Rugül Serbest ve Seçil Büyükkan İle Mixer Sergileri Üzerine Söyleşi



Mixer, 27 Kasım’dan itibaren ana galeri mekanında Rugül Serbest’in “Kendimin Ormanında” başlıklı sergisini ve proje odasında Seçil Büyükkan’ın “Kendime Doğru Bir Adım” başlıklı sergisini sanatseverlerle buluşturuyor. 8 Ocak 2022 tarihine kadar devam eden her iki kişisel sergi için, sanatçıları Rugül Serbest ve Seçil Büyükkan’a merak ettiğimiz soruları yönelttik.

Keyifli söyleşinin kolaylaştırıcı ismi Zeynep Bolat’a teşekkür ederiz.

Keyifli okumalar…

(Her iki sergiyi de sanal ortamda deneyimlemek için buraya tıklayınız.)

Rugül Serbest | “Kendimin Ormanında” Sergisi Üzerine

“Kendimin Ormanında” başlıklı serginizin çıkış hikâyesi nedir? İzleyiciyi ne bekliyor?

Hepimiz bir bedene sahip olarak yaşadığımız dünyaya geliyoruz ve “kendimiz olmak” dışında deneyimleyebileceğimiz bir şey yok. Sadece kendi bedenim üzerinden “şeylere” erişebiliyorum. Bu sınırlı bir perspektif. Ben de resimlerimde bu sınırlı perspektifi aşmaya çalışıyorum. Bir başkası gibi düşünmek, bir başkası gibi hissetmek nasıldır, bunları sorguluyorum. Yaşadığım, hissettiğim duygu durumlarını kendi bedenimde canlandırıyorum, kısaca “o” oluyorum. Başka insanları sorgularken “dünyada olmayı” sorgulamaya başladığım bir döneme girdim. Dünyayı anlamak için de doğaya, bitkilere bakmamız gerek. Çünkü bunun sebebi ‘dünyayı yapanın’ onlar olmasıdır. Bitkiler dokundukları her şeyi yaşama dönüştürürler; maddeleri, havayı, güneş ışığını kullanarak geri kalan canlılar için bir yaşam alanı, bir dünya kurarlar. Dünyaya, edilgen gibi görünüp aslında hiç de edilgen olmadan bütünlükleriyle katılırlar. Bitkiler, sadece var kalarak, kımıldamadan ve hareket dahi etmeden, dünyayı toptan değiştirirler. Ben de bir bitki gibi olmak istedim, bitki gibi hissetmek… Köklerimle toprağın derinliklerine kadar inmek, yaşamın gizemli kaynağına karışmak istedim. Böylece “Kendimin Ormanı” oluşmuş oldu.

Sanatçı kimliğinizden ve sanat pratiğinizden bahseder misiniz?

Resimlerimde kendi yüzümü ve bedenimi model olarak kullanıyorum. Ama hiçbirini otoportre olarak tanımlamıyorum. Çünkü kendi bedenim üzerinden etkilendiğim, hissettiğim duygu durumlarını yansıtıyorum. Yapacağım şey ne ise, kılık değiştirmeden “o” oluyorum. Hissettiklerimi en iyi bu şekilde ifade edebileceğimi düşünüyorum. Bu çok yoğun bir duygu sürecini gerektiriyor. Yapacağım bir resmi önce zihnimde tasarlıyorum. Sonrası heyecan verici bir bekleyiş ve heyecan verici bir süreç. Çoğu zaman da sancılı bir süreç. Hayal ettiğim ve ortaya çıkan sonuç her zaman aynı olmuyor, yani yapacağım bir resim bana da sürpriz oluyor. Yaparken değiştirmeyi ve dönüştürmeyi seviyorum. Bazen resim beni yönlendiriyor, resmin beni yönlendirmesine izin veriyorum. Tekniğim ve renk seçimim de zaman içerisinde değişti. Bilinçli yaptığım bir şey değil aslında. Sadelikten yanayım ve bana göre bir renk diğer bir rengin önüne geçmemeli diye düşünüyorum. Aşırı olan her şey beni itiyor.

Sergi üretim süreci nasıl geçti? Süreç içinde motivasyon kaynaklarınız neler oldu?

En önemli motivasyon kaynağım “dünyada olmak”. İçinde yaşamamıza karşın sürekli unutmaya meyilli olduğumuz dünya… Dünyada olduğumuzu hissetmek için de doğaya çıkmak gerek. Doğayı gerçekten hissetmek gerek. Doğa deyince artık aklımıza maalesef gezinti yapılacak yerler geliyor. Ancak doğa bizim evimiz. Doğa, dünyada olmayı sağlayandır. Kısaca her şey doğanın bir parçasıdır. Ben de bu süreçte doğa ile iletişime geçmeye çalıştım. Onu gerçekten hissetmeye, onu dinlemeye çalıştım. “o” olmayı hayal ettim. İnsan ancak dünyanın ve doğanın karşısında gerçekten düşünebiliyormuş bunu anladım. Sonrası, üretmek için boşluk ve sessizlik…

Kendimin Ormanında Sergisi
Kendimin Ormanında (Fotoğraf: Nazlı Erdemirel)

“Kendimin Ormanında” başlıklı serginizde yer verdiğiniz tüm farklı kadın bedenleri, farklı türden çiçekler, bitkiler, ağaç dalları, kökler, su, salyangoz kısaca doğa ve bedenler yepyeni bir manzara olarak karşımızda. Manzaranın en çok dikkat çeken tarafı ise bedenlerle salyangozların ilişkisi. Burada nasıl bir ilişkiden söz ediyoruz?

Burada yani “Kendimin Ormanında” tüm canlılarla iç içeyim. Hiçbir şey bana zarar veremez. Çünkü biz biriz. Her şey her şeyle karışmış durumda ve birlikte uyum içindeyiz… Resimlerimde doğada olan, sevdiğim canlılara ve bitkilere yer verdim. Sizin de fark ettiğiniz gibi salyangozun biraz daha özel bir yeri var benim için galiba. Sanırım salyangoz beni temsil ediyor olabilir. Yavaş hareket ediyor gibi gözükse de aslında istikrarlı bir ritme sahip. Sabrın sembolü olan salyangozlar genellikle yalnız kalmayı tercih ederler. Pek sosyal değildirler. (Tıpkı benim gibi) Kendi kabuğunu kendisi oluşturur ve evini hep sırtında taşır. Nerede olursa olsun, o daima evdedir. Bu güvende olmak ve kendine güvenmek anlamlarını taşır. (Bu da ormanımda olmak istediğim veya olduğum gibi) İnanışa göre, eğer son zamanlarda salyangozlar sık sık karşınıza çıkıyorsa, evren size biraz yavaşlamanız gerektiğini hatırlatıyor olabilir. Ben de resimlerimde belki de bunu hatırlatmak istedim. Tüm bu acele neden? Biraz yavaşlayın, içinde bulunduğunuz anın tadını çıkartın…

Sürdürülebilir sanat için çalışmalarınız var mı? Neler yapıyorsunuz?

Kaynakları azalan bir dünyada, fazla tüketmeden, minimal yaşamanın gerektiğine inanıyorum. Sadelikten yanayım her şeyde. Resimlerimde de az şeyle çok şey ifade etmeye çalışıyorum. Belki de bu düşüncem beni buna itiyordur bilemiyorum… Öğrencilik dönemimde atık malzemelerle ve dönüştürülebilir malzemelerle yaptığım çalışmalarım olmuştu ama şu an da öyle çalışmıyorum. İleriki zamanlarda yapabilirim belki. Hatta şöyle bir düşüncem var; öğrencilikten bu yana resimlerimde kullandığım, eskiyen fırçalarımı atmayıp biriktiriyorum. Bunlardan ilerde bir iş yapmayı düşünüyorum.


Seçil Büyükkan | “Kendime Doğru Bir Adım” Sergisi Üzerine

“Kendime Doğru Bir Adım” başlıklı serginizin çıkış hikâyesi nedir? İzleyiciyi ne bekliyor?

“Kendime doğru bir adım” sergisi uzun süredir üzerine düşündüğüm, linol baskılardan oluşan bir sergi yapmanın hayalini kurduğum pandemi sürecinde ortaya çıktı. Üretim süreci benim için çok yorucu ama bir o kadarda değerliydi. Lisans eğitimimde hem Türkiye’de hem de Polonya’da eğitimini aldığım baskı tekniklerini özgürce kullanabileceğim bir seri baskı resim oluşturmak istedim. Bu anlamda benim için bir öze dönüşü de temsil eden bir sergi oldu. “Kendime doğru bir adım” ismi de bu düşünce ile ortaya çıktı.

Sergi salonuna gelen izleyici ilk olarak 2,5 metrelik panoramik bir görüntü ile karşılaşıyor. Bu resim hem daha önce tuval üzerine ürettiğim sonsuz mekanlara işaret ederken bir yandan da serginin merkezine aldığım ağaçları da içeriyor. İşlerin üretim sürecinde özellikle belirtmek istediğim noktalardan biri de yıllardır üzerine çalıştığım Doğu- Uzak Doğu sanatının etkilerinin çalışmalarıma nasıl yansıdığıdır. Tamamen bir keşiş pratiği ile ürettiğim çalışmalar hiçbir ön çalışma olmadan, referans olabilecek görsel kullanmadan tamamen meditatif bir hissiyatla üretilmiştir. Linol kalıplar spontane bir şekilde oyulmuştur. Bu nedenle baskı geleneğinde hata olarak kabul edilebilecek görüntüler de değiştirilmeden resme dahil edilmiştir.

Kendime Doğru Bir Adım Sergisi
Kendime Doğru Bir Adım (Fotoğraf: Nazlı Erdemirel)

Sanatçı kimliğinizden ve sanat pratiğinizden bahseder misiniz?

Sanatı her zaman kutsal bir olgu olarak düşünmüşümdür üretim yaparken de bu düşünceyi göz önünde tutarak öyle bir hassasiyetle üretirim. Üretimlerimde genel bir etkiyi düşünerek işe başlarım. Genellikle eskizsiz, ön çalışmasız, boş tuvalin ya da kalıbın önüne oturur kimi zaman uzun uzun ona bakarım kimi zaman da bir köşeden başlayıveririm. Her zaman yeni şeyler denemek isterim bu isteğin beni daha dinamik daha üretken tuttuğunu ve geliştirdiğini hissederim.

Kutsal ağaçlar “Kendime Doğru Bir Adım” başlıklı serginizin ana konusunu öğesini oluşturuyor. Kutsal ağaçlarla kendi özünüze dönüş arasında ne tür bir bağ var? Bir varlığa, nesneye kutsallık yüklemek size ne ifade ediyor?

Kutsal ağaçlar diye nitelendirdiğimiz seride asıl vurgulamak istediğim ağaçlar değil “kutsal” kavramının kendisidir. Bir varlığa atfedilen kutsallık kavramı üzerine bir düşüncedir. Çünkü kutsallık bir bakıma özneldir, kişiseldir. Ben de ağaç metaforu üzerinden yola çıkarak kendi kutsalımı izleyiciyle paylaşmak istedim Bu bağlamda bu serginin benim için içsel bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim.

1988 doğumlu, Sanat ve Kültür Yönetimi mezunu, sanat ve kültür meraklısı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir