Emre Çakmakoğlu İle Müzikal Deneyimi ve Şarkıları Hakkında Bir Söyleşi



Emre Çakmakoğlu müzikal anlamdaki deneyimini son yıllarda art arda yayımladığı şarkılarla müzikseverlere ulaştırmaya başlamış bağımsız bir müzisyen. Kendisiyle müzik yolculuğunu, müziğe bakış açısını ve müziğin içinde bulunduğu durumları konuştuk. İlginizi çekeceğini umduğumuz sohbetimizi iyi okumalar dileriz.

Emre Çakmakoğlu
Emre Çakmakoğlu

Sizi müziğinizle tanıyan, hatta belki sohbetimiz sonrası müziğinizi merak edip dinleyeniniz olacak okuyucularımız için öncelikle kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz, kimdir Emre Çakmakoğlu?

2020 yılı itibariyle, yazdığım şarkıları bağımsız olarak paylaşmaya başlamış bir şarkı yazarıyım kısaca.

Çok önceye dayanan üretme yönelimim sona ermeyince “Ne olacak bu şarkılar?” sorusu beni rahat bırakmadı. “Yarım Hikaye” ile başlayıp, şimdilik “Yüzleş” ile süren bir akış başlamış oldu.

Şarkılarınızı ilk kaydetmeye başladığınız dönem 2007 ama ilk şarkınızı yayımlama tarihiniz 2020. Neden bu kadar çok beklediniz?

İlk kayıt deneyimim, kurulu bir gruba dahil oluşumla gerçekleşti. Rock eğilimli grup müziğinin kitleselleşebildiği bir dönemdi. Kayıtlarımızı alıp İzmir’den İstanbul’a yola çıktık ve Alper Erinç, Levent Büyük, Volkan Başaran, Cem Özkan gibi önemli isimlere dinlettik. Onların kıymetli fikir ve yönlendirmeleri ile başka görüşmelerimiz de oldu fakat grubun çözülmesi sebebiyle ve tek başına sürdürmenin yolunu o dönemde bulamadığım için ben de bu sevdadan vazgeçmiş oldum.

Üretme halinin sonu gelmediği için de yıllar sonra artık yayımlama vakti olduğuna karar verdim.

Şarkılarınızda şu türe ait gibi genel bir kategorileşme yapmak çok mümkün değil gibi, genel müzik dinleyici kitlesine hitap edecek kuvvette bir anlatımınız var. Siz müziğinizin türü ve tarzınız konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Bu biraz türler arası keskin farkların azalması, biraz da benim geniş yelpazedeki müzik dinleyiciliğimden kaynaklanıyor olabilir.

Çok sıkışırsam pop-rock diyebileceğim bir yere denk düşüyor şarkılarım. Kolay dinlenilebilirliğe, sözünde ve genel etkisinde samimiyete elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum.

Başka tarzlarda işler ortaya koyabilen şarkı yazarlığını kıymetli buluyorum. Biçim olarak birbirinden farklı şeyler yapmayı da isterim.

Müziğe başladığınız zamandan günümüze gelen süreçte müzik dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Canlı müzik yapılan mekanlar, şarkı yayınlama koşulları ve olanakları olarak sizce neler, ne yönde değişti?

Geçmiş ve bugünü birbirlerine üstün yönleriyle de olumsuz yanlarıyla da değerlendirmek mümkün. Kolaylaşan imkanlar sayesinde paylaştığımız çok sayıda şarkı olabiliyorken, bu şarkıların dinleyicisini bulması zorlaşıyor. Sistem akışının dinleyiciyi belirlediği çerçevelere yönlendirmeyi başarması da değişmeyen engellerden.

Şarkı yazarlarının kendi şarkılarıyla daha çok sahne imkanı bulduğu bir değişikliğe, farkında olsun olmasın dinleyicinin de ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Bunlar gibi çok sorun varken, müziğin gece saat oniki ile sınırlandırılması gibi saçmalıklardan, daha iyiye götürecek tartışmalara zaman da kalmıyor.

Söz, Müzik, Ütopya adlı bir bloğunuz olduğunu biliyoruz, müziği icra eden dışında müzik hakkında yazan da olmanız hakkında neler söylemek istersiniz? Söz, Müzik, Ütopya sizin için nasıl bir yolculuktu ve bu anlamda yolculuğunuz bitti mi, zaman içinde tekrar bu tarz çalışmalar yapmayı da düşünüyor musunuz?

Söz, Müzik, Ütopya belki de verdiğim uzun ara sonrası, müzikle ilgili bir şeyler yapma isteğiydi.

Daha ilk yazımda, Naim Dilmener gibi önemli bir isimden cesaret verici bir övgü etkileşimi aldığımı da unutamıyorum.

Aktif müzik yapmaya karar verdiğimde ise içinde olacağım alana dair subjektif fikirlerimi yazmaya devam etmek pek makul gelmediği için sonlandırdım blog macerasını.

Kafama bir şey takıldıysa derinine dek düşünmeden, bunu içimde tartışmadan edemiyorum. Bu da taşacak hale gelince yazmayı getiriyor. Kendi web sayfamda, aralıklı da olsa yazmayı sürdürüyorum. Kendimi disipline etmeyi başarıp daha sık yazmayı istiyorum. Kurgusal metinlere de ilgim var. Hazır hissettiğimde bunu da denemeye cesaret edebilirim.

Son şarkınız “Yüzleş”in herkesin kendinde bir şey bulduğu bir hissi var, şarkının müzikseverlere ulaşana kadar geçen sürecini ve sizin bu şarkıyı ortaya çıkarma hikayenizi öğrenebilir miyiz?

Teşekkür ederim, umarım öyledir. Şarkı, “Evet, zor şeyler yaşıyorsun ama geçecek” derken üstten biçimde öğüt verici değil de, derdini paylaşan bir üsluba denk düştü sanırım. Bu hepimizin ihtiyaç duyabileceği bir yaklaşım olabiliyor.

Diğer şarkılarımda aldığım geri dönüşlerden farkı, dinleyicinin “Yüzleş” ile duygusal etkileşime daha fazla girebilmesi oldu. Bu bir şarkının beğenilmesinden çok daha başka bir yerde ve çok kıymetliymiş.

Yüzleş”in ortaya çıkışı da önceki şarkılarımdan farklı oldu. Şarkılarımı, genelde sözüyle birlikte gelen bir müzik cümlesinin peşine takılarak ortaya çıkarıyorum. Bu kez önce bir arpej döngüsü, sonra üzerine bir melodi ortaya çıktı. Uzun süre bu döngünün duygusuna kulak verdikten sonra şarkıyı parça parça oluşturdum.

Sohbetimize katıldığınız için çok teşekkür ederek, son olarak yeni projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Ben teşekkür ederim.

Birikmiş çok fazla şarkım var. Mümkün kılabildikçe her birini doğru zaman aralıklarıyla, hep daha iyisini yapmaya çabalayarak paylaşmak istiyorum.

Türkiye'nin En Büyük Sanat Haber Portalı, Güncel Sanat Haberleri, Sergi Rehberi, Sanatçı Portfolyoları, Sanat Üzerine Röportajlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.