üzerine çalışan önemli araştırmacılardandır. Veresov’a göre aitlik, kültürel-tarihsel teori çerçevesinde kimlik çalışmalarının temelini oluşturmaktadır. Aidiyet, varlık ve varoluş aracılığıyla hem kültürel hem de sosyal bir olgu olarak kimlik incelemelerine de refere etmektedir. Kültürel-tarihsel teoriyle psikolojik gelişim teorisi ise iç içe geçen kavramlar olarak ele alınmıştır. Gelişimin nesneleri ve sonuçlarından çok süreçlerini izler ve kimliğe yalnızca psikolojik bir olgu yani öznel bir aidiyet duygusu olarak değil, bir oluş ve varoluş süreci içinde yaklaşılmasını amaçlar. Claude Cahun ve Marcel Moore kendilerini herhangi bir cinsiyete, atfedilen rollere, içinde bulundukları toplum değerlerine ait hissetmeyen aktivist sanatçılardır.

Moore ve Cahun doğum isimlerini cinsiyet ayrımını gözetmemek için değiştirmişlerdir. Moore’un doğum ismi Suzanne Malherbe, Cahun’un ise Lucy Schwob’dur. Sürrealist hareketin başlarında fotoğraf ve kolajları ile tanınan bu iki sanatçı, eserlerine ve yaşam biçimlerine özenle düşünülmüş bir direniş biçimi olarak yaklaştılar. Cahun, Moore göre daha popüler bir isim olmuştur. Çünkü 1990’lardan beri, sanatçının androjen tarzdaki birkaç portresi çeşitli sergilerde sergilenmiş ve pratiğinin bir özeti haline gelmiştir. Böylece günümüz quuer tarihi araştırmacılarının radarına girmiştir.

Cahun’un farklı kıyafetler içindeki eserleri cinsiyetleri, cinsel yönelimleri ve kişilikleri ortaya koyduğu öz-keşif çalışmaları olarak nitelendirebilir. Cinsiyet sunumuna ilişkin toplumun beklentilerine dair bir eleştiri getirmiş, cinsiyetinin gerçekliği ve hayal gücüyle deneyler yapmıştır.

Claude Cahun, Marcel Moore
Claude Cahun, Marcel Moore

Yaratıcılık, ikilinin ilişkilerinin başından beri merkezindeydi. En eski eserlerden biri, doğumda verilen isimleri Lucy Schwob ve Suzanne Malherbe’nin baş harflerinden oluşan LSM harflerini taşıyan 1909 tarihli bir çizimdir. Fransızca konuşanlar için LSM kısaltması ‘elles aiment’ gibi geliyor, bu da ‘birbirlerini seviyorlar’ anlamında bir söz öbeğidir.

Gençlik yıllarında tanışan Cahun ve Moore tanıştıkları dönemden yaşamlarının sonuna kadar ayrılmadan beraber üretmeye, direnmeye ve aşık olmaya devam ettiler. İkilinin ilişkilerini başlangıçta aileleri onaylamamış olsa da daha sonra Cahun’un babası ilişkilerini desteklemeye başlamış bir süre sonra da Moore’un annesi ile evlenmiştir. Bu evliliğin bir amacının da ikili arasındaki ilişkiyi kamufle etmek olduğunu öne süren araştırmacılar mevcut. Dönemin siyasal ve toplumsal baskıları göz önüne alırsa Cahun ve Moore için aşıklar yerine kız kardeşler olarak anılmanın daha güvenli olduğu yadsınamaz. İkilinin stüdyo portrelerinden, daha performans odaklı görüntülerine, samimi ev portrelerine kadar çeşitli işleri mevcuttur. Moore’un, Cahun’un 1930’da yayınlanan anı kitabı ” Aveux non avenus” için yarattığı bir dizi fotomontaj bulunmaktadır. Bu eserlerde dudaklar, eller, gözler, yüzler ve dekoratif unsurlar kaleydoskopik kompozisyonlar halinde yeniden düzenlenmiştir.

Kolajlardan birinde “Bu maskenin altında başka bir maske. Tüm bu yüzleri çıkarmayı asla bitiremeyeceğim.” sözleri yer alıyor. Bu sözler, sanatçıların ömür boyu süren öz keşif yolculuğunu somut şekilde dile getiriyor.

Claude Cahun ve Marcel Moore, Aveux non avenus ön sayfası, 1930.
Claude Cahun ve Marcel Moore, Aveux non avenus ön sayfası, 1930.

Yahudi kökenli olan Cahun ve Moore, 1937’de Jersey adasına taşındılar. 1940 civarlarında ada Alman birlikleri tarafından işgal edildi. 1939-44 yılları boyunca iki sanatçı, Alman ordusu saflarında muhalefeti tetiklemeyi umdukları Dadaizm’den ilham alan eylemler gerçekleştirdiler. “Kağıt mermiler” adını verdikleri bu eylemleri, Alman askerlerinin ceplerine gizlice notlar yerleştirerek yaptılar.

Bu notları ‘İsimsiz Asker’ diye imzalayarak, Nazilerin çabalarını sorguluyor ve iltica etmek isteyen bir asker gibi poz veriyorlardı. Notları bazen Almanca, bazen Macarca, bazen daktilo edilmiş ya da kurşun kalemle yazmışlardı. 1944’te Cahun ve Moore’un projesi ortaya çıkarıldı ve sanatçılar tutuklandı. Naziler orta yaşı geçmiş iki kadının bu eylemleri tek başına gerçekleştirdiklerine inanamadılar ama eylemlerini yapabilmelerinin en önemli nedeni iki eksantrik yaşlı kadın olarak görülmeleriydi zaten. Kimse uzun süre onlardan şüphelenmemişti. İkili ölüm cezasına çarptırıldı ama ada, infazlarından önce özgürleştirildi. Sular durulduktan sonra da Cahun ve Moore hayatlarının geri kalanını Jersey’de geçirmeye devam ettiler.

Cahun ve Moore’un birlikte geliştirdiği özellikle hiyerarşik olmamasının dikkat çektiği ortak yaratıcı dinamikleri sanat tarihinin sıklıkla süslediği “yalnız dahi” ya da “ilham perisi” mitlerini de alt üst ediyor. İkili ait hissetmedikleri onca duygu ve kavram içerisinde birbirlerinde ve ortak geliştirdikleri sanat anlayışlarında aidiyet bulmuşlar. 

Sizin, kendinizi ait hissedemediğiniz ama yüzleşmekten çekindiğiniz duygu hangisi?

YAZAR

Gökçe Oruç
Sanat Okur yazarı

Gökçe Oruç

Gökçe Oruç uzman sanat tarihçi, küratör, yazar ve reklamcı. Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini 2017 yılında tamamladı. Spesifik olarak moda tarihi üzerine uzmanlaştı. Uzun süre Genç Sanat Dergisi’nde yazarlık yaptı. Çeşitli sanat galerileri…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.