Çağdaş fotoğrafın öncü isimlerinden Kanadalı sanatçı Edward Burtynsky’nin Türkiye’deki ilk büyük sergisi Dönüşen Yeryüzü, Borusan Contemporary’de 16 Ağustos’a kadar izleyicisiyle buluşmaya devam edecek. Aslen ofis olarak kullanılan Perili Köşk binasında yer aldığı için sergiyi sadece hafta sonları gezmek mümkün. Kırk yılı aşkın süredir fotoğraf pratiğini sürdüren sanatçının dev fotoğrafları insanın doğal hayatı nasıl dönüştürdüğü ve ne boyutta kalıcı hasar verdiği konusuna ayna tutuyor.
“Erozyon”, “Su ve Tuz”, “Afrika Çalışmaları”, “Doğa”, “Taş Ocakları”, “Berezniki Madeni” ve “Petrol” gibi tematik başlıklar altında toplanan sergide sanatçının Türkiye’nin farklı yerlerinde çektiği ve ilk kez izleyiciyle buluşan fotoğraflar da yer alıyor. “Erozyon” başlığı altında daha çok bu işleri görüyoruz. Sanatçı bu fotoğraf serisi için 2022 ilkbaharında İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerini kapsayan iki haftalık saha gezisine çıkmış ve kara ve hava yoluyla yaklaşık 3000 kilometre yol kat etmiş. Bu 36 fotoğrafın çoğunda bir ufuk çizgisi olmadığı için adeta başka bir gezegenin yüzeyine bakıyormuşsunuz gibi nefes kesici bir etki yaratan bir kompozisyon hâkim.

Türkiye’deki tarım sektörünün yıllardır karşılaştığı zorlukları anlatan kareler yakalamayı önemseyen Burtynsky, gezegenimizin doğal kaynaklarından en önemlisi olan suyu işlerindeki temel odaklardan biri haline getirmiş. Bu bölümde gördüğümüz manzaralar, verimli iç bölgelerin renkli tarım arazileriyle şiddetli erozyona uğramış yamaç kenarında yer alan platolara kurulu tarlalar arasındaki çarpıcı tezatı sergiliyor. İç Anadolu’da araziyi doğal eğimini takip eden ritmik şeritler halinde yontarak şekillendiren bir erozyon kontrol yöntemi olan teraslama örneklerini görebileceğiniz fotoğraflara bayılacaksınız. Tortul kaya katmanlarını milyonlarca yıldır aşındıran rüzgâr, yağmur ve yerçekiminin adeta bir tabloyu andıran akışkan bir desene kavuşturduğu Nallıhan çekimleri de dikkat çekici.
Günümüzde dünya toprağının yarısından fazlasının bozulmaya uğramış olması 1,5 milyar insanın hayatını etkiliyor. Bu durumun başlıca nedenleri arasında sanayi tipi tarım, aşırı otlatma ve iklim değişikliği gibi çölleşmeyi ve su kıtlığını hızlandıran faktörler yer alıyor. Her yıl 24 milyar ton verimli toprak kaybı yaşandığı için BM, 2045 yılına gelindiğinde yaygın bir nüfusun su kıtlığı nedeniyle yer değiştirmek durumunda kalacağını ve bu durumdan en çok etkilenenlerin gelişmekte olan ülkelerin etkileneceği konusunda da uyarılar yapıyor. Burtynsky’nin drone ile çektiği çok sayıda yüksek çözünürlüklü pozlamayı birleştirerek oluşturduğu kesintisiz ve son derece detaylı baskılar hem insan eliyle yaratılan krizin hem de kriz yönetiminin belgesi niteliğinde adeta.
Su serisindeki fotoğraflarda Colorado Nehri Deltası, Hindistan’ın basamaklı kuyularının antik zarafeti, Çin’in yemyeşil dalga dalga pirinç terasları yer alıyor. Tuz serisinde ise Hindistan’ın Gujarat bölgesindeki Tuz Tavaları’nın geometrisi ve Şili’nin Atacama Çölü’ndeki lityumlu tuzlu su havzaları çok etkileyici. Afrika çalışmalarında Kenya’daki Rift Vadisi, Namibya’daki Taurus Dağları, Etiyopya’nın kural Danakil Çöküntüsü’nde 54 dereceye kadar çıkan sıcaklıklarda “beyaz altın” adını verdikleri tuzu nesillerdir elde çıkarak ve develer yaklaşık elli kilometre mesafedeki yerel pazara taşıyan kervanlara ait fotoğraflar olağanüstü. Şahsen en etkilendiğim coğrafyalardan biri olan Afrika’da yaptığı çekimlerle ilgili şöyle demiş Burtynsky:
“Afrika’da fotoğraf çekmenin bende yeni görsel çağrışımları harekete geçirdiğini hissediyorum. Havadan perspektif kullanımımı geliştirdikçe, bu fotoğraflarda manzarayı iki ayrı yönüyle inceleyebiliyorum: bozulmamış, yerli yerinde duran ama içten içe kırılgan yeryüzü… ve sistematik kaynak çıkarımı nedeniyle insanlığın katman katman yardığı yeryüzü.”
Bu sergiyi ve fotoğrafları ne kadar anlatsam eksik kalacaktır. Her kat, her tema, her fotoğraf ayrı büyülüyor insanı. Ancak genel olarak fotoğrafların tamamında insanoğlunun doğada yarattığı o ikilik duygusunu ve dönüşümü hissetmek bu serginin en izleyiciye dokunan bölümü bana göre. Fotoğraflara hayran olma ile ardındaki hikâyenin hüznünü aynı anda hissedebileceğiniz ve karmaşık duygularla ama kesinlikle çok etkilenerek ayrılacağınız bu sergiyi mutlaka gezmelisiniz. 16 Ağustos’a kadar Perili Köşk’ü bir hafta sonu planınıza dahil etmeyi unutmayın.
