Eda Taşlı’nın Renkli Dünyasına Yolculuk 

Eda Taşlı, "Las Meninas/Nedimeler", (2023), Ahşap Yontu Üzeri Akrilik, Özel Koleksiyon. Fotoğraf: Başak Hürer
Eda Taşlı, "Las Meninas/Nedimeler", (2023), Ahşap Yontu Üzeri Akrilik, Özel Koleksiyon. Fotoğraf: Başak Hürer

Eda Taşlı için sanatı bir iletişim aracıdır. Bu iletişimi kurarken kullandığı dil ağaçtır. Sesi ise yaptığı heykellerin kendisidir. Eserlerinde masallar diyarından fırlamış karakterler sunsa da onlar aslında kafasındaki tiyatronun bir yansımasıdır. Bu karakterlerin hepsi zihnindeki evrenin birer parçasıdır. Tıpkı bizim yaşadığımız dünya gibi… Hayatta bizi derinden etkileyen bazı “küçük” ama öznel “şeyler” işlerinde trajikomik bir şekil alır. Bu hikayeler aynı konsepttedir; asla bulamayacağımız ideali kafamızda ararız. O hedefe asla ulaşamayacağımızı çok iyi bilerek…

Herman Hesse bir keresinde şöyle demiştir:

“Size değeri olan ne söyleyebilirim ki… belki de çok fazla arayışta olduğunuzu söyleyebilirim, o kadar çok arıyorsunuz ki arayışınız aradığınızı bulmanızı zorlaştırıyor.”

Sanatçının karakterleri, bu arayış ve amaç doğrultusunda sürekli bir yolculuktadır, öyle ki yolculuğun kendisi haline gelirler. Bu yüzden hep bavullarını alıp gitmek isterler ya da öylece durup beklerler. Dört parmağı olan bu heykellerin yüzlerinde hep masum, meraklı, şaşkın bir ifade vardır. Sahip oldukları canlı renkler, her zaman umutları olduğunu ve her şeye eğlence ile yaklaştıklarını gösterir. Dünya onlara ne kadar garip görünse de umutlarını asla kaybetmezler. 

Günümüz Sanatının Aksine Gelenekseli Korumak 

Eda Taşlı günümüz sanatının aksine geleneksel sanat üretim pratiğini koruyarak üretimlerine devam eder. Onun için hayata getireceği heykelin elle çizimini yapmak, ahşabın ölçüsünü alıp, birleştirmek, yontmak, zımparalamak ve boyamak ritüelinin bir parçası. Bütün bunları asistanı bile olmadan tek başına gerçekleştirmesi de cabası. Belki de yalnız yaptığı bu meditatif ritüel sonucunda ruhunu heykeline aktarması sayesinde heykel sergilenmeye hazır hale geldiğinde insanlarda şifa veren, yüzlerinde tebessüme sebebiyet veren bir duygu oluşturur. 

Eda Taşlı Atölyesi (Perspektif, Tivibu)
Eda Taşlı Atölyesi (Perspektif, Tivibu)

Sanatçının eser serilerinin kronolojik sırası da tıpkı eser üretim pratiği gibi bir süreç aslında. Bir şeyler olmasını bekleyen eli kolu bağlı pilotlarda, zaman elden gidiyor diye heyecanlanan, strese giren gözler vardır. Ardından da beklemeye devam etse de renkleriyle hayatlarına devam eden cüce heykeller, işin sonunda bekleyerek olmayacağını anlayan büyüteçleriyle, av çantalarıyla imkansızın arayışına geçen idealler serisi. 

Pilot Serisi

Eda’nın sanatçı menajerliğini yapmaya başladığım ilk zamanlar kendisine “pilot serisi nasıl ortaya çıktı? Seni pilot heykeli yapmaya iten dürtü neydi?” diye sordum. Vermiş olduğu cevabı dün gibi hatırlıyorum. 

“Günlerden bir gün Suadiye’deki evimizde oturuyoruz. Annem dikiş dikiyor bir yandan da radyoda müzik dinliyoruz. Radyoda 80’ler 90’lar şarkıları çalmaya başladı, haliyle benim bütün çocukluğum, anılarım, hayallerim aklıma geldi. Küçükken dansçı olmak istediğimi hatırladım! Dirty Dancing filmi o zamanlar pek popülerdi, çok da severdim, ideal aşkı/hayatı öyle bir şey zannederdim. Bütün bu düşüncelerin arasında annem yüzümdeki buruk ifadeyi fark etmiş olacak ki sordu: “Nasıl hissediyorsun?” Bir anda ayağa kalktım ve dedim ki: “Kendimi uçmayı/olmayı bekleyen bir pilot gibi hissediyorum. Ayakları yere çakılı, kafasında şapka, gözünde gözlük…ha bugün ha yarın derken olduğu yerde durmuş kalmış. Ha bugün ha yarın derken ideallerine hala ulaşamamış ama öyle olmayı bekleyen bir çocuk gibi hissediyorum. Yanımda devamlı “hadii saat kaç oldu artık” diye söylenen umutlarının temsili bir hayali arkadaşıyla birlikte bekler gibi. Öyle işte…kitlenmiş…gözlerini kocaman açmış…ileriye odaklanmış bekler gibi…” dedi. 

Bu düşüncelerini metafor olarak bir pilot şeklinde hayata geçirse de aslında anlatılan durum “bir şey” olmasını umut eden herhangi bir insan için geçerli. Asıl mesele pilottan ya da uçmaktan ziyade hayallerinin, beklentilerinin bir gün gerçek olmasını dilemek. Anlayacağınız Pilot serisinin etkileyici düşüncesi tam da bu şekilde ortaya çıkmış. 

Las Meninas Serisi / Nedimeler Serisi

Bu serideki nedimeleri hayal ederken Eda’nın, ünlü İspanyol sanatçı Diego Velázquez’in “Las Meninas” isimli eserinde yer alan cüce kız ve prensesten esin aldığını söyleyebiliriz.  Aslında “hadii, saat kaç oldu!” başlıklı eseri, sanatçının ilk üretimlerinden biri. Bu karaktere çoğu çiziminde özellikle yer veriyor. Sebebi ise aslında kendisinin, yaratıcısı olduğu renkli dünyanın ana karakteri olması. Bu cüce karakter durmuş saatine bakıyor ve artık “bir şeylerin” olmasını bekliyor. Hiçbir şey yapmadan sadece bekliyor, artık hayalleri, idealleri gerçekleşmesi lazım, saat de kaç oldu hala neden olmuyor diye sabırsızca saatine bakıyor. Zamanın dolmasını beklerken kendi kafasında yarattığı dünyada (kendisinin aksine ideal güzellik anlayışına uygun) cüce arkadaşlarının her birine farklı bir özellik/arayış atfediyor. 

Zamanının dolmasını bekleyen cüce için zaman kavramı o kadar farklı ilerliyor ki o beklerken bir saniye mi yoksa bir asır mı geçtiğini bilmek mümkün değil! 

İdealler Serisi

 “İdealler” serisi aslında bir yolculuğun serisidir. İdeali aramamız anlaşılır bir şey olsa da aslında akla uygun değil; çünkü ne kadar ararsak bulamayışımızı o kadar kesinleştiririz. Dolayısıyla bu yolculuğun bir varış noktası yoktur. Asıl önemli olan yolculuğun kendisidir. 

Eda Taşlı, İdealler Serisi (2023), Özel Koleksiyon. (Perspektif, Tivibu)
Eda Taşlı, İdealler Serisi (2023), Özel Koleksiyon. (Perspektif, Tivibu)

Sanatçı bu seçkide şimdiye kadar pek çok arayışı hayata geçirdi. Karakterleri genel anlamda kaygılı ve belli başlı korkular taşıyorlar. Kimi gerçekleşmeyeceğinden endişe duyduğu ideallerin bekleyişinde, kimi kabul edilme kaygısıyla sahip olamayacağından korktuğu sevginin arayışında, kimi ise kendini tamamen kadere teslim etmiş bavulundan, kanatlarından medet umar halde hayallerinin gerçekleşmesini bekliyor. Bu yolculukta da bazılarına hayali arkadaşları eşlik ediyor.

İdeali arayan bu karakterlerin hikayesi tiyatral bir şekilde trajikomik bir sahnede buluşuyor. Bulunması mümkün olmayan bir şeyi bekleyen bu heykellerin canları sıkılmasın diye onlara “Eda hayvanı” şeklinde tanımladığımız hayali arkadaşları mutlaka eşlik ediyor. 

Hayat Her Zaman Güllük Gülistanlık Devam Etmez

Dönem dönem, serilerin yanı sıra tek konulu eserler üretse de sanatçı, devamlı irdelediği konuya her daim göz kırpmış. “Bi Dk Bi Dinle!” başlıklı eserinin hikayesini sorduğumda aldığım cevaptan da bunu anlayabilirsiniz:

“O zamanlar ailecek kötü bir olay yaşamıştık. İflas etmiştik ve bu durum bütün aileyi ve beni etkilemişti. O an fark ettim, insanın kendi zanaatının, kendi kendine yetebilmenin önemini ve daha sonra sanatıma ağırlık verdim. Başımıza gelen kötü bir olay sonucunda evren karşımıza iyi şeyler çıkartır. Bu nedenle eserimde ideal güzellik anlayışına meydan okuyan bir figür tasvir ettim. Fakat onu bir dinleseniz, bir saniye durup baksanız, içerisindeki o iyiliği de görebilirsiniz. Bu iyiliği çıkarmak tamamen insanın elinde olan bir şeydir.”

"İdealler Serisi", Ahşap Yontu üzeri Akrilik, AKM sergi salonu. Fotoğraf: Başak Hürer
Eda Taşlı, “İdealler Serisi”, Ahşap Yontu üzeri Akrilik, AKM sergi salonu. Fotoğraf: Başak Hürer

İyiliği ortaya çıkarmak tabii ki insanın elinde olan bir şey ve sanmayın ki sanatçı her zaman çok pozitif. “Kafamı Çıkarıp Bir Yere Koyasım Var!” başlıklı eseri kendisini bunalmış hissettiği bir dönemin içerisinde üretmiş olduğu bir eser. Bu eserini ise şu şekilde tanımlıyor:

“Bazen düşünceler bazen ise yaşanmışlıklar insanı çok yorar. O kadar yorulursun ki bedenin bile artık seni terk eder. Geriye yalnızca kafan ve içerisindeki kaos dolu düşünceler kalır. Sonucunda kafan da o kadar dolar, yorulur ki onu taşımak için geriye yalnızca saçların kalır.”

Eda Taşlı’nın eserlerine baktığımda her zaman hayat görüyorum. Hayatı bitmiş bir ağacı alıp emeğiyle, hayal gücüyle birleştirip o ağacı yontarak ona tekrardan bir hayat, bir umut veriyor. Belki de bu yüzden eserleri yalnızca nesne değil, bir tür varlık hâline geliyor; içlerinde soluk alıp veren bir enerji hissediliyor.

Taşlı’nın heykellerinde gördüğümüz şey yalnızca form değil, aynı zamanda bir dönüşüm hikayesi — doğanın döngüsünün, insanın üretme arzusunun ve umut etme yetisinin buluştuğu nokta. O, bir ağacı “malzeme” olarak değil, yol arkadaşı olarak görüyor. Bu yüzden her heykelinde bir dostluk, bir onarma, bir yaşatma isteği var.

Eda Taşlı’nın eserleri bize şunu hatırlatıyor: Hayat bazen kurur, eksilir, hatta durur. Ama biri çıkıp, sabırla, inançla, elleriyle yeniden başlarsa, her şey tekrar filizlenebilir. İşte bu yüzden onun eserlerine bakan herkes, aslında bir umudun yaşadığını görüyor.

YAZAR

Başak Hürer
Sanat Okur yazarı

Başak Hürer

Başak Hürer, sanat tarihçisi, sanatçı menajeri ve sosyal medya yöneticisidir. 1997 yılında İzmir’de doğmuştur. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Sanat Tarihi alanında tamamladıktan sonra kariyerine sanat danışmanlığı yaparak devam etmiştir. Günümüzde Eda Taşlı ve Umut Yalım gibi sanatçıların…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.