Serüvene çıkmış gibiydim / Nil Has


NİL HAS

Acaba ne ile karşılaşacağını bilmediğin sergiler daha mı çok zevk veriyor? Galiba evet!

Ne çok sergiler gördüm ama kalbimi Gülle oyunu çaldı.

Uzun zamandır Ara Güler Müze’sine gitmek isteyip zaman yaratamamak eksiklik hissettiriyordu. Aynı alanda Erdil Yaşaroğlu’nun da açık hava sergisi olduğunu bildiğimden bir taşla birden fazla kuş vurmak beni harekete geçirdi.

Bomontiada’ya doğru yola çıkarken müzede beni neler beklediği hakkında bilgim yoktu. Araştırmadan gitmiştim -genelde nerede ne var araştırır bilerek giderim- bu benim beklentisiz ve heyecan duymama neden oldu.

Otoparka doğru giderken önünde geçmiş ve içerisinin fazla kalabalık olduğunu görünce festival gibi bir şey mi var acaba diye düşünmüştüm. Vardı ama müzeyle alakasız.

İsviçre Günleri etkinliği nedeniyle standlar ve bir sürü insan vardı. Önce karınımızı doyurduk, biraz kedi sevdik sonra Erdil Yaşaroğlu’nun açık hava sergisini inceledik ve sonra Lecia Gallery’e girdik. Devamında Ara Güler Müzesi’ne geçiş yaptık. Önce bina yapısı gereği beğendiğim bir mimari özelliğe sahip olan Lecia Gallery bizi yerleri camlı karşıladı. Gerçekten zemin camdan yapılmıştı. İlk başta gözüm alışamasa da zevk aldım.

Gallery’i gezerken bizi, Sinem Dişli’nin Oyuklar ve Höyükler: Göbeklitepe’ye Bir Bakış sergisi karşıladı. Sergide Sinem Dişli’nin Gülle taşları, resim, video, enstalasyon çalışmaları ve Ara Güler’in bölgeye ait fotoğrafları yer alıyor. Sanki usta sanatçı hala hayatta ve genç sanatçı Sinemli Dişli ile birlikte çalışarak bir proje gerçekleştirmişler gibi hissettim. Bir kısmının Lecia Gallery’de bulunduğu serginin devamı Ara Güler Müzesi’ndeydi. Tabi müzeye geçince içimde başlayan heyecan ve merak duygusu kafamda kurduğum bir dünyayla beni bir serüvene çıkartmıştı. Sinem Dişli’nin Gülle oynayan insanları, taşları ve o bölgeye ait enstelasyonlarıyla serüvene çıkmak ya da masal içine girmemek imkansızmış gibiydi. Bir yandan arkeolojik çalışmaları merakla devam eden Göbeklitepe bir yandan Gülle oyunu.

Müze içerisinde en son Gülle oyununun taşlarının yapılışını konu alan video çalışmasını izledik ve ben sergide bir hikayenin nasıl giriş, gelişme ve sonucu olabilir uzun süre sonra çok net gördüm. Sanırım bu duyguya aç gitmiştim ve böylesi bir sürprizle karşılaşınca doğal olarak etkisi altına girdim.

Göbeklitepe’nin bu dönemin sadece arkeolojik çalışmalar merkezi olmadığını aynı zamanda bir ritüel haline gelmiş olan Gülle oyununun da en az arkeolojik kazılar kadar önemli olduğunu izleyicisine aktaran bir sergi. Çünkü sanatçı durumları bir bütün olarak ele alıyor ve bölge halkının ritüellerini, taşını toprağını, tarihini harmanlamış olarak karşınızda. İzleyicisini düşündüren bir sergi yaratılmış.

Lecia Gallery’de bulunan Gülle oynayan insanların toza toprağa karışmış ellerini görmek ve gezerken kafamda oluşturduğum fikirle aslında bir yolculuğa çıkmış olduğum hissine kapıldığım bu sergide uzun zaman ilk defa bir sergi gezerken bu kadar düşünmemiş olduğumu anladım.

Aynı zamanda rahmetli usta fotoğraf sanatçısı Ara Güler’in şimdiye kadar görülmemiş Göbeklitepe foroğraflarını görmüş olmakta büyük zevkti.

Bu arada Ara Güler Müzesi içinde Erdil Yaşaroğlu’nun OYUN/GAME sergisi de görülebilir. Dışarıya yerleştirilen enstalasyonların çizimleri ve diğer heykel çalışmalarıyla farklı materyallerden oluşturulan çalışmaları yer alıyor. Karikatürleri kadar renkli ve eğlenceli bir sergi yaratılmış.

Buraya kadar aslında bir sergiyi daha gezmenin ve etkilenmenin hazzını yaşarken aslında bütün sergilerin yaratım sürecinin ne kadar uzun ve belki de sancılı olduğunu hep düşünmüşümdür. Bizler gezerken belki bir belki yarım saatimizi harcıyoruz.

Ancak ortaya çıkması için yıllar alan işler olabiliyor.

Sıra Bienalde bakalım beni 7. Kıta’yla neler bekliyor.

1988, İstanbul doğumlu. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir