Mehmet Ali Boran, Metamorfoz, 2025, Mardin, Fotoğraf: Kadir Eman
Mehmet Ali Boran, Metamorfoz, 2025, Mardin, Fotoğraf: Kadir Eman

Mehmet Ali Boran’ın Metamorfoz Performansı ve Sanat ile Düşünmek

4 Kasım 2025
13 dakika

Göz gözeyiz, nefesimiz neredeyse durma noktasında. Birbirimizin kalp atışlarını hissediyoruz. Bu uzun mesafe içinde tam karşıya karşıya, bir şekilde burun burunayız. Kokusunu alıyoruz, tehlikenin kokusu. Başımıza bir şeyler gelebileceğinin ve bu gelecek şey ile ne yapacağımızı bilememenin afallatan kokusunu. Bunun içinde kan ve kötülüğün sıradanlığı da var. Çıplak bakışlarımızın uzanışını namlunun sert ucu kısaltıyor. Parmaklar gerilip tetiği kavrıyor, kulaklar daha da dikleşiyor. Bu sonsuz an, ikimizin de içinde olmak ve sürdürmek istediğimiz hayatlar arasındaki derin ayrılığı sabitliyor. Tedirgin bir oluşun birazdan rahatlayabilecek hali ile yaşamı kendimizce kurmak istediğimiz ama birimizin bunu hayatta kalarak diğerimizin de hayat alarak yapmayı öğrendiği o korkunç uçurumun damarlarımıza baskı yapan hali, birbirine karışıyor. Bir bulantı geçiyor bütün vücudumuzdan, gözlerimizin önünden bir karartı. Hangi bir sonraki hamlenin doğru olacağına dair yakıcı bir kararsızlık. İkimiz de herhangi bir hamle yapmadan önce, ciğerlerimiz son kez masum bir havayı içine çekiyor…

11 Ekim 2025’te Mardin Arura Sanat Galerisi’nde, Hayvanları Koruma Haftası kapsamında; Beyoğlu Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu, Kadıköy Forum, PACT, Mişar Art, SineRo ve Patili Direniş’in katkılarıyla Mehmet Ali Boran Metamorfoz isimli bir performans gerçekleştirdi. Uzun soluklu bir çalışmanın parçası olan bu performansta Boran, en basit haliyle, yukarıda yeniden yazmaya cüret ettiğim bir av anını düşünüyor. Av ile avcı arasındaki ilişkiye, avcılığın toplumsal üretimine ve meşruiyetine, insan olmayanların konumlandırılışına dair yeni perspektiflerden izleyiciyi düşünmeye çağırıyor.

Boran, neredeyse 9 aya uzanan bir süre zarfında lisanslı avcılık faaliyeti yürüten bir tanıdığı ile  (Kerim Çetin) ilişkilenmeye girer. Bu süre boyunca Boran ile Kerim’in sohbetleri, avlanmaya ilişkin sorular etrafında derinleşir. Bir hayvanın avlanabilirliğine ilişkin içkin (verili, bedenleşmiş, doğallaştırılmış anlamıyla) bilgi üzerine birlikte-düşünmeye (thinking-with) çıkarlar. 15 – 20 yıldır hayat pratiğinde var olan avcılığa dair bu sorgulayıcı düşünüm Kerim’in avlanmanın kötülüğünün hakkını vermesine doğru evrilir. İnsan dışındaki canlılara nasıl bir ihtimam gösterilmesi gerektiği, kimin öldürme hakkının kimin ise öldürülebilir olduğunu belirleyen yapıyı, hâkim ideolojide süre giden insan merkezci eril iktidarı bugün bizlerin nasıl kanıksayıp yeniden ürettiğine ilişkin sorular çevresinde konuşmalarını sürdürürler. Boran’ın gözlemlediği haliyle Kerim’in önce kullandığı kelimelerden ve söylemlerden başlayan dönüşüm, düşüncelere, oradan da pratiğe varır. Kerim avcılığı bırakmaya karar vermiştir. Fakat bu dönüşüm kolay olmayacaktır. Kerim’de bu düşünceler gelişirken Boran avcılık eşyalarının önemini anlamak ister. En sonunda Kerim’e şu soruyu sorar: “Avcılık yapmanı sağlayan malzemelerden vazgeçebilir misin?”

