İstanbul’un Kapanan Perdeleri: Eski Sinema Salonları

Emek Sineması
Emek Sineması

İstanbul’da kent hafızasından söz etmek her yıl biraz daha güçleşiyor. Sürekli kabuk değiştiren şehir, kendisini var eden kültürel dokuyu, mahallelere ruh veren pastaneleri, kitapçıları, tarihi yapıları, ağaçların gölgesinde nefes aldıran boşlukları bir bir kaybediyor. Sinemalar da bu kaybın en üzücü parçalarından biri. 

Daha dün gibi; 15-20 yıl önce festival biletlerimiz elimizde, koşarak gittiğimiz o salonlar…Ve artık yoklar! Bir zamanlar, İstanbul’un kültür damarlarını besleyen, şimdiyse anılarda kalmış, bu salonları hatırlamak, aslında biraz da İstanbul’u hatırlamak.

Emek Sineması: İhtişamdan Enkaza

Cumhuriyet döneminde, İstanbul’un Beyoğlu semtinde, Yeşilçam Sokağı’nda açılmış en eski sinema salonuydu Melek. Perdenin iki yanında yer alan Art Nouveau tarzı melek heykellerinden almıştı adını. İlk sahipleri, Varlık Vergisi yıllarında iflas ettikten sonra İpekçi Kardeşler’e geçen bina, bir süre sonra da belediyeye satıldı. Emekli Sandığı’na geçtiğindeyse adı Emek Sineması olarak değiştirildi.

Alexandre Vallaury’nin tasarladığı Cercle d’Orient binasında, 1924’te Melek Sineması olarak açılan, sonradan Emek adını alan bu salon, İstanbul’un en büyük ve en önemli sinemasıydı. Şehrin en iyi ses sistemine sahipti; yirmi yılı aşkın süre, sayısız gala, festival ve Filmekimi burada yaşandı.

Akgün Film tarafından işletilen, sinemanın en kötü günlerinde bile aile sineması olma özelliğini sürdürerek, yıllarca ayakta kalan bu sığınak; protestolara, mahkeme kararlarına ve geniş kamuoyu tepkisine rağmen gözlerimizin önünde yıkıldı. Festival zamanlarında düzenlenen yürüyüşlerde yükselen umut, birkaç hafta sonra Gezi’nin hemen öncesine denk gelen 2013’teki yıkımla, tamamen söndü. 

Kültür varlığı olarak tescillenen Barok üslubundaki tavan bezemeleri ve duvar süslemeleri renove edildi. Sinema, Grand Pera alışveriş merkezine dönüşürken, binanın en üst katındaki küçük ve ruhsuz “Minyatür Emek” ise yalnızca acı bir hatırlatma olarak 2016 yılında yeniden hizmete girdi. 

Rexx Sineması
Rexx Sineması

Rexx Sineması: Kadife Sokak’ın Gerçek Sahibi

Kadıköy’ün yıllardır “Barlar Sokağı” mı “Reksin Sokağı” mı olduğuna karar verememesinin tek sebebi vardır: Reks…

Festivalin, Anadolu yakasındaki tek salonu olduğu uzun yıllar boyunca, şehrin başka hiçbir noktasında olmayan bir seyirci topluluğu oluşturdu. Afife Jale’nin, ilk kez sahneye çıktığı Apollon Tiyatrosu’nun yerine, 1962’de Mimar Maruf Önal tarafından tasarlanan yeni bina, gösterişten uzak ve işlevsel bir yapıydı. İşletmecisi Yordan Anas’ın, Pariste’ki Grand Rex sinemasından esinlendiği isim, Kadıköy’e Reks olarak adapte edildi.

1996 ve 2006 yıllarındaki tadilatlarla çok salonlu hale geldi ve bu artış ismin Rexx olarak değiştirilmesiyle taçlandı. Pandemide sinemaların uzun süre kapalı kalmasıysa, Rexx’in sonunu getirdi ve 2020’de kapandı. Mülk sahibi olan Rum Kilisesi Vakfı’nın karot aldırmasıyla mahkeme süreci başladı. Kültürel varlık olmadığına karar verilen binanın yıkım isteği onaylandı. Kadıköy Belediyesi’nin itirazlarına rağmen, bu yıl (2025) yıkıldı.

Bir Kadıköy Anadolu’lu olarak (K.A.L. 05’), Lana ve Lilly Wachowski’nin The Matrix’inden, Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak’ına kadar, yıllarca birbirinden farklı bir sürü film izlediğim bu sinemanın biletlerini hȃlȃ saklıyorum…

Feriye Sineması: Saray Uzantısında Kısa Bir Yakamoz

Feriye Lokantası’nın da bulunduğu Feriye Karakolu binasında yer alan Feriye Sineması, Boğaz’daki saraylar zincirinin bir uzantısıydı. Denize nazır kurulmuş, narin bir salondu Feriye… Film öncesi veya sonrası, eşsiz manzaralı kafesi de sessiz sakin oturulacak en güzel sığınma limanlarından biriydi İstanbul’un. 

1995’te restore edilerek açıldı; fakat 2008’de yeniden kapandı perdesi. 2012’de Umut Sanat tarafından yeniden canlandırıldı ve festival seyircisi için unutulmaz, yüksek tavanlı, balkonlu nostaljik bir salon hâline geldi. Ne var ki bu geri dönüş kısa sürdü. 2016’da tamamen kapandı; bugün Feriye Palace işletmesinin bir parçası ama artık ışıkları sinema için yanmıyor.

Bu salonda en son Charles Dickens’tan uyarlama, Roman Polanski’nin Oliwer Twist’ini izlemiştim…

Yeni Rüya Sineması
Yeni Rüya Sineması

Yeni Rüya Sineması: “2 Süper Film Birden” 

İstiklal’de yıllarca gördüğümüz “2 Süper Film Birden” tabelasıyla hatırladığımız Rüya Sineması. 1930’larda açılan salon, önce Artistik ve Sümer adlarını taşıdı; 1970’lerin seks furyasında Rüya Sineması’na dönüştü. 2009’da tamamen yenilendi, iki yıl üst üste İstanbul Film Festivali’nin salonları arasında yer aldı.

Ama tıpkı Emek gibi tıpkı İnci Pastanesi gibi o da İstanbul’un dönüşümüne kurban edildi. 2013’ün 6 Mayıs’ında, 21:00 seansıyla son kez Mıraz Bezar’ın Türkiye’de çekilmiş ilk Kürtçe politik film olma özelliği taşıyan, Mın Dît (Ben Gördüm) gösterimiyle kapandı. Bu veda, Beyoğlu’nun sıradaki salonlarının da habercisiydi…

Sinepop Sineması: Modernleşmenin ve Yıkımın Kesiştiği Yer

“Cadde-i Kebir Sinemaları”ndan bir tanesi olarak, Emek’in tam karşısında yer alan Yeni Ar Sineması, 1943’te açıldı ve yıllarca uygun fiyatlı kovboy, Tarzan ve Japon korku filmleriyle bilindi. Sinepop’a dönüşmesi, Türkiye’de modern sinema salonculuğunun bir simgesiydi.

Ancak Demirören AVM’nin inşaatı, uzun bir çöküş başlattı; AVM sineması açılınca, Alkazar (2010) gibi, Sinepop için de kapanış kaçınılmaz oldu. (2012)

Melek Sineması
Melek Sineması

Melek / Yeni Melek Gösteri Merkezi: Aynaların Arasında Kaybolan Bir Salon

Atlas Sineması’nın arka sokağında, Anadolu Pasajı’ndan da girilebilen Melek Sineması 1954’te açıldı. Tabanı ve yanları aynalı olduğu için Aynalı Sinema da denirmiş… 

1960’larda filmler kadar yabancı şarkıcıların konserleriyle de ünlenmişti. Uzun yıllar boyunca sinema değil, gece kulübü olarak varlığını sürdürdü. 2004’te yeniden düzenlenip, Yeni Melek Gösteri Merkezi adını aldı; 2009’da festivalin hem salonu hem merkezi oldu. 2014’te kültür merkezi yapılmak üzere kapandı.

İstanbul’un anılarla donatılmış belleği olan bu salonlar, ya çeşitli restorasyon projeleriyle amaçlarının dışına çıkan mekânlar haline geldi ya da tamamen yok oldu. Kenti ve bu mekânları mesken edinmiş insanlarda, bir belleksizlik yaratan bu kararlar, orta yaş grubunu hayal kırıklığına uğratırken; etkisiz, tepkisiz ve duyarsız bir “yeni nesil”e de zemin hazırladı. Özellikle Beyoğlu, eskiden hem yabancı hem de yerli sinemanın kalbiyken, artık sadece bir eğlence merkezine dönüşmüş durumda.

Çevremizdeki dönüşüme tanıklık etmekle yetindiğimiz bugünlerde, artık kimi salon bir AVM, kimisi bir ayakkabı mağazası, kimisi de metruk halde. Sinemayı yalnızca eğlence olarak gördüğümüzde, temelinde sanat olduğu unutuyoruz. Sinema izleme etkinliğinin giderek yabancılaştırılmasıyla ve kültürünün de yok edilmesiyle de bu “restorasyonlar” şimdiden birçok değerimizi alıp götürmüş durumda.

Eski salonların hikayelerini okumak isteyenler için, gazeteci ve sinema yazarı Burçak Evren’in, Mart 1998’de Milliyet Yayınlarından çıkan, “Eski İstanbul Sinemaları-Düş Şatoları” adlı kitabını öneririm.

Kapanan diğer bazı salonlar: Beyoğlu Atlas, Elhemra, Majik, Saray, Lale.

YAZAR

Tüveyç Demir
Sanat Okur yazarı

Tüveyç Demir

Kadıköy Anadolu Lisesi'nden 2005’te mezun olmuştur. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü 2010 yılında tamamlamıştır. Edebiyat tarihi ve mezarlıklar üstüne çalışmaktadır. Yayımladığı Eserler: Kemal Râgıp Enson: “Oğlumla Başbaşa”, (2025), “Eğlence Şehirlerinde 60 Gün”, (2026).

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.