2025 Miami Art Week’e iki aydan az zaman kalmışken, geçen yılın etkinliklerine bir göz atalım. Scope 2024 VIP Önizleme için kapılar açıldığında sahne, müzik için hazırlık aşamasındaydı. Videodan da takip edebileceğiniz gibi, Yinka Ilori Mbe’nin giriş alanını kaplayan ‘Beni neşe ile yukarı kaldır’ eseri Sapphire Reserve sponsorluğunda dikkat çekiyordu. Aynı hafta gerçekleşen diğer birçok fuarın aksine, başarılı yönetilmiş; ne rahatsız eden ne de boş hissettiren bir VIP önizlemeydi. Ferah bir alan, profesyonel kurulum, özenli yerleşmiş galeriler.
Video art çalışmaları fuarlarda görmek, sanatçı olarak beni gururlandırıyor. Çeşitliliğin yapıtlar/disiplinler bazında artması ve izleyicinin eserleri duvara asılan şeylerden ya da kaideler üzerinde duran minik heykellerden ibaret sanmasını sonlandırmak adına harika bir adım. Tabii satış odaklı galerilerin bunu yaparken, video olmayan eserlerin satılacağından ya emin olması ya da pek umursamaması gerekiyor.
Open Editions standı ile sanatçıların sınırlı sayıda olmayan, sonrasında da ne kadar daha üretileceği belirsiz eserlerini ve hatıralık ürünleri satışa açan Scope, bunu yapan tek sanat fuarı değil. Sadece ilginç bir his, Washington DC’de bir müzede gördüğüm metal heykellerin bir edisyonu standda asılı, altında da satılık tshirt ve magnetler.
WhiteWalls x CoinDesk işbirliğinde ekranların sanat eserine dönüştürülmesi fikri kripto varlıklarla harmanlanarak ilk yaratmış gibi görünse de, teknoloji firmalarının renkleri göz alıcı tasarımlara/videolara sıklıkla sponsor olup onları duvarkağıdılaştırması sıklıkla yaşanan bir sorun. Dünyada bilinen Türk sanatçıların da bu tuzağa düşmesi, kendilerine iyi bir kariyer yolu yaratsa da eser içeriğini ancak zayıflattı.
Zemini değiştirilmiş standlar her zaman favorimdir, kum, taş, boyanma yoluyla bunu sağlayan galerilere, klişelerden uzaklaşmaları adına minnettarım. Fuze’da da durum bu şekildeydi. Heino Schmid’in ahşap, kil, kömür ve kâğıt işleri mekanla harika bir uyum oluşturmuştu [29:10]. Benzer deneyimler, birkaç eserin bir yerde sergilenmesinden çok, mekanı dönüştürme —mekana özel yerleştirme— olarak kategorilendirilir. Yalnız örneğimizde, mekan dönüşmeye başlamış ancak bağlam bilgisi sağlıklı sunulmadığından seyirci nezdinde tamamlanmamıştı. Eser künyelerinin önemi yine karşımıza çıkıyor, verilen bilgi sadece sanatçı adı, yıl, teknik, boyut ile sınırlanmış. Fuar sunumunda kurumların satış odağı, hikayeyi çoğunlukla siler. Konuştuğumuz spesifik örnekte ise hikaye aktarılmadığında deneyim bloke olmuştu. Akabinde başka bir sorun galeri ve sanatçıyı bekler: aşırı yorum [overestimation]. Aşırı yorum, farklı donanım ve sosyo-kültürel deneyimlerle yetişmiş insanlarda, kahve falı bakma benzeri bir deneyim yaratır. Eser, hikayesini konumlandıramaz.
Sanatçılar; eğer yeni bir Hokusai olmayacaksanız ya da bambaşka bir bakış açısı/teknik/deneysellik getirmiyorsanız lütfen manzara, dalga, denize çizmeyin. Biliyorum duayen dediğiniz insanlar da at, balık, köpek resimleri ile yıllarca sektörü domine etti ama klasik figüratif çizgilerse, bu içeriklerden kaçının.
Bilgisayara bağlı cihazlara kalem entegre edilerek ARTXCODE standında üretilen ve sergilenen çizimler, sanatçı kavramının nerede başladığını ve nerede bittiğini umarım izleyiciye yeterince düşündürmüştür. Yine bağlam ve açıklama ihtiyacımız var. Fuar düzeninde basılı evraklar çok hızlı tükenir ve gelen izleyicinin bir kısmına bilgi sağlanıp, bir kısmına sağlanamaması sorunu yaşanır. Yoğunluk içinde galeri görevlileri de [bu büyüklükte standlarda genellikle galeri başına 1–2 kişi] uzun konuşmalar yaparken izleyici, merakını gidermek için de olsa çoğunlukla konuşmayı bölmez ve eser bilgisi verecek kişi, görevini tamamlayamamış olur. Kendi yeterliliğini sağlamak için ya da deneyimi minimalist tutmak için alanı QR kodsuz ya da metinsiz bırakmak böyle boşluklara sebep olur. Yine de fuar genelinde başarılı bir QR kod kullanımı gerçekleşti diyebiliriz.
Amnesty International USA sponsorluğunda Cassandra Mayela Allen çalışması olan ‘İnsanlığın İplikleri’, yerlerinden edilen Venezuelalı göçmenler tarafından bağışlanan kumaşların işlenmesi ile esere dönüşerek, yüzlercesinin hayat hikayesine dikkat çekiyordu. Kendileri ile tanışıp, kendi eserlerimdeki fikirlerin 30’dan fazla ülkede suç unsurları içerdiğini duyduklarında oldukça şaşırdılar. Dini uygulamaların eleştirileri, yasaların eğilip bükülerek ya da keyfi uygulandığı ülkelerde ‘dini değerlere hakaret’ veya politik içerikler otokratik uygulamaları ifşa ettiğinde ‘parlamento/devlet güç unsurlarının aşağılanması’ suçlarını sabitliyor. Bu doğrultuda utanç verici şekilde sanatçıların, müzisyenlerin, karikatüristlerin, sunucuların hapsedildiğini hatta bazı ülkelerde öldürüldüğünü görüyorsunuz.
Japon çay kültüründen ilham alan, Çay Odası sanat kolektifinin ‘Her Anında Yaşam Gücü’ adlı performatif yerleştirmesi büyük ilgi gördü. Oturmadan önce ilgili galeriden kayıt yapılmasını gerektiren eser, 200.000 etikete sahipti.
Söylemeden geçemeyeceğim; sevgili galeriler, standınızı aynı sanatçının fazla sayıda eserine öylece teslim etmeyin, özellikle görsel dilde süreklilik varsa. Bir çakmağın sadece farklı renklerini satıyorsunuz gibi görünüyor. Mutlaka yapılması gerekiyorsa, edisyon/versiyonları stok odasında tutar, diğer sanatçıların çeşitli işlerine kalan alanda yer verirsiniz.
Bazı denklemler vardır, ki onlardan çok yüksek istatistiklerle olumlu sonuç alırsınız. Spiritüel içerik+renkler+mistik obje bu denklemlerden biridir. Kurukafalı çalışmalar ise hep ilgi çeker, sanat dünyasında ‘satış garantili’ diye düşünülen nesneler arasındadır. Özellikle de Marcos Alvarado’nun yaptığı gibi spiritüel motiflerle birleştirilip heykelleştirilmişse.
Yazı bazlı sanat örneklerinden başarılı bir seriye David Lusk Gallery’de rastladım, John Salvest’in Omnia Vanitas [hepsi boşuna] serisi [39:58]. Farklı alfabeler kullanarak, imha edilmiş kâğıtların siyah/beyaz alanlarının hizalanması ile yazılmış ‘all in vain’ metinleri, yine kâğıt üzerine konumlandırılarak çerçeve ile sunulmuş. Benzer çalışmalar, hem fuarların amacı olan satış hacmine ulaşabilecek potansiyele sahip olması, hem de insanlara [parlak ve renkli şeylere tepki veren] balıklar muamelesi yapmaması adına dikkatimi çekti, keyifle izledim.
Prag’dan katılan The Chemistry Gallery ev sahipliğinde sergilenen Pavel Dušek’ın deneysel hatta yer yer brutalist renklendirilmiş çalışmaları aklımda kalacak yapıtlar arasında. Arka planın bir kesit halinde mor kumaş ile kaplanması, fuarda küçük bir dokunuş olarak görünse de, büyük bir sunum farkı yaratmış. Bu gibi standlarda, ortalama izleyici için —hikayesini bilmediği— bir eser, sunum avantajı ile öne çıkabilir, alıcılar içinse karar değiştirici görev görebilir. Dolayisiyla arka plan veya zemin eğer bir küratoryel unsur değilse —çıkardığınızda bağlamı değiştirmiyorsa— eserleri izlerken onları farklı mekanlarda hayal etmek önem taşır.
İngiltere’den katılan Lucy Sparrow’un kumaş kullanılarak yeniden yaratılmış manav çalışması [49:00] oldukça göz alıcıydı. Mantar, armut, muz, havuç, soğan, ve onlarca meyve/sebze kumaş eserlere çeviren sanatçı, yukarıda bahsettiğim denklem konseptlerinden yineleme+renk+büyüklük olanını kullanarak bu ilgiye ulaşmıştı. İki boyutlu, tablolaştırılmış versiyonların da bulunduğu standda satış ve dekorasyon, [doğal olarak] serinin üretilme sebebinin önüne geçmişti.
Bir yandan da müzelerde sınırlı eserlerini gördüğüm sanatçıların genel sanat pratiklerini bütün bir şekilde, daha çok eserde görmek tamamlayıcıydı.
Dışarıda, kum alanda da [hava şartlarına dayanıklı] eserler yeterli aralıklarla yerleştirilmiş olsa da; içeriyi gezerken [ve özellikle açılışa/sosyal atmosferi görmeye gelmiş bir izleyicinin] dışarıyı görme gereksinimi duymaması oldukça muhtemel. Bireysel ve grup halinde gelen ziyaretçilerin gezerken gösterdikleri davranış biçimleri farklı olduğundan, sıradışı yönlendirmelere daha fazla ihtiyaç duyulur. IKEA’da gördüğünüz türden yer işaretçileri/oklar, bu alanda verimli dolaşım sağlanması için son derece etkili olabilirdi. Fuar organizasyonlarında sıklıkla kullanılması, fuar sonu istatistikleri ve deneyilerde ciddi farklar yaratacaktır.