Nesnelerin pratikleri kuran, konformize eden, belirleyen ve yönlendiren varlıklarına dair bu sorgu performansın da ana fikrini oluşturmuş olur. Nesneler hem düşünme hem de eyleme biçimlerinin doğallaştırılmasında nasıl bir rol oynar?  Nesnelerin eylemleri kolaylaştırdığı ve ürettiği hattaki tarihsellik ve toplumsallık nedir, nasıl işlev görür? Nesnelere yüklenen anlamlar ve işlevler yerinden edildiğinde ortaya ne çıkar? Bunlarda yapılacak bir kayma bizi iktidarın ve erkin formlarına karşı alternatif oluşlara, ilişkilenmelere, düşüncelere ve eylemlere sevk edebilir mi? Bu düşünüm, avcılıkta da kendini gösteren normatif sömürgeci iktidar pratiğini değiştirebilir yahut değişime zemin hazırlayabilir mi? 

Metamorfoz’un bu temel soru ve sorunsalları içinde, Kerim, oldukça değerli bir cömertlik içinde avcılık malzemelerini Boran’a verir. Bunlar arasında dürbünü, yeleği, okları, mermi kemeri, su termosu, gömleği, pantolonu ve ayakkabısı, performans sırasında kullanması için verdiği üzerinde ay yıldız sembolü ve Kerim’in isminin yazılı olduğu bir kutu içinde çakısı ve de performanstan bir gün önce vermeye karar verdiği avcılık belgesi de vardır. Boran, Mardin’in bellek yüklü sokakları arasında seyircilere o anda kurguladığı bir hikâye anlatırken bir yandan da bütün bu nesnelerle birlikte bir düşünmeye girişir. 

Mehmet Ali Boran, Metamorfoz, 2025, Mardin, Fotoğraf: Kadir Eman
Mehmet Ali Boran, Metamorfoz, 2025, Mardin, Fotoğraf: Kadir Eman

Bir beslenme ve giyim aracı, hobi veya sporun ötesinde avcılığın geniş ölçüde temsil ettiği iktidar ilişkileri, toplumsal ve kültürel yaklaşımların bir izdüşümüdür. İki taraf arasında kurulan ilişkinin tek taraflı belirlenimi tahakküm, hegemonya, yerinden etme gibi meselelerle eşleşirken; bu ilişkinin bir tarafında, diğer varlıkların (bunlar arasında ötekileştirilen bütün “diğer”leri vardır) hayatlarını düzenlemeye dair meşru bir güç konumu bulunmaktadır. Hayattan alma, koparma, diğer(ler)inin yaşam koşullarını düzenleme hakkı yasalar tarafından belirlendiği ve korunabildiği gibi kurumlar tarafından da yeniden üretilir. Kurumlar, anlatılar, gelenek ve görenekler, kuşaklar arası ilişkiler bu baz etrafında şekillenirken, bunların duygusal karşılıkları da kişilik gelişiminin temel mesnetleri olarak işlev görür. Bu bağlamda normatif eylemsel, düşünsel ve duygusal üretimin merkezinde konumlanan avcılık meselesi, kimin av kimin avcı olacağına, hangi canlının diğerinden daha değerli olduğuna, kimin öldürülebilir, yenebilir, yaralanabilir, yerinden edilebilir, hayattan koparılabilir, hayatı çalınabilir ve dünyası düzenlenebilir olduğunu söylerken, kimin ise bu haklara sahip olduğu ve menfaatinin öncelikli olduğuna dair öğretileri bünyesinde barındırır. Bu yüzden oldukça problemli olan avcılık faaliyeti beraberinde geniş tartışmaları getirmektedir.

Kişilerde bedenleşen bu iktidar konumu sürekli bir yeniden üretim ve aktarım yoluyla canlı tutulmakta, iktidarın aynı mantıkla işleyen kurumsallığı onu yasalar ve uygulamalarla da güvence altına almaktadır. Avcılığın ataerkil sistem içindeki sembolik değeri, iktidar ve erkekliğin birbirine koşut oluşu içinde önemli bir karşılık kazanır. Aileden devlete varan ölçekte hâkim ideolojinin bir aygıtı olarak silahlanma, namlunun doğrulduğu “öteki” canlıların yaşam hakkını tanımaksızın kendini dikte etme pratiğidir. Bunlar hem aile hem de devlet içinde farklı meşruluk zeminleri içinde ödül ve ceza mekanizmalarıyla sistematikleştirilir.  

Devlet içindeki avcılık yasaları, yürütmeleri ve ödül-ceza sistemleri oldukça açık ve detaylıdır. Örneğin Türkiye’de Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Merkez Av Komisyonu her yıl avlanma alanlarının, zamanlarının, kurallarının ve yapılabileceği tür ve kotaların yer aldığı bir rapor yayınlar. [1] Avlanmak için kişinin öncelikle avcılık izninin olması gerekir. Bu izin için ise gerekli eğitimlerden geçilmesi ve bir avcılık belgesi alınmasına ihtiyaç vardır. [2] Güncel verilere ulaşmak oldukça zor olsa da 2019 yılı itibari ile 300.000 kayıtlı avcı bulunduğu bilinmektedir. [3] Kamuda, avcılık eğitimi ve belge masrafları, avlanma izin ücreti (yıllık) ve avlanan hayvan başı ödenen paralar önemli bir gelir kaynağına dönüştürülürken, avcılığın ekonomideki yeri bununla kalmaz. Avcılık turizmi ve açılan ihaleler, faaliyetin rant boyutunu gözler önüne sermektedir. [4] Avcılık turizminin ekonomik potansiyelinin geliştirilmesine dair yapılan 2020 tarihli çalışmada ekonomik veriler şu şekilde aktarılmaktadır: “…Bununla beraber yükselen trend olan av turizmi Türkiye’de bir av sezonunda yıllık ekonomik getirisi yaklaşık 2 milyar Amerikan Doları olarak hesaplanmaktır. Bu miktar Türkiye’nin 2018 yılı turizm geliri olan 30 milyar $’ın yüzde % 7 si kadardır.” [5] 

Yaban Hayatı İstatistikleri Resmi İstatistik Programı kapsamında üretilen raporlar, avcılığın 2020 itibari ile hem kayıtlı avcı sayısı bakımından hem de total gelir bakımından dramatik bir artış yaşandığını göstermektedir. Bakanlık 2016’dan 2021’ye kadar her yıl Avcılık Faaliyet Raporu yayınlarken 2021’den beri bu rapor yayınlanmamıştır. Resmi verilerin yokluğunun konu hakkında çalışan sivil toplumların da çalışmalarını etkilediği düşünülmektedir. Örneğin HAKİM (Hayvan Hakları İzleme Komitesi) 2020 Yılı Hayvan Hakları İhlâl Raporu’ndan sonra konuyla ilgili bir çalışma sunmamıştır. Güncel verilerin yokluğu ile bakanlığın yayınladığı avcılık istatistiklerinde açıkça görülen dramatik artışın aynı yıllara denk gelmesi oldukça ilginç bir tesadüftür.

T.C. Tarım Ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma Ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Avlanma Faaliyetleri 2020-2021 yılı raporu.
T.C. Tarım Ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Avlanma Faaliyetleri 2020-2021 yılı raporu. 6

Avcılık çeşitli teşvikler ve yaptırımlarla devlet bünyesinde sürdürülürken belirli ödüller ile de taçlandırılmaktadır. Boran, Bir Anadolu Parsının Tedirgin Arayışları (2020) adlı video performansında da bu konuya değinir. Anadolu Parsı’nın soyunun tükenmesinde büyük rol oynadığı bilinen ünlü avcı Mantolu Hasan, devlet tarafından iyi avcılık yaptığından dolayı ödüllendirilmiştir. [7] Avcılık en nihayetinde yasal bir şekilde, devlet gözetiminde, “parasıyla” yapılan bir faaliyet olarak kurumsal bir normallik kazanır.

Boran Metaformoz performansında tam olarak bu normalliği bozmaktadır. Bunu hem avcılığa aracı olan, kolaylaştıran, konformize edip normalleştiren aletleri dönüştürüp onlara müdahale ederek hem de bu eylemler sırasında anlattığı bir hikâye aracılığıyla yapar. Avcılık, onun da gösterdiği şekliyle herhangi bir eylemden çok daha fazlasıdır.

Hikâye bir erkek çocuğun babasıyla çıktığı ilk avcılık deneyiminde avı ile göz göze geldiği anı anlatır. “Kahraman baba” avcılığı oğluna öğretecektir. Baba otoritesine duyulan hayranlık, babanın sürekli telkin ettiği gibi avcı olunduğu zaman gerçek bir “erkek” olunacağı fikri ile palazlanırken çocuk nihayet avı ile karşılaşır. Fakat vuracağı hayvanın nefes alış verişine tanık olmak çocuğu sarsar. Duyguları karışır. Avı gerçekten vurmalı mıdır? O da kendi gibi bir canlıya benzemektedir oysa. Babası gittikçe sinirlenir. Bu ikircikli an uzar ve korku, cesaret, empati gibi duygular anın içinde üst üste biner. 

Aile içi ilişkileri düzenleyen, bireyleri üreten eril sömürü düzeni avcılık faaliyetleri ile insan dışına genişletilmektedir. İnsan olmayanlara karşı inşa edilen duyarsız ve yok edici tavır birçok anlamı ve pratiği ile sömürü düzenini sürdürülebilir kılarken; “erkek” olmanın ve bununla beraber gelen erk yapısının yolu avcılık gibi faaliyetlerde belirginleşerek inşa edilen kimliği pekiştirir. Fakat Boran buradaki faile bakmaktadır. Değişebilecek, değişim potansiyeli barındıran faile. Bu bir insan da olabilir nesne de. Nesnelerin amaçları ve anlamlarının bozulması ile faillik nasıl şekil değiştirebilir? Bu sorgu, sonuçtan çok süreci merkezine alarak çelişkili bir kimliklenme olan ötekine sağır sömürgeci ile hisseden insan arasındaki gerilimi arttırır.

Boran’ın Kerim ile olan diyaloğunda önce dilin değiştiğini gözlemlemesi gibi, performansta da nesnelerin “dili” değiştirilmiş, daha yerinde bir tabir ile nesnelere yeni formlar vererek dilin değişebilirliği gösterilmiştir. Boran Kerim’in verdiği avcılık nesnelerine anlamlı müdahalelerde bulunur. Su termosunu iple bağlayıp bantlar; tişörtü, gömleği ve pantolonu birbirine dikerek giyilmez bir takıma dönüştürür; gömleğin yakasına kilit vurur; çakıyı birbirine bağladığı bota saplayarak av aracını avcı aleyhine çevirir. Mermilerin takıldığı deri kemerin mermi boşluklarını keser ve parçalar sokağa saçılır. Oklar birbirine bakan dairesel bir şekilde konumlandırılarak av araçlarının kendi kendini tehdit ettiği kurgular yaratılır. Ayrıca Boran birbirine bakan okların tam ortasına bir kelebek motifi yerleştirir. Bununla okların zararsız da olabileceği bir dünyayı, yalnızca güvenli alanlara konan kelebek metaforu ile tahayyül etmektedir. Böylelikle işlevsizleştirilen ve/ya yeniden işlev kazandırılan nesnelerin diğer mümkün dünyaları ortaya konur. Performans, düşünce ufuklarını genişletebilmek adına tahayyül mekanizmasının sömürgesizleştirme bağlamında işler kılındığı politik bir şuana davet etmektedir. Değişim ihtimalinin parlayabileceği bir buluşma noktası olarak şuanı koymak, politik bir şimdileştirme, sorgusuz içselleştirmelerin tersyüz edilmesi önerisidir. Avcılığın problemli toplumsal karşılıklarını göz önüne seren Metamorfoz, bir anlamda doğal addedileni doğal dışılaştırılır (denaturalization). Sanat yoluyla gerçekleşen bu düşünüm seyirciyi de üretken bir sorgulama eşiğinde konumlandırmaktadır. Bu eşik Rancière’in deyişi ile duyulur olanın peyzajını değiştiren sanatın özgürleşen seyircisidir. [8] Sanat bu bağlamda yeni perspektif ve eylemselliklerin kurulmasına imkân açarken dünya ile olan ilişkide önemli kırılma anları yaratabilmektedir. Bu, performans sanatının “şimdi” vurgusunda daha derinden hissedilir. Şimdide mümkün kılınan, performatif bir estetiğin yaratmaya çalıştığı mevcudiyet halesinin genişletilmesidir. Bu hale genişledikçe, özgürleşen seyirciler dünyanın canlılığıyla temas ederek, herkes için daha adil bir dünyanın kurulmasının yolunu açabilir.

Mehmet Ali Boran, Metamorfoz, 2025, Mardin, Fotoğraf: Kadir Eman
Mehmet Ali Boran, Metamorfoz, 2025, Mardin, Fotoğraf: Kadir Eman

Hikâyeyi değiştirmek ve hikâyede anlamları keskinleşen araçları yeniden düşünmek ile hâkim tarihi anlatı ve anlamın dönüştürülebileceği üzerinde duran Ursula Le Guin gibi [9] hikâyeyi yeniden eşitleyici ve özgürleştirici bir yerden kurabilmenin gücü önümüzde durmaktadır. Sanattan mülhem düşünmek, hayatın düğümlendiği dikkat noktalarını genişletebilmektedir. Boran’ın çalışmalarındaki gibi insan olmayanlara yönelen dikkat, Haraway’in tanımıyla birlikte-oluş (sympoieses) [10]  içinde var olabilme ihtimaline de kapı aralar. Boran’ın işaret ettiği haliyle çoklu öznelere ve bu öznelerle birlikte-oluşa alan açılabilmesi için insan öznenin yerinden edilmesi gerekir. Salt bir kaydırmanın ötesinde merkez-çeper’in yeniden değerlendirildiği, yeni konumsallıkların üretilebileceği alanlara ihtiyaç vardır. Boran’ın çalışmasında takip ettiği sokratik yaklaşım bu sökümü gündelik hayat içerisinde dağılmış eylemler bütünü içinde sergiler. Sabit konumlar yerine, oluş içerisinde yenidenliklere izin vererek etkileşim içinde olmayı seçer. Böylelikle sanat ile düşünmek sanat ile yaşamakla, yaşamı sanattan ilhamla devinen ve sürekli yeniden oluşan yerinden yakalamakla ilişkilenir. Boran, yalnızca yapısökümün anahtarlarını toplamakla değil, yerine açılabilecek alanları hayal etmekle de uğraşmaktadır. Metamorfozu düşünmek bu yüzden önemlidir; bütün türlerin sürekli şekil değiştirerek yeniden var olduğunu, bunun sürgit bir döngüde olduğunu hatırlattığı için. Bunun içinde insan olarak alabileceğimiz yeni pozisyonların olabildiğini gösterdiği için.  Anadolu Parsı’nın (hayali temsiliyet kazandırılmış Pars şeklinde bir balonunun) Dicle dolaylarında gezmesi ve kendi hikâyesini anlatması gibi bir birlikte-düşünmedir bu. Ötekine kulak vermektir. Ötekini soyut dışsallığından kurtarmaktır. Yazının girişinde bulunan bir av anı betimlemesinde öznenin kim olduğunu bilememektir belki de. İster hayvan ister insan olsun, bu düzen içerisinde herkesin farklı bağlamlarda bir av veya bir avcı olduğunu fark edebilmek…

“Sömürgeci zihniyetin ve siyasetin yarattığı eşitsizlik, haksızlık ve tahribatın karşı tarafından, “öteki” taraftan gelen seslere verilen bir dikkat olarak “postkolonyal kulak” [11] geliştirme önerisi getirir Metamorfoz. Hem, Anadolu Pars’ı da mâdunluğu içinde bir hayalettir artık ama kim hala yaşamadığını söyleyebilir? Kendine yuva arayan yersiz yurtsuzlaştırılmış tüm öznelerin rüzgârını taşır Pars. Oklar üzerine konan “hayali” kelebek de öyledir keza. Performansta anlatılan ve Boran bir sonuç tasavvur etmediği için sonsuza kadar eli tetikte, ikilem içinde kalacak oğlan çocuğunun da omzuna konan aynı kelebektir. Dünyayı kuşatan ve kana bulayan tüm nesneler ve özneler bu bağlamda tekinsizlikten arındırılabilir. Bu her halükarda birlikte-düşünen ve birlikte-oluşan canlılar sayesinde gerçekleşecektir.

Yurdundan uzak dağlarda
Bir yavru geyik vurulur da
Başını taşlara dayar ya
İşte o geyik benim, ana! [12]


Kaynaklar

  1. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı 2025-2026 av sezonu kararnamesi için bknz: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/07/20250706-4.pdf  ↩︎
  2. Avcılık belgesi ve koşulları ile ilgili: https://gediksilah.com/avcilik-belgesi-nasil-alinir/  ↩︎
  3. Osman Özer, Türkiye’nin Av Turizmi Potansiyeli Konusunda Bir Değerlendirme (Journal Of Gastronomy Hospitality And Travel (Joghat), 2020, 3(1):71-86), 74. ↩︎
  4. Daha fazla bilgi için bknz: https://tr.euronews.com/2020/07/14/turkiyenin-avcilik-acmaz-olum-kotalari-mi-hayvanlari-koruma-mi ↩︎
  5. Osman Özer, Türkiye’nin Av Turizmi Potansiyeli Konusunda Bir Değerlendirme (Journal Of Gastronomy Hospitality And Travel (Joghat), 2020, 3(1):71-86), 83. ↩︎
  6. https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP/Menu/19/Yaban-Hayati-Istatistikleri ↩︎
  7. https://eksiseyler.com/anadoluda-pars-neslinin-neredeyse-yok-olmasinin-en-buyuk-sorumlusu-mantolu-hasan  ↩︎
  8. Özgürleşen seyirci, yalnızca bir alımlayıcı değil, yorumlayıcı ve potansiyel bir dönüştürücü bir konumundadır. Topluluk da bu yolla özgürleşir. Bknz: Jacques Ranciere, Özgürleşen Seyirci. (E. B. Şaman, Çev.) (İstanbul: Metis Yayınları, 2010), 27.  ↩︎
  9. Ursula Le Guin, Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar içinde Çuval Kuramı (Metis Yayınları, İstanbul, 2020), 63-77. ↩︎
  10. “Sympoiesis basit bir kelimedir; anlamı “birlikte yapma”dır. Hiçbir şey kendini kendi başına yapmaz; hiçbir şey gerçekten autopoietik (kendi kendini üreten) ya da kendiliğinden örgütlenen değildir. İnupiat bilgisayar “dünya oyunu”nun sözleriyle ifade edersek, dünyalılar asla yalnız değildir. İşte sympoiesis’in radikal sonucu budur. Sympoiesis, karmaşık, dinamik, tepkisel, yerleşik ve tarihsel sistemlere uygun bir kelimedir. Bu kelime, birlikte-dünyalaşmayı, birlikte var olmayı anlatır. Sympoiesis, autopoiesis’i içine alır ve üretken biçimde açarak onu genişletir.”  Donna J. Haraway, Staying with the trouble: Making kin in the Chthulucene. (Duke University Press, 2016), 58. ↩︎
  11. İzel Karaca, Postkolonyal Teorilerle Performans Sanatı: Türkiye Üzerine Eleştirel Bir Okuma (Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2025), 195. ↩︎
  12. Yusuf Hayaloğlu, Dur… Ağlama Gözlerim içinde Aniden Bir Mavzer (Ağaç Kitabevi, İstanbul, 2010), 60. ↩︎
İzel Karaca

Araştırmacı ve yazar. Marmara Üniversitesi'nde Sosyoloji lisansını tamamladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde aynı bölümde yüksek lisansına devam ediyor. 2022 yılından beri Performistanbul’da koordinatör ve araştırmacı olarak çalışıyor. Sanat üzerine yazıyor, bağımsız araştırma ve yayın projelerinde yer alıyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Nokta (Özge Arslan)
Önceki

Nokta Ana’nın Hikâyesi “Nokta” Oyunu Baba Sahne’de

Gülseren Südor, "Fırtına" 25 x 35cm
Sonraki

Gülseren Südor’un “Timeless & Spaceless” Sergisi Diani’de