Miami Sanat Haftası Fuarları: Pinta

Miami Sanat Haftası Fuarları: Pinta
Miami Sanat Haftası Fuarları: Pinta

Her yıl Miami Sanat Haftası’nın yoğun takvimi içinde onlarca fuar, yüzlerce etkinlik, binlerce yapıt birbirini gölgelerken; Pinta Miami’nin Latin Amerika merkezli kimliğiyle kendine özel bir alan açmayı başarmasını dikkat çekici buluyorum. 2007’de New York’ta doğan fuar, 2014’te Miami’ye taşındığından bu yana yalnızca bölgesel bir sanat vitrini değil, kültürel bir nabız ölçer işlevi görüyor. Latin Amerika sanatının küresel sanat piyasasındaki ikincil konumuna meydan okuyan bir sahne yaratması, onu Art Basel Miami Beach gibi devlerin gölgesinde bile özgün kılan unsurların başında geliyor.

2024’te gerçekleşen 18. edisyonunda fuar, 14 ülkeden 45 galeriyi ağırladı. Çağdaş sanatın bilinen isimlerinden genç kuşak deneysel üreticilere kadar geniş bir yelpazede temsil edilen sanatçılar, The Hangar’da 16.500’den fazla ziyaretçi ile buluştu. Fuarın küratöryel yapısı da dikkat çekiciydi: MAIN bölümü güçlü galerileri bir araya getirirken, RADAR keşif odaklı bir alan yaratıyor; NEXT ise genç sanatçıları ve alternatif üretim biçimlerini görünür kılıyordu. Bu yapı, fuarı yalnızca bir pazar alanı olmaktan çıkarıp Latin Amerika sanatının sosyo-politik ve kültürel dinamiklerini anlamaya yönelik kapsamlı bir platforma dönüştürdü. 19. edisyon, bu yıl 4–7 Aralık tarihlerinde aynı alanda izleyicilere açık olacak.

Latin Amerika sanatının tarihsel olarak taşıdığı ağırlık [sömürgecilikten askeri diktatörlüklere, kitlesel göçten kimlik mücadelesine kadar] Pinta’da her yıl farklı biçimlerde yeniden yüzeye çıkıyor. Fuar, ağır tarihsel yükleri çağdaş görsel dillerle birleştiren bir üretim çeşitliliğine ev sahipliği yaparak, seyirciye hem geçmişle hesaplaşma hem de geleceğe yönelik bir öngörü deneyimi sunuyor. Bu yönüyle fuar, Latin kültürlerinin sanat aracılığıyla hafızayı nasıl yeniden kurduğunu göstererek, canlı bir arşiv niteliğindeki kavramsal çerçeveyi adeta bir lens gibi ziyaretçiye takıyor.

Pinta’nın diğer etkinlikleri, Lima [Peru] ve Buenos Aires’te de dikkat çekici platformlarla kendini gösteriyor. Pinta Lima, Latin Amerika’nın çağdaş sanat üretimlerinin bölgesel bağlamını vurgulayan bir fuar olarak konumlandırılmış. Etkinlikler, hem yerel sanatçılar hem de Latin Amerika diasporasının üretimleri için bir sahne işlevi görüyor. Bu yaklaşım, PL’yi bir sergi noktası olmasına ilaveten, Latin Amerika sanatının canlı ve eleştirel bir laboratuvarı hâline getiriyor. Buenos Aires’teki [Arjantin] BAphoto ise kıtanın en prestijli fotoğraf fuarlarından biri kabul ediliyor. 2005’ten beri düzenlenen etkinlik, bölgedeki galeriler, sanatçılar ve koleksiyonerler için bir odak noktası. Fuarda [Miami’deki segmentasyona benzer biçimde] Open File, Fuera de Foco ve Özel Projeler gibi bölümler, hem belgesel ve arşivsel yaklaşımları hem de genç fotoğrafçıların deneysel üretimlerini görünür kılıyor. Buenos Aires’in kültürel altyapısı, BAphoto’yu yalnızca ticari bir fuar olmaktan çıkarıp, fotoğraf sanatının tarihini, belleğini ve güncel yönelimlerini aktaran bir platforma dönüştürmeyi amaçlıyor.

