Türkiye’de ilk radyo tiyatroları 1950’li yıllarda yayınlanmaya başlar. Ekrem Reşit Rey, Haldun Taner, Behçet Necatigil gibi isimler bu türün öncü yazarlarındandır. Hem halk eğlencesi hem de kültürel aktarım aracı olarak işlev gören bu oyunlar, 1964’te TRT’nin kurulmasıyla biçimsel bir olgunluğa ulaşır. Çoğunlukla özgün, bazen de edebiyat ve tiyatro eserlerinden uyarlanan bu metinler; ses ve müzik ve ritim üzerine kurulu bir anlatı dünyası yaratır. Görsel unsur yokluğunda reji, radyo diline özgü yakınlık duygusunu yaratmayı hedefler; karakterin nefesi, kapı gıcırtısı, saat sesi bile anlatının parçası olarak sahne hissini oluşturur. Bu radyo tiyatroları, okuma alışkanlığı gelişmemiş geniş bir kitleye edebiyatı ve sahne dilini tanıtmada oldukça faydalı bir pencere açar. Güçlü bir metin, radyonun ucundan sahnelenirken, herkesi başına toplayabilir, kendini soluksuz dinletebilir. Murat Mahmutyazıcıoğlu da o dönemlerde yaşasaydı, radyo tiyatrosunun iyi örnekleri arasında çoktan yerini almış olurdu.
“Toz”un yazarı Mahmutyazıcoğlu, bu metni bir yol hikayesi olarak tanımlamış. Yazarlığı da işte böyle gösterişsiz, yüzeyde sade, içerikteyse oldukça ağır. Bu ağırlığı, kısa cümleler, ritmik, gündelik konuşmalara yakın bir tonda yakalayabiliyor. Dramatik çatışmalara başvurmadan, seyirciye, yalnızca hissederek çözümlemesine şans tanıyan, feminist bir metin sunuyor.
Kuşaklar arası aktarım, bastırılmış duygular, sessiz miraslar, gündelik hayatın görünmez trajedileri… Kadın karakterlerin sıkıştığı dar alanları anlatan, ne ilk ne de son örnek. Bu kadın hikâyelerini, sıkça rastladığımız şekilde, bir mağduriyet gösterisine dönüştürmeden işleyebilmesi ise onun farkı!
Reji yönetiminde Hira Tekindor ile bir araya gelmeleri de oyunun en büyük şansı. Neredeyse hiç dekor kullanmadan, boşluk hissini destekleyen sahne, duygusal denetim ve estetik yalınlık üzerine kurulmuş. Ödüllü ışık tasarımı sayesinde de bu sahne, bir hafıza mekanına dönüşmüş. Minimalist bu yapı; tek oyuncu, bir sandalye, ışık, ses ve anlatı ile kurulmuş kusursuz bir ortam yaratmış. Üstelik, seyirciyi, toplumsal bir bildiri klişesine düşmeden, kişisel bir hatırlama ayinine çağırıyor.

Bu tek kişilik ve tek perdelik oyunun performansını üstlenen Zerrin Tekindor ise 65 dakika boyunca, oturduğu sandalyeden neredeyse hiç kalkmadan, metin yazarı ve yönetmenle ritmik bir uyum içinde, son derece yetkin bir oyunculuk sergiliyor. Tekindor sahnede oturuyorken, hikâye sürekli devinim içinde.
Handan karakteri, bir şiddet olayının ardından bindiği metroda, çocukluğundan bugüne uzanan hayatını anlatıyor. 1960’lardan günümüze uzanan bu çizgide oyuncu; annesi, babaannesi, halası, kendi, eşi, kızı ve metrodaki yol arkadaşı temizlik işçisi arasında geçiş yapıyor. Sürekli değişen roller içinde, sade, doğrudan ve etkili bir dille, anılar şimdiki zamanla iç içe geçiyor. Ev, aile, çocukluk, bellek, aile içi ve toplumsal şiddet, sıradan görünümlü kadın hayatının ağır yükleri öne çıkıyor. Handan hem annesi ve babaannesi gibi gelenekselin sembolü kadınların hayatını, hem de onlara kıyasla son derece modern kalan kendi hayatını tartıyor. Üç kuşağın ortak paydasıysa; yüzlerine atılan tokadın ve gözlerinden akan yaşın kollektif sesi olarak duyuluyor.
Anneden miras suskunluk, babaanneden devrolmuş sabır, toplumdan bulaşmış utanç… Kadınların birbirine devrettiği görünmez yükler, kuşaktan kuşağa aktarılan korkular ortaya dökülüyor. Oyun, tanıdık acılara yer verirken, seyirciye bir konfor alanı tanımıyor: Feminist bir manifestoya dönüştürmese de seyirciyi sadece empati duygusuyla uğurlamıyor; kendi geçmişine doğru bir yolculuğa çıkmak, kendiliğinden gerçekleşen bir mecburiyete dönüşüyor.
Tek sandalyede bu farklı kuşaklara yer açarken, her sahne, oyun demeye cesaret edilemeyecek kadar gerçek. Hatırlamanın acı verdiği yadsınamaz bir durum olsa da hatırlamadan da değişimin imkânsız olduğu mesajı çok açık.
Gözyaşını da kahkahayı da kendine siper etmiş bu oyun, güçlü monologlarıyla bir radyo tiyatrosunu andırırken, çarpıcı ışık tasarımıyla da unutulmayacak bir görsel deneyime dönüşüyor.
“Toz”, minimal sahneleme ve tek oyuncu modeline yabancı biri için takip etmesi zor bir oyun. Görsel efektten çok, anlatı ve oyunculuk odaklı tiyatro severler içinse kesinlikle ilgi çekici ve aktif düşünmeye sevk eden bir deneyim.
Bugününü sorgularken, geçmişiyle de yüzleşmek isteyen herkes için açık bir davet!
KÜNYE
Yazan: Murat Mahmutyazıcıoğlu.
Yöneten: Hira Tekindor.
Oynayan: Zerrin Tekindor.
Dekor Tasarım: Şirin Dağtekin Yenen.
Işık Tasarım: Yakup Çartık.




