‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ Londra’da / Umut Ulaş Er ile söyleşi

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı umut-ulas-er.jpg

Nikolay Vasilyeviç Gogol’un ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ adlı oyununu pek çok ustadan sonra Londra’da Londrama Tiyatrosu’nda sahneye koyan; Yeşil Çam’da rol almış oyuncu Umut Ulaş Er ile gerçekleştirdiğim söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum.

1-Umut Ulaş Er ismini ve kariyer başlangıcından bahseder misiniz?

1977 yılında İstanbul’da doğdum. Babam İstanbul Şehir Tiyatroları’nın ve Yeşilçam’ın eski oyuncularından Necati Er. Yedi Bela Hüsnü’deki meşhur ‘Kız İsmet’. Çocukluğum doğal olarak film setlerinde ve turnelerde geçti. Babam 1982 yılında Tevhit Bilge Tiyatrosu’nda çalışıyordu, büyük bir Türkiye turnesine çıkılacaktı. Oyun yeni yazılan bir komediydi. Benim de babamla geleceğimi öğrenen Tevhit Bilge oyunda bana da bir rol yazdırdı ve ben 5 yaşımda tiyatroda çalışmaya başladım. Daha sonra 1983’te Zulüm filminde Yıldız Kenter’le karşılıklı birkaç sahnem vardı, bu çok özel bir deneyimdi. 1986’daki Kuşatma filminde başrol oynadım, O çok gerçek bir işti, Türkiye’nin ilk korku filmiydi. 1987’de Sen Ağlama filmi derken pek çok film ve diziden sonra konservatuvar. 2 sezon Devlet Tiyatrosu deneyimi ve Londra.

Bulut Aras-Umut Ulaş Er (Kuşatma, 1986)
Bulut Aras-Umut Ulaş Er (Kuşatma, 1986)

2-Londra’da ne kadar süredir tiyatro yapıyorsunuz?

1998′ de konservatuvarda öğrenciyken yazın Londra’ya geldiğimde 476 Players adlı bir tiyatroda ilk oyunumu sahneye koydum. 2005 yılında Theatre East N Bull’u kurdum ve 2012’ye kadar Genel Sanat Yönetmenliği görevini sürdürdüm. 2012’de Londrama Oyuncuları’nı Melih Cevdet Anday’ın İçerdekiler oyunuyla açtık. Bir Delinin Hatıra Defteri Londra’daki 16. oyunum. Aziz Nesin, Eric-Emmanuel Schmitt, Mehmet Baydur, Gogol, Nazım Hikmet oyunlarını sahneye koyduğum bazı yazarlar. Oyunlarımı İsviçre ve İskoçya’da da sahneleme şansım oldu.

3- ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ metnini oynamak düşüncesi nasıl oluştu?

Gogol bu oyunu 1842’de yazmış. Dünyadaki adaletsizliği, arka planına kendi döneminin Çarlık Rusya’sını alarak, bir delinin hatıra defterine aldığı notlar üzerinden yalın ve net bir biçimde anlatmış. Kabul edelim ki; Dünya o zaman da adil değildi, şimdi de değil. İnsanları, bir takım haksızlıkları hatırlatarak empatiye davet ettiği, farklı bir bakış açısı sunduğu ve bunu da çok yalın ve net bir biçimde dile getirdiği için bu oyunu seçtim. Çok zor bir rol olması da işin bonusu elbette. 2020’de de farklı sahnelerde oynamaya devam edeceğim.

4-Bunun dışında projeleriniz var mı?

Bu sezon Londrama Oyuncuları olarak Bir Delinin Hatıra Defteri’nin dışında iki oyunumuz daha olacak. Biri yalnızlıktan kaçarken birbirlerine sığınan iki zıt karakterin komedisi, çıkmazların en büyüğü; kadın ve erkek hikayesi. Yönetiyorum ve Rahime Simpson’la oynuyoruz. Diğeri de rejisini yapacağım, Emre Gündoğdu ve Hakan Arıcan’ın başrollerini paylaşacakları bir esaret hikayesi, özünde hepimizin hikayesi!