Florida’ya dönecek olursak; Miami’nin Latin diaspora topluluklarıyla kurduğu güçlü bağlar, fuarın etkisini daha da pekiştirerek; şehirde yaşayan devasa Latin nüfusu, Pinta’yı bir görünürlük ve temsil alanı olarak sanat haftasına yerleştiriyor. Bununla birlikte sanat profesyoneli profili de birçok [parti ortamı yaratılmaya çalışılmayan] fuar gibi geniş. Küratörler, koleksiyonerler, sanat tarihçileri ve bağımsız yazarlar her yıl fuarı yakından takip ediyor. Satış başarısının fuar sonunda neredeyse tüm galeriler tarafından teyit edilmesi, Pinta Miami’yi yalnızca kültürel değil, finansal anlamda da ciddi bir oyuncu hâline getirmiş.

Küresel sanat piyasasında kimlik, kültürel miras ve temsil üzerine yürütülen tartışmalar hız kazanırken, Pinta Miami de bu konuşmanın en önemli duraklarından biri. Latin Amerika sanatını folklorik veya egzotik bir kategoriye sıkıştırmak yerine, onun çağdaş atılımlarını, kavramsal uzantılarını ve çağdaş estetik hassasiyetlerini görünür kılması, fuarı eleştirel anlamda daha değerli bir pozisyona yerleştiriyor. Elbette bu hafta boyunca incelediğim diğer çoğu fuar kadar, dekoratif ve satış odaklı galerici bakış açısının; diaspora aktivizmini gölgelemediğini söyleyemem. Hikâyelerin aktarımında her zaman galerinin, küratörün üretimi nasıl konumlandırdığı, bağlamın izleyiciye hangi belge ile hangi formda/formatta aktarıldığı [operasyonel başarıyı gerçekleştiren ya da sabote eden] en önemli unsur.

Yani kişi, fuarı iki şekilde deneyimliyor; 1) Latin Amerikan kültürünün görüldüğü gibi fikirleri, dertleri ve değerleri var, projelerin arka planına/üretime bu şekilde yansımış. 2) Katılan sanatçılar Latin Amerikalı ve bu eserleri üretmişler. Aslında fuarda yer alan kavramsal yapıtları saymazsak, gözlerim [çağdaş sanat dilinin küreselliği sebebiyle] burada farklı bir üretim dili olduğunu söylemiyor. Bilakis fuar, sanat haftası etkinliklerindeki ana akım görsel dil ile son derece uyumlu. Kültürel farklar, üretim biçiminden ziyade renk paletlerinde ve eserlerin temasında ortaya çıkıyor.

Networking için ayrılan yerler gayet ferah, bahçeye dönüştürülmüş bir alanda yer alıyor; amaca odaklı, güzelce izole edilmiş, sıkılmıyorsunuz. Hangarda düzenlenmesi, bazı eşzamanlı fuarların basık tavan hissini unutturuyor. Eser metinleri çok detaylı diyemesek de yeterli; önceki yazılarda detaylarını anlattığım durumla yine karşılaştım. Bazı yapıtları diğerlerinden daha etkili bularak galerilere bilgi talebinde bulundum. Galeriler de e-posta ile dönerek; eser fotoğrafı, sanatçı adı, eser adı, yıl, boyut, teknik bilgileri ilettiler. Aynı bilgiler zaten sergi alanında eser yanındaki metinlerde verildiği için [ben de fotoğrafını çektiğimden], sanatçı bilgisi [web’de yer alanların dışında galerilerde bulunan] ve yapıtların küratoryel metinleri yine bana ulaşmamış oldu. İlaveten, Pinta’nın uluslararası bir fuar olması açısından, katılan galerilerin web sitelerinde mutlaka İngilizce seçeneği bulunmak zorunda. Küratoryel anlamda da bu sorunla hem fuarda hem de ABD’de ziyaret ettiğim bazı diğer galerilerde sıklıkla karşılaştım. Sanatçı, çalışmayı İspanyolca metinlerle üretmiş/tamamlamış, galeri de hiçbir bağlam/açıklamaya yer vermeden gözlemciye sunmuş. Bireyin dikkat süresi zaten son derece kısıtlı; bazıları fuara renkli çalışmaların önünde fotoğraf çekilmeye, bazıları insan görmeye ve görülmeye, bazıları sosyalleşmeye, trendleri takip etmeye, bazıları da güncel sanatı incelemeye geliyor. Bu ortamda internet bağlantısının sağlıklı, izleyicinin meraklı, Google Translate’in aktif biçimde kullanılacağını hayal etmek absürt. Ben Türkçe yazıyla eserimi tamamlarım, bir başka sanatçı Yunanca yapar, başka biri Rusça… derken bakmışsınız yapıt dilini bilmeyen ziyaretçi, çalışmayla etkileşim sağlayamadan uzaklaşmış. Fark ettiniz mi? Hikâyesini anlatmaya uğraşması için yaratılmış bir yapıt, galeri/sanatçı koordinasyonsuzluğu ve biraz da vizyonsuzluk yüzünden anlaşılamayıp gitti. Galeri, kısmen kârlı çıkabilen taraf, zira dekoratif yapıtlar zaten anlamından uzak sunuluyor; sergi alanında ya da koleksiyoner evinde o bağlam bir şekilde zayıflayacak veya yok olacak.

Sosyolojik örüntülere dikkat eden biri olarak, Türkiye’den taşındıktan sonra ABD’de gözüme çarpan birçok kalıp oldu. Biri de, ayrımcılığı bitirmeye çalışırken; ayrımsız bir Amerikan kimliğinin dışında kalmak istenmesiydi. Yani ülkede Asyalı, Latin, Siyah ve diğer birçok kimliğe karşı ayrımcılık bitsin deniyor ama bu kimlikler kendilerini; makro/ayrımsız kategoriler yerine alternatif diğer/mikro/ayrıştırılmış kategorilerde tanımlamaya devam ediyorlar. Topluluklar, Amerikan kelimesine [kıta değil ülkeyi kast eden], o kadar güvenmiyorlar ki, ülkedeki ırksal tanımlamalarda yer alsa dahi; kendi gruplarının içine sokmaktan imtina ediyorlar. Birlik ve/veya entegrasyon, kolonici egemen kültürün kalıntılarının etkisiyle burada ‘asimilasyon’ zannediliyor. Tabii zemindeki kavram/anlayış farklılıkları da konuyu kavramayı güçleştiriyor. Amerikalılar, ülkeleri çeşitlilik odağında kurulduğu için Avrupa tipi ulus-devlet anlayışını, göç politikalarının nüfus üzerindeki dönüştürücü etkisini anlamakta/varlığını algılamakta güçlük çekiyor; Avrupalı ve Asyalılar ise ABD’deki mikro kimliklerin neden üst kimliklere yükselmediğini anlamlandıramıyorlar. Sanata döndüğümüzde ise, her koleksiyonerin evine, duvarına uyum sağlayabilecek geometrik biçimli ve/veya salt dekoratif tabloları sergi alanında gördüğümüzde, fuar sosyo-politik, kimlik merkezli yapısını kaybederken; sanatçının dertlerinin, geçmişinin, hikayesinin tatmin edici anlatımıyla aktarıldığı eserlerde konumunu sağlamlaştırıyor.

Günün sonunda Pinta, sanat haftasının kalabalığında; oldukça keyifli, Latin Amerika’nın görsel, politik ve kültürel hikâyesini güncel bir dille yeniden kuran bir anlatı alanı olarak her edisyonda daha fazla önem kazanırken; izleyiciye yalnızca sergilerle değil, arka plandaki kültürel katmanlarla da tartışma alanı sunuyor. Bu yönüyle fuarı, okunacak, analiz edilecek ve takip edilecek bir etkinlik olarak görmek gerekiyor.

YAZAR

Erhan Us
Sanat Okur yazarı

Erhan Us

Kavramsal sanatçı, yazar, küratör. Marketing çalışmaları ve 12 STK başkanlığına istinaden uluslararası onur nişanlarına ve A.D.1644 CEO’su olarak en iyi dijital ajans ödüllerine layık görüldü. Eserleri 30'a yakın ülkede sanatseverlerle buluştu. Marka yönetimi ve sanat üzerine 4 kitabı,…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.