Şeyda AYDIN’dan Tam Kapanma İzleme Listesi

Geçen günlerde –tavsiyelerime güveniyor olacaklar ki- Sevgili SanatOkur ailesi benden böyle bir yazı yazmamı rica etti. “Tam kapanmada izlenecekler için tavsiyelerini alalım,” dediler. Hiç “hayır” der miyim? “Tabii ki, büyük zevkle,” dedim. Hepinizin bildiği üzere on yedi gün boyunca, kimileri tatil yörelerinde, kimileri de şehirlerdeki evlerinde distopik bir esaret altında olacak. Haliyle oyalanmak; kafayı tırlatmamak için de kahve, fermante üzüm suyu veya Tennessee içecekleri eşliğinde müzikler dinlenecek, kitaplar okunacak, filmler veya diziler izlenecek muhakkak. Son dönem beğendiğim naçizane yapımlar arasından gözünüzden kaçmış olan veyahut dikkatinizi çeken bir şeyler olur belki, diye lafı dolandırmadan –spoilersız– herkese hitap edeceklerle başlıyorum öyleyse.

Bu dönemde kitapları satın al, sonra bekle de bekle karmaşasından belki onlara hemen erişiminiz olmayabilir, ancak internetin olduğu her ortamda dizi ve filmlere erişiminizin çok rahat olacağını düşünerek bu yapımları öne çıkarmaya karar verdim.

Şeyda AYDIN’dan Tam Kapanma İzleme Listesi

Tavsiye 1, THEM (Amazon Prime): 1950’lerde siyahî bir aile ve ırkçı Amerika Birleşik Devletleri dediğimde aklınıza kim bilir neler geliyordur hayal edebiliyorum, ancak bu dizi sert gerçekçilik ile doğaüstü olayların harmanlandığı bir korku dizisi ve sizi ekrana kilitliyor. Siyahi bir aile, beyazların mahallesine taşınır, sonra gelsin olaylar… Hem sert ve ırkçı olaylar hem de akılalmaz ve dehşet olaylar ile dram yönü kuvvetli biçimde iyi başladı ve iyi yerde bitti.

Tavsiye 2, FATMA (Netflix): Daha dün bitirdiğim, Burcu Biricik’in başrolde olduğu 6 bölümlük mini Netflix dizisi Fatma, beni gerçekten şaşırttı. Bu şaşkınlığım kesinlikle Burcu Biricik’in üstün performansı dolayısıyla oldu. Çocukluğundan beri travmalar yaşayan bir kadının sürüklendiği cinnet noktasından patlak veren intikam ritüelini, rolü layığıyla oynayarak, pardon âdeta yaşayarak bizlere sunmuş. Alkışladım. Sadece şu içimde bir uhde olarak kaldı; mesela bölüm 3’deki malum cinnet ve cinayet sahnesini keşke balta ile çekseler diye düşünmeden edemedim. Gülmeyin. Cinayet sahneleri sanki biraz daha cüretkâr olabilirdi. Ne de olsa bir Netflix -gerilim- dizisi bu, yani yapılabilirdi, ama izleyici eleştirilerinden çekinmiş olabilirler, diye düşündüm. Uğur Yücel’in oynadığı yazar karakteri hikâyeye biraz daha etki edebilirdi, diye de içimden geçirmedim değil hani. Evet, ama burada bir tespit var ki kesinlikle doğru, nasıl itiraf etsem acaba? Şey, evet, biz bazı yazarlar bazen huysuz ve zor insanlar olabiliyoruz; üzgünüm, kapı çalınınca açmıyoruz ve tüm apartman bundan şikâyetçi olsa da ısrarla çalıyorlar o kapıyı.

Tavsiye 3, Come True: Güya uykusuzluk ya da uyku terörü problemi olan genç bir kadının, gönüllü olarak bir laboravuarda uyku deneyine katılması ile ortaya çıkan akıl dışı gerçekleri konu alıyor. Neon çekimler, müzikler ve atmosfer enfesti. Hem retro bilim kurgu hem de gizemdi. 1980’lerin tonlarına, tuhaf bilim kurgusal havasına siz de benim gibi hayransanız, 2020 yapımı bu filmi listenize ekleyin. Sonunda umulmadık bir şey var.

Tavsiye 4, The United States vs. Billie Holiday: Eğer yukarıdaki gerilimlerden hazzetmiyorsanız, Jazz seviyorsanız ve tabii Billie Holiday seviyorsanız, hiçbir şekilde es geçmemeniz gereken 2021 Oscar adaylığı olan biyografik bir film bu. Hayatı hiç de kolay geçmeyen Jazz üstadı Billie’nin gerçekte neler yaşadığını, hatta benim de favori şarkılarımdan biri olan Strange Fruit’in hikâyesini; güzelim şarkının başına neler geldiğini izleyin derim, sonra da şarkıyı açıp tekrar tekrar tarihe bir inat, geçmişe bir başkaldırı olarak yüksek sesle dinleyin.