5-Eğitim veriyor musunuz?

Geçen yıla kadar eğitim çalışmalarım vardı, şimdi buna biraz ara verdim. Gençlerle hazır bir oyun metni çalışmak yerine, Onların hikayeleri ve bu hikayelere komşu bir tema üzerinde yaptıkları doğaçlamalardan oluşan, o oyuna özel metinlerle seyirciyle buluşmalarını tercih ediyorum. En azından ilk etapta böyle. N149, Deliler Gibi, Sarhoş Köpek, -2500 km… Son Şarkı bunlardan bazıları. 2020’de benim yazdığım bir oyunla da sahnede olacaklar.

6-Yazdığınız oyunlar var mı?

Yazdığım çok oyun ve şiir var ancak paylaşmaya kendimi 2013 yılında hazır hissettim ve o sene yazdığım bir oyunu Devlet Tiyatroları’na yolladım. ‘Hayal Meyal’. Gece yarısı bir hastanenin acil servisinin önünde, yoğun bakımdaki tanıdıklarını bekleyen bir grup ölünün trajikomedisi. Beklerken beraberce çözdükleri bir bulmacanın etrafında kendi bitmiş yaşamları üzerinden hayatı, toplumu, aşkı, ölümü, özgürlüğü sorguluyorlar. Bugünlerdeyse bir imkansız aşk komedisi üzerinde çalışıyorum. Gençlerle çalışacağım oyuna henüz karar vermedim.

7-Oyun seçiminde nelere dikkat ediyorsunuz?

Londra’da imkansızlıklar içinde tiyatro yapıyoruz. Devletten bir ödenek almıyoruz, ödenekler belirli kurumlara bölüştürülmüş. Ama ben bu durumdan şikayet etmiyorum. Tutunmak için en iyisini yapmaktan başka şansınız yok. Daha ne olsun! Teknik imkanları minimum düzeyde zorlamak mecburiyetinde kalacağımız oyunlar sahneliyoruz. İzleyenleri iyi, güzel, savaşsız, adil bir dünya için bir şey yapmaya, konuşmaya, hiç değilse düşünmeye sevketmeli yaptığımız iş. Elbette popüler olandan ayrılıyorsunuz bu noktada ve sanatın ilkeleriyle başbaşa kalabiliyorsunuz. Ama sanatçı; geleceği herkesten önce gördüğü için yanlız değil midir biraz da?

8-Yaptığınız tiyatroyu nasıl tanımlıyorsunuz?

Ustalarımdan aldığım eğitimi ve kendime kattığım deneyimleri taşıyan bir tiyatro yapmaya çalışıyorum. Oyun süresi benim için seyircinin tiyatroya ‘kendimi sana teslim ediyorum, beni inandır’ dediği zaman dilimidir.

Bu sürede oyunun özüne sadık kalarak seyircinin bir yaşantıya, bir olaya şahit olduğu hissine kapılması önceliklerimden biri. Bunu ne kadar başarırsanız, temelde oluşturduğunuz ve seyircilerin hayatında hedeflediğiniz yansıma o kadar güçlü olur. Bunu da rol keserek ya da kopyala yapıştır bir rejiyle yapamazsınız elbet. Kendinizi temiz tutmak zorundasınız. Prova süreci sadece oyunu hazırlama değil aynı zamanda klişelere ve rol kesmelere direnme süreci olmalıdır yoksa bütün çabanız düşündüklerinizden uzak bir sonuç doğurur. Ben bu çabayı gösterirken toplumun sorunlarını dile getirecek oyunlar seçiyorum. Dünyanın ihtiyaç duyduğu tiyatronun bu olduğunu düşünüyorum ve bunun da adı neyse, işte ben o tiyatroyu yapıyorum.

9-Dünya tiyatrosunun en önemli merkezlerinden biri olan Londra’da yaşıyorsunuz. İngiltere’de seyrettiğiniz ve ‘budur’ dediğiniz bir oyun oldu mu?

2000 yılında Royal National Theatre’da sahnelenen Hamlet bence tam anlamıyla bir klasikti. Simon Russell Beale’nin oyunculuğu başta olmak üzere oyundaki herkes adeta bütün salonu 16. Yüzyıl’a ve Elsinore Kalesi’ne götürdü. 2003 yılında Kenneth Branagh’nin oynadığı, David Mamet’in Edmond’u çağdaş tiyatroya iyi bir örnekti. Holly Hunter’ın By The Bog Of Cats’i ve Cate Blanchett’in Gross Und Klein’i da iyi ki izledim dediğim oyunlardı.

10-Tiyatro dışında neler yapıyorsunuz?

2005 yılında aktif olarak Londra’da tiyatro yapmaya başladığımda hayatımı sadece tiyatro yaparak kazanabileceğim düşüncesine sahiptim. Ancak az önce bahsettiğim ödenek sorunuyla karşılaştım. 2008 yılında yönettiğim bir oyunla ilgili bir radyo programına konuk olmuştum, orda bana radyo programı yapmam teklif edildi. Tiyatronun haricinde tam 11 yıldır Londra’da aralıksız radyo programı yapıyorum. Hayat sizi bir köşeden sıkıştırırken başka bir köşeden kucaklayabiliyor. ‘Umut Ulaş’la Haber Ötesi’ adındaki programımda her gün haberleri mizahi bir dille yorumluyorum. Londra’daki Radyo Kral’da hafta içi her sabah 2 saat boyunca haberlerle dans ediyoruz. Binlerce insanın sizinle beraber gülmesi, dertlerini unutması, en sıkıntılı olaylara bile eğlenceli tarafından bakabilmek ve insanların gününü iki saatliğine de olsa güzelleştirdiğinizi bilmek mutluluk verici.

11-Türkiye’deki tiyatro çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yılda birkaç kez Türkiye’ye gidebiliyorum ve o kısa süre zarfında elimden geldiğince çok oyun seyretmeye çalışıyorum. Özgün reji ve oyunculuklar beni mutlu ediyor. Devlet mekanı olmayan ve tiyatro için çırpınan gençlere daha çok destek olmalı ve sistemin aksaklıkları giderilmeli. Tiyatro eğitimi alan gençlerin zamanı bir diziye girme uğraşıyla harcanmamalı. Tiyatronun geleceği olan bu gençler ancak zamanlarını özgürce sahneye ayırabilirlerse o tiyatroyu ileri götürebilirler. Kurumlar özerkliğine kavuşmalı ve yöneticilerini kendi içlerinden kendileri seçebilmeli diye düşünüyorum. Kendi sorunlarını kendi idareleriyle çözmeyi başaran kurumlar yarınlara daha güvenle ilerleyebilir. Aksi takdirde her zaman dışardan bir kurtarıcıya ihtiyaç duyarsınız bu kısa süreli suni teneffüsler size başarı olarak görünür. Zamanla kurumsal değerlerinizden uzaklaştığınız gibi sanatsal erozyona uğrama tehlikesiyle de karşı karşıya kalırsınız. Çünkü tiyatroyu ayakta tutan kendi geleneği ve birikimidir. Bunu da en iyi o kurumdakiler bilir.

12-Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?

Elbette bir gün deneyimlerimi hem genç tiyatrocularla hem de ülkemdeki tiyatro seyircisiyle paylaşacağım bir yapı oluşturacağız. Sanata dair aynı düşüncelerde buluştuğum arkadaşlarımla bir tiyatro kuracağız ve az önce bahsettiğim kriterler de bir tiyatro için çalışacağız.

Bu güzel röportaj için teşekkür ederim.

1988 doğumlu, Sanat ve Kültür Yönetimi mezunu, sanat ve kültür meraklısı.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir