LEGO® ile Sanatın Buluşması: Sanatçılarla Söyleşi

Bu, Kızların Eseri, LEGO® Türkiye ( Fotoğraf: Başak Hürer )
Bu, Kızların Eseri, LEGO® Türkiye ( Fotoğraf: Başak Hürer )

Sanatın dönüştürücü gücü, oyunla birleştiğinde ortaya bambaşka hikâyeler çıkıyor. Contemporary İstanbul’un 20. Edisyonunda LEGO Türkiye iş birliğiyle hayata geçen bu özel projede, dört kadın sanatçının eserleri yalnızca sanatseverlerle buluşmakla kalmadı; SosyalBen Vakfı aracılığıyla Hatay’daki çocukların oyunla iyileşme yolculuğuna da katkı sundu. 

Gökçe İrten
Gökçe İrten

Başak Hürer: Eserinizde kırmızı daireler paylaşımı simgeliyor. LEGO® yapım parçalarından bir “arkadaşlık köprüsü” kursanız nasıl olurdu?

Gökçe İrten: Dışarıdan hiçbir gücün müdahale edemeyeceği ve egoların, güç savaşlarının, kötülüğün köprünün altından geçip de sulara karışamayacağı bir baraj köprü kurmak isterdim!

Başak Hürer: Sizce hayal kurmak ve inşa etmek arasında nasıl bir bağ var?

Gökçe İrten: Bence hayal kurmak inşa etmenin başlangıcı. Ne kadar özgür olabilirsek, ne kadar düşüncelerimizin arkasında durabilme cesaretini gösterebilirsek, o kadar güçlü oluruz. İnanmak başarmanın yarısıdır deriz ya, hayal kurmak da inşa etmenin yarısıdır 🙂

Başak Hürer: Atölyenizde LEGO® yapım parçaları hangi müzikle ritim tutuyor olurdu?

Gökçe İrten: Arada sakinleşip arada güçlenen bir ritim.

Başak Hürer: Demek istediğini çok iyi anlıyorum. Benim için bu, Jun Miyake’nin Lilies of the Valley eseri olurdu. Bana bir taraftan enerji ve ilham verirken bir taraftan da edindiğim ilhamı gerçekliğe dönüştürürken yaşadığım git-gel sürecini hissettiriyor.

Başak Hürer: “İnşa etmek” duygusunu tek bir tatlıyla anlatsanız hangisi olurdu?

Gökçe İrten: Eğer inşa etmeyi katmanların bir araya gelmesi olarak tanımlarsak sanırım baklava olur! 🙂

Eda Taşlı
Eda Taşlı

Başak Hürer: Eserinizdeki hayvan, sizin “yaratıcılık tarafınız”. Peki LEGO® yapım parçalarıyla bu hayvana bir özellik-özel güç ekleyebilseydiniz, ne olurdu?

Eda Taşlı: Hayvanımın LEGO® yapım parçalarıyla en büyük özelliği parçalara ayrılabilmek olurdu. Çünkü yaratıcılık bazen dağılmayı, sonra yeniden kurulmayı gerektiriyor. Ama bu yeniden kurulma hiçbir zaman aynı formda olmaz; her seferinde başka bir hayvan, başka bir biçim çıkar ortaya. Tıpkı insan ruh hali gibi… Bazen parçalanıyoruz, sonra yeniden toplanıyoruz, ama asla eskisi gibi değiliz. Her defasında farklı bir varlık oluyoruz ve her seferinde yeni versyonumuza doğru adım atıyoruz.

Başak Hürer: Sizce kız çocukları hayal ederken en çok hangi “küçük parçadan” güç alıyor?

Eda Taşlı: Kız çocukları en çok görünür olduklarını hissettikleri küçük parçadan güç alıyor. Yani ‘ben de varım, ben de yapabilirim’ duygusunu yaşatan parçadan… Ben çocukluğumdan beri hep kendime meydan okumayı sevdim. Yapamazsın dediklerinde daha da güçlendim. Küçük bir parçanın insana böyle bir ateş vermesi gibi… O parça bazen bir söz, bazen bir engel, bazen de sadece hayalin kendisi olabilir. Benim için çocukken bana hep kendini gerçekleştirmek için sabır gerektiği mesajını veren Karate Kid dizisindeki baş karakter olan Japon ustanın sabrı da öyleydi; küçük bir işaret, bir duruş, bir sabır hali, insana yıllarca yol gösterebiliyor. Kız çocuklarının güç aldığı parça da işte böyle: onlara sabır, direnç ve kendi varlığını hissettiren bir küçük kıvılcım.

Başak Hürer: Yaratıcılığınız bir hayvan olsaydı hangisi olurdu?

Eda Taşlı: Eda hayvanı yapardım.

Başak Hürer: Bunu aslında biraz açarsam daha iyi olur. Sen, hayvan yaratım sürecinde gerçek hayvanların belli unsurlarını kullanıyor olsan da bütüne baktığımızda yeni bir varlık yarattığını görüyoruz. Bu canlı, seni bazen kulaklarıyla, bazen kuyruğuyla güldüren, senin ilham üreten yönünü tetikleyen ve gösteren bir imge olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden de aslında aramızda, Eda hayvanı kavramı yeni bir literatürü, yeni bir hayvan betimini ifade ediyor.

Başak Hürer: LEGO® yapım parçalarından  devasa bir şey yapabilseniz, onu nereye koymak isterdiniz?

Eda Taşlı: Dev bir orman yapmak isterdim, içinde Eda hayvanları, Eda bitkileri koyar orada onlarla bir hikaye anlatırdım, belki kamp yaparlardı belki de ideallerini aramaya, avlanmaya çıkmış karakterler koyardım. Bir film kesiti gibi ama filmin sonunu her bir seyirci kendisi belirleyecek. İnteraktif bir çalışma olurdu. Kinetik parçalar da yerleştirirdim. Yerleştirmenin trajikomik bir senaryosu olurdu.

Selin Tahtakılıç
Selin Tahtakılıç

Başak Hürer: Eserinizdeki ev, geçmiş ve gelecek arasında bir köprü kuruyor. LEGO® yapım parçalarıyla kendi evinizi yeniden inşa etseniz hangi detay asla eksik olmazdı?

Selin Tahtakılıç: Baca kısmını eksik etmezdim sanırım. Çünkü baca benim için dışarıyla kurduğum bağlantı noktasını temsil ediyor. Bir ev figürü çizmişsem mutlaka bir baca da ekliyorum. İçerde birikenleri dışarıya taşıyan, görünür kılan bir kanal.

Başak Hürer: Bu aslında The Demon Barber of Fleet Street eserindeki baca alegorisini anımsattı bana. Dışarıdan çok iyi görünen bir berber ve fırıncı kadın var. Berber ustaca tıraş yapabiliyor ve varlıklı insanları çok iyi tıraş ediyor ama aslında fakir, yokluğunu kimsenin fark etmeyeceği insanları kesip biçiyor, fırıncı da bu insanların etinden yemekler yapıyor. İkisinin de yaptığı iş dışarıdan harika görünse de bacadan çıkan dumanlar, onları bazı kimselerin gözünde ele veriyor.

Başak Hürer: Kız çocuklarına “her zaman yeniden başlama gücü” vermek istiyorsunuz. Siz en son neyi yeniden inşa ettiniz?

Selin Tahtakılıç: En son hayatımda köklü bir değişiklik yapıp Berlin’e taşındım. Başta İstanbul’da kurduğum düzeni bulamam çevre edinemem iş yapamam diye korkuyordum. Çünkü İstanbul’da bu düzenim çok güzel oturmuştu ve başka bir ülkede her şeye sıfırdan başlamak ürkütücüydü. Son bir buçuk yılıma bakınca bu korkuların yersiz olduğunu, gittiğim her yerde aynı düzeni hatta daha iyisini kurabileceğimi yaşayarak görmüş oldum.

Başak Hürer: LEGO® yapım parçalarıyla evinizi kursaydınız bacasından nasıl renkli hayaller çıkardı?

Selin Tahtakılıç: Kesinlikle pembe parçalar çıkardı. Pembenin her tonu, belki biraz da turkuaz.

Başak Hürer: Çocukken oyununuzda kullandığınız en “acayip ama en sevdiğiniz” malzeme neydi?

Selin Tahtakılıç: Acayip bir malzeme mi bilmiyorum ama babam eskiden pasta malzemeleri satardı ve yurt dışından getirdiği ufak pasta figürleri vardı. 101 dalmaçyalı, pamuk prenses ve yedi cüceler, Mickey ve Minnie, Furby modelleri vardı ufacık. Onlarla yıllarca oynadım. Her yere götürürdüm.

Ece Ağırtmış
Ece Ağırtmış

Başak Hürer: Çocukluk kedileriniz Maviş ve Madam’ı eserinizin merkezine yerleştirmişsiniz. LEGO® yapım parçalarıyla onlara bir “kale” kursanız nasıl olurdu?

Ece Ağırtmış: Onların en güvende hissedebileceği ve tüm sağlık ihtiyaçlarını karşılayabileceğim bir kale inşa etmek isterdim; çünkü çocukken bulduğum her kediyi iyileştirmeye, beslemeye ve korumaya çalışırdım.

Başak Hürer: Kendi yolunu inşa etmek isteyen kızlara tek bir cümleyle ne söylemek isterdiniz?

Ece Ağırtmış: Başkalarının çizdiği sınırları değil, kendi temellerinizi atın.

Başak Hürer: Çocukluğunuzdaki “hayali kale”nizin LEGO® dünyasından esinlendiğin versiyonunda olmazsa olmaz üç detay ne olurdu?

Ece Ağırtmış: Kalenin gardiyanları olan Maviş ve Madam’ın portreleri, bana ev hissiyatını çağrıştıran ekose deseni ve hep oyun oynadığım balkonları.

Başak Hürer: Bir İzmir’li olarak balkonun aslında bir kültür olduğunu çok iyi bilirim. Çünkü, sadece mimari bir alışkanlık değil, bize özgü bir yaşam felsefesi barındırır bu mekan. Toplum içinde olmak ve mahremiyet ilişkisini en iyi yansıtan yer olduğunu düşünüyorum.

Başak Hürer: Eserleriniz bir çizgi film karakteri olsaydı kim olurdu?

Ece Ağırtmış: Vicky the Viking. Hatırladığım kadarıyla ilk bakarak çizmeye çalıştığım çizgi film karakteri aynı zamanda.

“Bu, Kızların Eseri”
LEGO® Türkiye Sanatçılarına Genel

LEGO yapım parçalarından kendinize bir süper kahraman kostümü yapabilseniz, hangi özelliğe sahip olurdu? 

Ece Ağırtmış: O anki ihtiyaçlarıma göre şekil değiştiren bir kostüm olabilirdi. Kedi mama kabı, araba, kutu, bisiklet olabilmesi gibi mesela.

Selin Tahtakılıç: Her renkte sınırsız LEGO® yapım parçası üretebilen bir kostüm olmasını isterdim. Ben de bu parçaları gittiğim her yerde çocuklara dağıtırdım.

Eda Taşlı: Zamanı durdurabilmek isterdim. Parmaklarını birbirine dokundurunca zamanı donduran “Bu Dünyanın Dışından” (orijinal adı “Out of this World”) dizisinde Evie  diye bir karakter vardı, onun gibi parmaklarımın ucu sihirli olsun isterdim. Belki parmak uçlarımın rengi azıcık pembe olabilirdi.

Gökçe İrten: Doğayla bütünleşen bir kostüm hayal ettim. Toprak altından her bitki ve canlı ile iletişime geçebilen bir süper kahraman olmak isterim. Doğa Ana gibi 💙

Siz çocukken LEGO yapım parçaları ile oynarken hangi hayali kurardınız?

Ece Ağırtmış: Hep dev bir robot yapmak isterdim çocukken.

Selin Tahtakılıç: LEGO® setleri ya da yapım parçaları ile oynarken hep daha fazla  parçam olsun daha büyük şeyler inşa edeyim isterdim. Bendeki parçalar ne kadar çok olsa da hiç yetmezdi 🙁

Gökçe İrten: Hayallerimi hatırlamam çok mümkün değil ama LEGO® yapım parçaları  bana öylesine bir parça birleştirme ve yapılandırma zihni kattı ki, güncel çalışmalarımda da bu yapıp bozma oyunundan vazgeçemiyorum. Benim için hala her şey bir oyun!

Çocukken inşa edip yıkmaktan asla bıkmadığınız şey neydi?

Ece Ağırtmış: Koltuk minderlerinden yaptığım ev ve peluşlarım.

Selin Tahtakılıç: Saatler sürse de ev yapmayı her odasına ayrı özendiğimi, hatta her seferinde arkadaşıma oyun oynamaya gittiğimde annemin gitme saatimiz geldi uyarısına rağmen hala evin inşaasını bitirip asıl oyuna geçemediğimizi hatırlıyorum. Çocukken oynamayı en sevdiğim oyunlardan bir diğeri de Sims’di mesela, orada da evi inşa etmekten oyun kısmına geçemezdim.

Eda Taşlı: Çocukken değil ama heykel bölümünde ilk ögrencilik yılımızda çamurdan nü model çalışırdık ve birebir boyutunda olurdu bu heykeller. Butun ayrıntısına kadar, gerçekçi bir şekilde çalışırdık, notumuzu aldıktan sonra o çamuru yıkıp başka bir modele geçerdik. Yani yıkmayı ve o işe veda etmeyi öğrendik.

Gökçe İrten: Kötü yaptığım şeyler! 🙂

Eğer LEGO® yapım parçaları ile Contemporary Istanbul’da dev bir enstalasyon yapacak olsaydınız, nasıl bir şey inşa etmek isterdiniz? 

Ece Ağırtmış: Muhtemelen yaptığım işin daha büyük bir versiyonunu yapardım. Fakat sadece çocukların ve hayvanların girebildiği bir kale olurdu bu.

Selin Tahtakılıç: Bir labirent tasarlayıp, insanların içeri girip dolaşabilecekleri, dışarı çıkmak için bazı bulmacalar çözmelerini gerektiren bir deneyim alanı oluştururdum ve bu vesileyle insanları birkaç dakikalığına da olsa günlük hayattan uzaklaştırabilmeyi isterdim.

Eda Taşlı: Aslında bu sorunun cevabını önceki bir soruda da vermiştim. Dev bir orman yapmak isterdim; içine Eda hayvanları, Eda bitkileri koyar orada onlarla bir hikaye anlatırdım, belki kamp yaparlardı belki de ideallerini aramaya, avlanmaya çıkmış karakterler koyardım. Bir film kesiti gibi ama filmin sonunu her bir seyirci kendisi belireyecek. İnteraktif bir çalışma olurdu. Kinetik parçalar da yerleştirirdim. Trajikomik bir senaryosu olurdu bu heykel yerleştirmesinin.

Gökçe İrten: İçine girilebilen bir oda inşa etmek isterdim sanırım. Hatıralar odası. İçindeki kinetik heykellerle, içeri giren kişi için çocukluğu ve oyun oynamanın huzurunu hatırlatacak bir yapı.

Disiplinleri farklı olsa da duygularında ortaklaşan bu dört değerli kadın sanatçıyı bir araya getiren bu projenin bir parçası olmak benim için ayrıca kıymetliydi. Sanatın, oyunun ve dayanışmanın aynı çatı altında buluştuğu bu yolculuk, bana bir kez daha kolektif üretimin gücünü hatırlattı.

YAZAR

Başak Hürer
Sanat Okur yazarı

Başak Hürer

Başak Hürer, sanat tarihçisi, sanatçı menajeri ve sosyal medya yöneticisidir. 1997 yılında İzmir’de doğmuştur. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Sanat Tarihi alanında tamamladıktan sonra kariyerine sanat danışmanlığı yaparak devam etmiştir. Günümüzde Eda Taşlı ve Umut Yalım gibi sanatçıların…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.