Tavsiye 5, Summerland: Gemma Arterton’un başrolünde oynadığı 2020 yapımı LGBT bonus filmim bu benim. Şirin bir kasabada yaşayan bir o kadar huysuz ve yalnız bir yazarı konu alıyor. Ve ne oluyor? Yalnız yazarımızın hayatı 2. Dünya savaşı dönemi olduğundan himayesine zorla verilen bir çocuk ile bozuluveriyor. Yazarımızın geçmişi, yaşayıp unutamadığı bir aşk, işte bu çocuk ile kurduğu bağ ile gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Sonu beklenmedik, hatta tebessüm ettirerek bitiyor. İçinizi ısıtacak, sizi epey duygulandıracak, çok naif bir yapım. Kasabaya, evin manzarasına, atmosfere ve Gemma’ya bayıldım. Derhal izleyin, sıcacık, çok tatlı…

Tavsiye 6, Love & Anarchy (Netflix): İskandinav coğrafyasını sevdiğimi beni tanıyanlar iyi bilir, tüm İskandinav yapımlarını da ilgiyle takip ediyorum ki zaten içselleştiğim, kendimi en yakın bulduğum coğrafya. İsveç yapımı bu diziyi kahkaha atarken nasıl bitirdim ben de bilmiyorum. Bir yayınevini, çalışanlarını ve adından da anlaşılacağı üzere bir aşk düellosunu konu alan bu komedi dizisi çoğu izleyicinin gözünden kaçmıştır bence. Haksızlık etmeyin ve bir şans verin.

Tavsiye 7, The Investigation: HBO yapımı olan bu Danimarka polisiye dizisi BluTV’de oynuyormuş, ben henüz izlemedim ama dostlardan, “Sen bu diziyi nasıl izlemezsin? Ah çok ayıp!” gibi eleştiriler alıyorum. Gerim gerim geren, tam bir İskandinav polisiyesiymiş ve bayağı da iyiymiş. Hani o soğuk coğrafyada olaylar yavaş akar ama izlettirir ya, o türdenmiş.

Tavsiye 8, Nomadland: Duymayan varsa haber edeyim, bu seneki En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Film Oscar ödüllerini aldı bu film. Duymayan varmış arkalardan, yahu nasıl duymazsınız? Aday olmadan önce izlediğimde ödül alacağını hissetmiştim dersem yalan olmaz. Bir yol filmi; bir var oluş yolculuğu arıyorsanız şayet, eşini kanserden kaybeden bir kadının karavanı ile yollara düşme ve yeni bir çevre edinme hikâyesini, gerçek karavancılardan oluşan oyuncu kadrosuyla belgesel gibi izleyip hayran kalmanız garanti. Ben, koltuğuma kurulup içkimi içerken, huzurla izlediğimi ve mola bile vermediğimi hatırlıyorum. Filmde bile olsa yollara düşen yalnızlar sizi de götürür bir yerlere. Kaldı ki insanlar, birini kaybetmeye görsün, kaybedince orada kalamaz, bu hissi bilirim Sevgili Veera’dan.

Tavsiye 9, Zack Snyder’s Justice League 2021: Listemi benden beklendiği üzere fantastik bir başyapıt ile kapatıyorum. Halen bu dört saatlik dram yönü güçlü olan fantastik ve epik filmi izlemediyseniz, çoluk çocuk toplaşıp, mısırınızı, meyve veya arpa sularınızı kapıp ekran karşısına geçin bu akşam. Vaktiyle; yani birkaç yıl önce Zack Snyder bu filmin daha kısa ve farklı bir versiyonunu çekmişti, ama içine sinmemiş olacak ki –burası bana çok tanıdık geliyor– yeniden çekmiş ve harikulade bir film ortaya koymuş. Gerek müzikleri, gerek sahneleri, gerekse kurgusu bakımından dört saatin bitmesini hiç istemiyorsunuz. Sevmediğim, antipatik bulduğum tek süper kahraman daima Batman olmuştur, züppe ve gereksiz mi geliyor bilmem, nedense sevemiyorum ben Batman’i, neyse… Ona rağmen severek izledim ki Batman dışında herkes vardı elbette; DC Comics’ten hemen hemen herkes oradaydı, hatta sonunda Joker’in selam çakması çok ama çok güzeldi. Anti-kahramanlar; epik, karanlık, travmatik –güya– kötü karakterli kahramanlar başımın tacı zaten.

Damızlık Kızın Öyküsü’nün yeni sezonunun başladığını söylememe gerek yok herhalde. Şimdi onun yayınlanan ilk üç bölümünü izleyeceğim, hem de nefessizce. Önümüzdeki günlerde de, 14 Mayıs’ta Amy Adams’ın –dört gözle beklediğimiz– filmi The Woman in the Window ile bayıldığım bilim kurgu antolojisi Love, Death & Robots’un yeni sezonu Netflix’e düşecek, bu mühim tarihi not alın hemen. Ah evet, şimdilik benden bu kadar…

Ziyadesiyle yediniz, içtiniz, izlediniz ama spor yapmayı ve kitap okumayı da ihmal etmeyin, herkese sevgiler.

Şeyda Aydın

Şeyda AYDIN, ya da bilinen diğer adıyla Sheida Aiden, 23.04.1981 tarihinde İzmir’de dünyaya gelmiş, ilk, orta, lise ve üniversite eğitimini İzmir’de tamamlamış; Dokuz Eylül Üniversitesi, Bilgisayar Programcılığı bölümünden mezun olmuştur. Şu an İstanbul’da hayatına devam etmektedir ve gelecekte de nerede yaşayacağını henüz bilmeyenlerden biridir, evren nereye sürüklerse işte diye düşünmektedir. Şeyda Aydın, roman ve senaryo yazarıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir