Toprağın Hafızasıyla Çalışmak: İbrahim Yıldızbaş’ın Totemik Dünyası

İbrahim Yıldızbaş, Abrahamm Creative Studio
İbrahim Yıldızbaş, Abrahamm Creative Studio

Seramik, sabırla kurulan bir ilişki. Çamurun form kazanması, ateşle dönüşmesi ve sonunda bir hikâye anlatmaya başlaması… Bu süreç, zanaat ile sanat arasındaki ince çizgide yürüyen üreticiler için aynı zamanda bir düşünme biçimi. İbrahim Yıldızbaş da üretimini tam olarak bu çizgide kuran isimlerden biri. Abrahamm Creative Studio’nun kurucusu olan İbrahim Yıldızbaş ile seramikle ile tanışması, üretim süreci ve atölye pratiği, zaman, hafıza ve dönüşüm üzerine düşünmeye davet eden çamurun sunduğu sınırsız ihtimallere kadar uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Toprağın insan eliyle biçimlenmesi ve ateşle kalıcı bir forma dönüşmesi bana her zaman yaratılış fikrini hatırlatıyor.

İbrahim Yıldızbaş

Önce klasik ama gerekli soruyla başlıyorum. Kendinden biraz bahseder misin? Ve seramikle yolun nasıl kesişti?

Ben İbrahim Yıldızbaş. Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü mezunuyum ve yaklaşık 16 yıldır seramikle üretim yapıyorum. Üniversite yıllarında başlayan bu yolculuk zamanla sadece bir meslek değil, aynı zamanda varoluş biçimine dönüştü.

Seramikle tanışmam aslında biraz tesadüflerin ve merakın birleşmesiyle oldu. İlk başta başka bir alanda ilerlemeyi düşünürken kendimi bir anda seramik atölyesinde buldum. Çamurun dokusu, dönüşebilirliği ve ateşle kurduğu ilişki beni çok etkiledi. Toprağın insan eliyle biçimlenmesi ve ateşle kalıcı bir forma dönüşmesi bana her zaman yaratılış fikrini hatırlatıyor. O günden sonra çamurla kurduğum ilişki giderek daha sezgisel ve kişisel bir dile dönüştü.

2017 senesinde Abrahamm Creative Studio markasını kurarak hem sanatçı kimliğimi hem de tasarımcı kimliği ortaya koyarak eserlerimi üretme yolunu belirlemiş oldum.

Abrahamm Creative Studio
Abrahamm Creative Studio

Ruzy Gallery’deki My Fairy Tale sergisi ve bu yılki Mamut Art Project’te yer alan işlerinle seninle tanıştım. Totemler, Anadolu kültüründen izler ve hikâyelerle yoğrulmuş büyük ebatlı, yuvarlak ya da amorf formlar her ikisinde de var olan ortak bir dil gibi görünüyordu. Sen işlerini nasıl tanımlarsın? Özellikle sevdiğin temalar ve tekniğinle ilgili bilgi verir misin?

Üretimlerimi genellikle “toprağın hafızasını taşıyan totemik formlar” olarak tanımlıyorum.

Formlarım çoğunlukla dikey yükselen, katmanlı ve ritmik yapılardan oluşuyor. Bu yapı bazen bir bedenin omurgasını, bazen de toprağın içindeki jeolojik katmanları hatırlatıyor. Anadolu’nun kadim kültürleri, Mezopotamya’nın ritüel objeleri ve insanın doğayla kurduğu eski bağ benim için önemli referanslar. Bu yüzden işlerimde totemi, idolleri veya ritüel nesnelerini çağrıştıran bir dil doğal olarak ortaya çıkıyor.

Teknik olarak çoğunlukla stoneware çamur kullanıyorum ve yüksek derecelerde pişiriyorum. Çalışmalarımın yüzeylerinde kontrollü müdahale ile doğal süreç arasında bir denge kuruyorum. Bazen sütlü pişirim gibi deneysel yöntemler kullanıyorum, bazen de malzemenin ateşle kurduğu ilişkiye mümkün olduğunca müdahale etmemeyi tercih ediyorum. Yanık izleri, kararmalar ve yüzeyde oluşan doğal dokular benim için eserin anlatısının bir parçası.

Web sayfanda “Totem of Shadows”, “Re-Existence”, “Transformation of Lost Time” gibi başlıklar var. Bu isimlerin ardında zaman, kimlik ve dönüşüm temaları olduğunu düşündüm. Bu kavramlar senin için ne ifade ediyor?

Benim için zaman, kimlik ve dönüşüm birbirinden ayrı kavramlar değil; aynı sürecin farklı katmanları.

Çamur aslında bu üç kavramı da içinde barındırıyor. Çünkü milyonlarca yıl boyunca oluşmuş bir malzemeden söz ediyoruz. Biz onu kısa bir süreliğine elimize alıp yeniden şekillendiriyoruz ve sonra ateşle başka bir varoluş biçimine dönüştürüyoruz.

“Re-Existence” ya da “Transformation of Lost Time” gibi başlıklar da bu düşünceden doğuyor. Kaybolduğunu düşündüğümüz zaman, kimlik ya da hatıralar aslında başka biçimlerde var olmaya devam ediyor. Benim yaptığım şey biraz da bu dönüşüm anını görünür kılmak.

Instagram hesabında üretimlerinin ardındaki hikâyeyi ve hissiyatı yazdığın paylaşımlarını çok seviyorum. İzleyiciyle bağ kurmayı güçlendiren bir etkisi vardır diye düşünüyorum. Bu bilinçli bir tercih mi? Sence sanatçı izleyiciye bir duygu ya da düşünce yönlendirmeli mi?

Evet, bu bilinçli bir tercih.

Sanatın sadece görsel bir deneyim olmadığını düşünüyorum. Bir eserle karşılaşan kişi bazen formdan, bazen dokudan, bazen de hikâyeden etkilenir. Yazdığım metinler aslında izleyiciye tek bir anlam dayatmak için değil; eserin arkasındaki duygusal alanı biraz aralamak için var.

Sanatçının izleyiciyi belirli bir düşünceye zorlaması gerektiğini düşünmüyorum. Ama izleyiciye bir kapı açabilir. O kapıdan içeri girip girmemek ya da içeride ne görmek istediği izleyicinin kendi deneyimine bağlı.

Yaratım sürecinden ve klasik bir atölye gününden bize biraz bahseder misin? Ön hazırlık sürecin nasıl olur? Seni en çok yoran, zorlayan ya da en keyif aldığın kısımlar nelerdir? Bir niyetle yola çıktığın ama bambaşka bir şeye evrilen sürprizli işlerin var mı? ‘Tamam, bitti” dediğin an neye benzer?

Atölyedeki günlerim genellikle oldukça fiziksel ve yoğun geçer. Büyük formlar üzerinde çalıştığım için süreç hem teknik hem de bedensel olarak ciddi bir enerji gerektiriyor.

Çoğu zaman üretime başlamadan önce uzun süre formu düşünürüm. Bazen küçük eskizler yaparım ama çoğu iş doğrudan çamurun içinde ortaya çıkar. Çamurla çalışırken sezgilerime güveniyorum.

En zor kısım büyük formların dengesi ve kuruma süreci. En keyif aldığım an ise genellikle fırından çıktıkları an oluyor. Çünkü o noktada artık süreç benim kontrolümden çıkar ve ateş kendi izini bırakır.

Bazen de başlangıçta düşündüğüm şey tamamen başka bir forma dönüşür. Bu sürprizler üretimin en güzel tarafı.

İbrahim Yıldızbaş, Abrahamm Creative Studio
İbrahim Yıldızbaş, Abrahamm Creative Studio

Formu bu kadar büyütmek senin için ne ifade ediyor? Bir de o büyük formları üst üste ya da daralan, daha ince olan kısmının üstünde duracak şekilde yerleştiriyorsun. Yerçekimine meydan mı okuyorsun, yüreğimizi ağzımıza mı getirmek istiyorsun 😉, söyler misin amacın nedir? 

Büyük form benim için sadece fiziksel bir büyüklük değil; aynı zamanda bir varlık hissi yaratmakla ilgili.

Bir eserin izleyicinin karşısında bir beden gibi durmasını seviyorum. Totemik formlar biraz da bu yüzden ortaya çıktı. Dikey yükselen ve üst üste yerleşen formlar izleyiciyle daha güçlü bir ilişki kurabiliyor.

Yerçekimine meydan okumak gibi bir niyetim yok aslında ama formun dengesiyle oynamayı seviyorum. Bir noktada izleyicide hafif bir gerilim hissi oluşuyor ve bu da eserin algısını güçlendiriyor.

Eserlerinin bir galeride, açık bir alanda ya da bir evde konumlanması algıyı değiştirir mi? Mekâna göre ‘söylem’ dönüşür mü? 

Kesinlikle değiştirir.

Bir galeri mekânı genellikle eseri daha nötr ve kavramsal bir çerçevede sunar. Açık alanda eserin doğa ile kurduğu ilişki ön plana çıkar. Bir evde yer aldığında ise eser daha kişisel ve gündelik bir bağ kurar.

Ben aslında eserlerimin farklı mekânlarda farklı anlam katmanları kazanmasını seviyorum. Çünkü totem fikri de biraz buna dayanıyor: bulunduğu yere göre yeni anlamlar üreten bir varlık.

Nelerden ve kimlerden esinlenirsin? İlham aldığın sanatçılar kimlerdir? Genel olarak hayatta seni ve sanatını besleyen şeyler nelerdir?

En büyük ilham kaynaklarımdan biri doğa. Toprak, taş, kurumuş ağaç gövdeleri, jeolojik katmanlar… Bunların hepsinin form dilim üzerinde doğrudan etkisi oluyor.

Aynı zamanda Mezopotamya ve Anadolu’nun kadim kültürleri, ritüel nesneleri ve arkeolojik buluntular da beni çok etkiliyor.

Sanat tarihinde ise farklı disiplinlerden sanatçılar ilham veriyor. Ama genel olarak beni en çok besleyen şey malzemenin kendisi ve onunla kurduğum süreç.

Önümüzdeki dönemler için aklında yeni fikirler, projeler, sergi planları var mı?

Son dönemde daha büyük ölçekli ve mekânla daha güçlü ilişki kuran işler üzerine düşünüyorum.

Totemik form dilini koruyarak daha modüler ve yerleştirme niteliği taşıyan çalışmalar yapmak istiyorum. Aynı zamanda malzeme deneyleri de devam ediyor. Farklı pişirim yöntemleri, kinetik bir heykele dönüşme fikri ve yüzey araştırmaları üzerine çalışıyorum.

Yakın gelecekte yeni sergi projeleri olup olmadığını inanın bilmiyorum. Açıkçası ben de sizlerle beraber öğreneceğim. Hayatın akışına ve sürprizlere açık bir yapıya sahibim.

İstanbul’daki atölyende eğitimler de veriyorsun sanırım. İlgilenenlere duyurmuş olalım bunu da dilersen. İstanbul’da sanatçı olmak senin için nasıl bir deneyim?

Evet, atölyemde seramik eğitimleri de veriyorum. Öğrencilerle çalışmak benim için çok değerli çünkü üretim sürecini paylaşmak yeni bakış açıları kazandırıyor.

İstanbul ise oldukça yoğun ve kaotik bir şehir ama aynı zamanda inanılmaz bir kültürel katman barındırıyor. Bu şehirde üretmek bazen zorlayıcı ama aynı zamanda çok besleyici. Tarih, kültür ve farklı yaşamların iç içe geçtiği bir yerde olmak üretim dilimi de sürekli dönüştürüyor.

Çok teşekkür ediyorum hem bu keyifli söyleşi hem de atölyenin kapılarını bize açtığın için. Yeni işlerinle buluşmayı heyecanla bekliyoruz. 

YAZAR

İmge Tan
Sanat Okur yazarı

İmge Tan

İmge Tan, ODTÜ İşletme mezunu olmasına rağmen ağırlıklı olarak yayıncılık sektöründe serbest çalışmıştır. Çeşitli yayınevlerine bağlı olarak çevirisini yaptığı yaklaşık 30 kitap bulunmaktadır. Yıllarca kültür-sanat etkinlikleri, kitaplar ve seyahatler ile ilgili yazılarını paylaştığı kendi bireysel blogu ve çeşitli…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.