Zaman:24 October, 2020

İrem Uzunhasanoğlu İle “EVVEL BAHAR” Kitabı Üzerine Keyifli Bir Söyleşi


İrem Uzunhasanoğlu‘nun yeni romanı Evvel Bahar, 2020 Ağustos ayında Doğan Kitap tarafından okuyucularına ulaştı.

SanatOkur okuyucuları için Evvel Bahar üzerine söyleşiyi gerçekleştirmem de vesile olan Kalem Ajans kurucusu Nermin Mollaoğlu‘na teşekkür ederim.

Keyifli okumalar…

İrem Uzunhasanoglu // Evvel Bahar

Öykü ve Firuze’nin hikâyesini anlatan Evvel Bahar romanını yazma süreciniz nasıl geçti? Hayatınızda neler bu hikâyeleri kaleme almanızda etkili oldu?

Evvel Bahar’ın yazım aşaması bir buçuk sene sürdü, bitirdikten sonra bir sene boyunca romanı yeniden yazdım, yeniden çalıştım. Yazı yazmanın verdiği en deli hal bu olsa gerek, metinden kopamadan yeniden ve yeniden çalışıyorum, bir türlü vedalaşma anı gelmiyor ta ki editörüm “hadi artık teslim et romanı, kurtul,” diyene kadar romanla uyuyup uyanıyorum. Evvel Bahar’da etkilendiğim hikâyelere gelince, kendi hayatımdan pek bir şey yok diyebilirim, tamamı kurmaca bir eser. Tabii ki hüzün, melankoli, bağlılık, sevgi gibi duygular kendi içimden kopardığım benzeş duygular olabilir ama kurmacanın gerektirdiği, yaratılan kahramanın sosyal statüsüne, sınıfına, eğitim durumuna, içinde olduğu zaman dilimine uygun durumlar ve duygular kurgulamaktır. Ben de her şeyden önce kurmacanın matematiğine dikkat ettim diyebilirim.

Roman kahramanları olan Öykü ve Firuze isimlerini özellikle seçme gibi bir nedeniniz var mı?

Öykü’nün salt ismiyle kendine bir öykü biçmesini istedim. Öykü’nün öyküsünü yazıyor olmak hoşuma gitti. Firuze ise ismini değerli bir taştan almasına rağmen hayatı pek de mücevher gibi geçmemiş bir kadındı, orada bir ironi yapmak istedim. Firuze’nin yıllar içinde kendine birçok farklı isim seçmiş olmasının sebebi de kendini bir türlü o isme yakıştıramamış olması ve kimlik arayışıydı.

Evvel Bahar

Evvel Bahar’ı okurken acaba ben Öykü müyüm Firuze miyim diye düşündüm. Siz kitabınıza bir okur olarak bakarsanız hangi kadın karakter olurdunuz?

Kendimi Firuze’ye daha yakın hissediyorum. Yazarken onun acılarıyla empati kurdum, onunla dertleştim, ona çok fazla acı yükledim sonra azalttım, sonra yeniden ekledim. Firuze benim olmak istediğim karakterimdi çünkü güçlü ve dimdik bir kadındı. Aşkının yüzünü unutmaya başlamasına rağmen onu uzak bir kıtada yirmi sene beklemesi, ona olan sevdası da beni çok etkiledi, yazarken benim zihnimden çıktı ve adeta baş ucumda durup kendi kendini yazdırdı.

Öykü ve Firuze; hayatta derin yaraları olan ve onları unutamayan iki kadın. Hayat hikâyeleri belleklerinden silemedikleri konular üzerine. Sizce de hayatımızı belleğimizde unutamadıklarımız ile mi yaşıyoruz?

Ne yazık ki unutamıyoruz. Belleğimiz bir kent çöplüğü gibi kirli temiz ayırt etmeden depoluyor, biriktiriyor ve her şeyi kayıt altında tutuyor. Unuttuğumuzu sandığımız anlarda bile bilinçaltımız bize bir rüya gördürüyor, adeta yüzümüze soğuk bir kartopu yemiş gibi sarsılıyoruz. Unutsak rahatlayacağız ama ne yazık ki bizler rahatsız bir yaşamın esiriyiz.

Bir yazar ve çevirmen olarak sürekli yazıyor ve bunun üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Bunun yanı sıra başka insanları da yazmaları yönünde teşvik ediyorsunuz. Sizin için yazmak hayata tutunma yolu mu?

İnsanları yazmaları konusunda teşvik etmemin öğretmenlik mesleğimle bir bağlantısı olabilir pek tabii lakin yazmak… Yazmak benim kendi özgürlük alanım, kendimi sağaltmamın ve affedemediklerimi affetmenin tek yolu. İki boksörün ringde hesaplaşması gibi kağıt üzerinde hesaplaşıyorum hayatla. Hayata kurmacayla ve edebiyatla tutunuyorum.

Evvel Bahar’da Gorki, Jack London, Steinbeck, Harper Lee gibi pek çok yazar ve kitaplarından bahsedilmektedir. Bahsi geçen isimler size ilham kaynağı olan yazar ve eserleridir diyebilir miyiz? Ayrıca bu isimler ile okurlarınızın dikkatini çekmek ve onların okumalarına da sağlamak gibi bir niyetiniz oldu mu?

Eğer okurun dikkatini Harper Lee’yle çekebileceksem ne mutlu o ülkenin okurlarına demek isterim… Ama ne yazık ki okur kitlemiz yetersiz, ülkemizde az kitap okunuyorken ilgi çekmek için başka bir yazar kullanmak yanlış olur. Epigraf kullanmayı seviyorum çünkü okurlar da benim okuduğum metinlere ulaşsın istiyorum ve de kendimden önceki çağlara selam durmayı seviyorum hepsi bu. Bir tür el almak, ustalara selam vermek gibi algılanabilir.

Evvel Bahar’da Aşiyan ’da bir köşk, İnşirah yokuşu, ormanın arasında dağ evi gibi mekân tasvirlerine detaylıca yer vermektesiniz. Hikâyelerinizi mekânlar üzerinden kurgulayarak mı yola çıkıyorsunuz? Yoksa mekânlar anlattıklarınızın tamamlayıcı unsuru mu?

Romanlarımda kullandığım mekanların hegemonik bir yanı var. Mekanı kullanmış olmak için değil, gerçekten ruhuyla canıyla var olacaksa kurmacaya ekliyorum. İlk romanımda Midilli adası, ikinci romanımda Dipkarpaz’daki manastır, Meteora gibi mekanlar adeta bir karakterimmiş gibi heybetli duruyorlar. Romanlarımı okuyan okurlarımda gidip görmek ihtiyacı uyandırıyorlar. Mekan çalışmayı, mekanı karakterimle harmanlamayı seviyorum.

İrem Uzunhasanoğlu

Evvel Bahar’daki Öykü, Binbir Gece Masalları’ndaki Şehrazat’tan esinlenerek mi zihninizde oluştu?

Öykü’yü oluştururken Şehrazat’tan esinlenmedim lakin anlatıyı kurarken onun “ölmemek için hikâye anlatmak” izleğinden yola çıktığım söylenebilir. Öykü Şehrazat olamayacak kadar güçsüz ve nevrotik bir yapıda olmasına rağmen her ikisinin de gücünü masallardan alıyor olması onları biraz olsun benzeştiriyor.

İrem Uzunhasanoğlu

Gitme Gül Yanakların Solar, Ufkun Öte Yanı, 365 ve yeni kitabı Evvel Bahar isimli kitaplarının yazarı olan Uzunhasanoğlu ayrıca çeşitli edebiyat dergilerinde ve gazetelerde de yazılar yazmaktadır. Tüm bunların yanı sıra çevirmenlik de yapan yazar; William Shakespeare, Virginia Woolf, Spencer Holst ve Neil Muhherjree eserlerini Türkçe’ye çevirmiştir.

Doğal Bakım Ürünleri


Kadriye Tokur

1991 Afyonkarahisar doğumluyum. Doğada vakit geçirmeye bayılan, detaylı okumalar yapmayı seven bir öğretmenim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir