Walter Meyer’e Sorduk: Amerikalı Ne Anlar Anadolu’nun Kalbinden?

Walter Meyer
Walter Meyer

“Amerikalı ne anlar Anadolu eserlerinden” diye düşünen ön yargılı zihinler için farkındalık yaratacağını düşündüğüm bir sanat sever ve küratörden bahsetmek istedim sizlere.

Walter Meyer… Bizleri dışardan gören bir göz ile hayran hayran takip ederken, “Niçin sadece hayran hayran bakayım, en iyisi yaşayayım da” diye düşünerek Newyork’tan Türkiye’ye taşındı ve bugüne kadar topladığı eserlerin sanatçılarıyla mini röportajlar yaparak bir belgesel hazırlığına girişti. Türk-Amerikalı yönetmen Emre Yağcıyla çalışan Meyer, “Beklenmedik Koleksiyon” ismini verdiği belgeselini, 2026’nın sonbaharında izleyicisi ile buluşturmaya hazırlanıyor.

Türkiye tatilini bir yaşama dönüştüren Meyer, seyahat ve kişisel ilişkilerinin katkısı ile zaten var olan sanat düşkünlüğünü kendi yaşam alanına yansıtmış ve aynı zamanda en huzurlu vakitlerini geçirdiği evini bir sanat galerisine dönüştürmüş.

Bazı koleksiyoncular sanatı yatırım için seçer; Walter Meyer ise hikâyelerine büyülenmiş durumda. NYU ve UCLA’da sanat tarihi ve antropoloji eğitimi alan Meyer, eser toplama sürecini “stratejik bir yatırım” değil, “beklenmedik bir karşılaşma” olarak tanımlıyor. Koleksiyonunda Alev Ebüzziya Siesbye’nin minimalist seramiklerinden Nasra Şimmeshindi’nin kadim Süryani ikonalarına kadar geniş bir yelpazenin yer aldığı bu envanter, sadece Anadolu coğrafyasından değil, Afrika, Amerika, Meksika gibi uygarlıkların izlerini de taşıyor…

Walter sanat koleksiyoncusu olmak sana ne ifade ediyor?

Kelime anlamına bakacak olursak her şeyden önce sanatı stratejik olarak satın alan kişi demek koleksiyoncu. Ancak ben kesinlikle bu tanıma uymuyorum. Kararlarım genellikle içgüdüsel, kendiliğinden gelişir. Öte yandan, bunlar gelişigüzel de değildir. Sonuçta, kendimi dünyaya karşı seçici bir bakış açısına sahip, zeki bir insan olarak gördüğümü de söylemek zorundayım.

Anadolu ve İslam coğrafyasından eserlerle ilgili sanat faaliyetlerin ne zaman ve nasıl başladı?

Üzerine düşündüğümde verebileceğim en iyi cevap muhtemelen yaşam deneyimlerimin birikimidir. Üniversitede antropoloji okumuş olmamdan kaynaklandığını söyleyebilirim. Genel olarak antropoloji, insan hikayelerini inceleyen bir bilim. Bir sanat eserinin anlatılmaya değer bir hikayesi olduğunu hissettiğimde, bu meseleye pozitif bir ayrıcalıkla ilgi duymaya başlıyorum. Bu alandaki sanat faaliyetlerim 2011’de Florida, Ocala’da yaşarken Appleton Sanat Müzesi için Orta çağ Fars seramiklerinden oluşan A KIND OF ALCHEMY sergisini organize ederken başladı. Sanata olan merakım zaten vardı. Bu projeyi de tamamen ücretsiz, ekonomik kaygı gütmeden gönüllü üstlendim. Öylesine benzersiz bir sergi oldu ki Appleton Müzesi, A KIND OF ALCHEMY’yi Pittsburgh, Pensilvanya’daki Frick Müzesi’ne kiraladı. (İlgi gören bir sergi başka müzeler talep edince kiralanabiliyor.)

Bu sezgilerini sanata yöneltmen bence çarpıcı. Bu çok yönlülüğünü nasıl kazandın?

Genellikle kendimden oldukça farklı insanların hikayelerine ilgi duyuyorum. Önce Antropoloji yüksek lisans terk olmam, göçmenlik bürosunda avukat yardımcılığı, uluslararası seyahat pazarlama yöneticiliği, yaratıcı ajans sahibi olmak gibi unvanlar, UCLA sanat tarihi öğrencisi olmam ve artwithoutboundaries.art kurucusu olmak sanırım sorunun bir yanıtı olabilir. Türkiye’de yaşayan sanatçıların çoğuyla tanışma şerefine erişememiş olsam da internet sayesinde birçoğuna ulaşmayı başardım. Bu belgesel ve anı kitabı projesi, bir hikaye anlatma egzersizine dönüştü desem sanırım en doğru tanımı yapmış olurum. 

Beklenmedik koleksiyonundan birkaçının hikayesini bizimle paylaşman mümkün mü? Örneğin Fırçalı Şehrazat nasıl doğmuş ve sanatçısı kimdir?

Fırçalı Şehrazat ya da (Müzik ve Şiirle Eğlendirmek) eseri 12. yüzyıldan kalma bir Selçuklu minyatüründen ilham almış. Erken dönem Türk hanedan sanatının bir alameti farikası olarak haleli bir figüre sahip. Eserin çağdaş ve figüratif sanatçısı Ayhan Algur bu eserle, İslam’ın Altın Çağı’nı (762-1258) karakterize eden son derece rafine bir kültürü yansıtmış. Sanatçı Ayhan Algur evimi ziyaret ettiğinde, rahmetli sanatçı Nasra Şimmeshindi’nin kumaş üzerine yaptığı dini bir ikonayı ilk kez gördü ve bu kumaş üzerine boyama ile gerçekleştirilen çocuksu ve naif çizgilerin kullanımından oldukça etkilendi. Böylece onun dünyasında bu eser bambaşka yeni bir pencere açtı. Müzik ve Şiirle Eğlendirmek’ eseri Ayhan’ın canlı renklere olan sevgisini ifade ediyor. Geçmişin büyülü dünyasıyla temas halinde olmak ve kendi yorumuyla yeniden canlandırmak Ayhan Algur için harika bir yolculuğa dönüşmüş bu eserle.

Alev Ebuziyya
Alev Ebuziyya

Koleksiyonunuzda Türk sanatçıların ağırlığı dikkat çekiyor. Alev Ebüzziya, Bedri Rahmi Eyüboğlu veya Gökhan İlboğa… Sizi bu isimlere çeken ortak payda neydi?

Çeşitlilik! Örneğin Alev Ebüzziya’nın kildeki kusursuzluğu beni büyülerken, Gökhan İlboğa’nın “Rüyalarını Okuyan Kız” eserindeki o “kız gücü” ve modern anlatımı beni çok etkiledi. Bedri Rahmi’nin yazmaları ise hem geleneksel hem de çok çağdaş. Ben, kendi kültürümden çok farklı insanların hikayelerine ilgi duyuyorum. Bir Amerikalı olarak Anadolu’nun bu kadim formlarının modern sanatla nasıl harmanlandığını görmek benim için eşsiz bir keşif süreci oldu. Bu coğrafya bu kaynaşmanın temel yapı taşı.

Kildeki Kusursuzluk eseri senin dünyanda neler yarattı?

Bu seramik kaseyi New York’un efsanevi Garth Clark Galerisi’nden aldım. Yaptığım ilk “ciddi” seramik” satın alımıydı. Dünyanın dört bir yanındaki müzelerde eserleri bulunan Türk sanatçı Alev Ebüzziya Siesbye’nin eseri. Galerinin sahibi Clark;Siesbye’nin çanaklarına bir nevi uzayda yüzüyorlarmış hissi verebilen hünerli biri olduğundan bahsetmişti. Tasarımları olağanüstü mekansal bir durağanlık içinde asılı kalabiliyor ve böylece titreme efektine sahip oluyorlar.Kaselerin iç ve dış pozitif – negatif alanları arasındaki olağanüstü etkileşimi hemen hissetmek mümkün. Yıllar içinde Alev ile hem New York hem de İstanbul’da karşılaşma şerefine de nail olduğum için çok şanslıyım. 

Kuşaklar arası bir figür Nasra Şimmeshindi’nin Kutsal Kumaşıyla yolun nasıl kesişti?

2014 yılında Türkiye’nin kadim şehri Mardin’i ziyaretimde Nasra Şimmeshindi ile tanıştım ve kendimi bunun için çok şanslı hissediyorum. O zamanlar 90 yaşındaydı ve ne yazık ki iki yıl sonra vefat etti. Tahta baskı usulü kumaş üzerine baskı yapan biri olarak, üstelik sanatının son yerel ustalarından biri olması açısından oldukça sıra dışı bir figürdü benim için. Kendisi Mardin’in çok etnikli nüfusunun önemli bir timsaliydi. Kocası öldüğünde babasının mesleğini devralarak yerel Süryani Ortodoks kiliseleri için kumaş ve ikonalar üretmeye başlıyor. Koleksiyonumdaki ikonasına bakacak olursak, elinde tuttuğu çoban asasının tarzına baktığımda, bu figürün bir piskopos olduğuna inanıyorum araştırmalarıma dayanarak. Batı Hristiyanlığının kavisli çoban asası yerine kullanılmış bir “Musa asası” gibi görünüyor. Çok yakından bakarsanız esere, kırmızı bir boşluğun her iki yanında birbirine bakan iki sarı yılan göreceksiniz; İncil’deki yanan çalı hikayesine bir gönderme olarak konumlanmış. Nasra Şimmeshindi’nin kumaş ikonlarını, dünyanın dört bir yanındaki Süryani Ortodoks kiliselerinde ve benim evimde görmeniz mümkün.

Günümüz dünyasında birçok kız çocuğunun görülme ve yaşam mücadelesi ile yüzleşiyoruz. Düşlerini Okuyan Kız eseri bu açıdan çok anlamlı biraz hikayesinden bahseder misin?

2022 yılında, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde ders veren bir arkadaşım beni Van’a davet etti. Ziyaretimin son gününde boş sanarak bir sınıfa girdim ve beni bir portreye model yaptılar. O anda bu resim gözüme çarptı. İstanbul’daki evime döndüğümde eseri hatırladım, sanatçısı dördüncü sınıf öğrencisi Gökhan İlboğa ile hemen iletişime geçtim ve tablosunu satın aldım.

Gökhan’a göre bu resim, kız çocuklarının eğitimine değer vermeyen yerel kültüre karşı bir protestodur. Resmi sosyal medyada paylaştığımda Gökhan’ın bu mesajı viral oldu. Los Angeles’taki bir Türk arkadaşım, Türkiye’de köy kökenli genç kadınların üniversite hayatına uyum sağlamalarına yardımcı olan bir kuruluşun direktörü aynı zamanda ve Gökhan ile iletişime geçerek ona bir resim siparişi etti. Çünkü sanat sanatı doğurur.

İçeride Hapsolmuş, Dilek Değerli
İçeride Hapsolmuş, Dilek Değerli

“İçeride Hapsolmuş” teması da yine günümüz yaşam koşullarını düşünecek olursak çok tanıdık bir başlık. İçeride kilitli kalma hissini çağrıştıran bu eseri, koleksiyonun için nasıl dile getirirsin?

Dilek Değerli’nin (Ressam, Şair) bu resmi bana bir fırçanın en az bir kalem kadar şiir yazabileceğini gösterdi. Sevgili dostum şair Muhsine Arda’nın tanıştırmasıyla “İçeride Hapsolmuş” olan bu portreyle buluştum. Pek çok kişinin rahatsız edici bulabileceği bu eser, bende güçlü bir anlatı hevesi yarattı ve hemen bu kişinin ve resmin temel hikayesini bilmek istedim. Sanatçısı Dilek Değerli’ye göre; kadının yüzünde bir salyangoz var. Bu yüz, bir örümcek ağı ve bazı bitkilerle kaplı. Bu, onun doğaya olan özlemini vurguluyor. Ancak içeride bir odada duruyor bu figür, dışarıda değil. Yalnız başına ve dışarıda hiç arkadaşı yok. Dilek için resim yapmak bir nefes kadar gerekli. 

Tahta Kalıplarla Resim Yapmak fikrini bu kültürle harmanlayan Bedri Rahmi de yine koleksiyonun güzide bir parçasını oluşturuyor? Sevdin mi Eyüboğlunu?

Sanatçı Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975) ve eşi Eren Eyüboğlu (1913-1988), 1951’de geleneksel yazma sanatına yeni bir enerji aşıladılar; günlük eşyaları süsleyen el sanatı olarak gördükleri bu kadim tekniği resim benzeri imgelerle yeniden tasvir ettiler. Türkiye Cumhuriyet tarihinin erken dönem önemli sanatçı figürleri olarak, Osmanlı geçmişinden farklı, tamamen yeni ulusal ve sanatsal bir kimlik inşasına kalkışan kilit sanatçılar olmaları nedeniyle evet çok sevdim ve son derece sıra dışı buldum.

Bu iki Bedri Rahmi yazmasından oluşan resmi, birkaç yıl önce merhum olan sanatçı oğlu Mehmet Hamdi tarafından İstanbul’un Kalamış semtindeki aile evinde düzenlenen bir yaz dönemi “Geleneksel Yazma Sergisi”nden satın aldım. Yıllar sonra internette mucizevi bir şekilde torununa ulaştım. Bana kadın figürünün geleneksel bir Kazak gelini olduğunu, Bedri Rahmi’nin Türk halk kültürüne olan ilgisinin önemli bir göstergesi olduğunu söyledi.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
Bedri Rahmi Eyüboğlu

Peki tüm bu çalışmaların izini sürdüğünde Türk sanatının geleceğini nasıl görüyorsun?

Türk sanatı, geçmişin büyülü dünyasıyla bugünü çok güçlü bir şekilde bağlıyor. İsmail Yiğit’in bir İznik sürahisini yeniden yorumlaması veya bir cam altı kaligrafi eseri… Bunlar sadece dekoratif nesneler değil, birer koruyucu sembol ve tarihsel belge. Bu muazzam bir potansiyel ve bunun önü çok açık. 

Son olarak, bu hikâye koleksiyonunu okuyacak ve belgesel olarak izleyecek olanlara ne söylemek istersiniz?

Sanat dünyasında bir “hiç kimse” olmama rağmen, ulaştığım tüm sanatçılar bana büyük bir cömertlikle karşılık verdi. Ben bu eserleri toplarken sadece bir nesne değil, o sanatçının ruhunu ve kültürel mirasını da evime davet ediyorum. Bu kitaplar yalnızca benim koleksiyonumu değil, sanatçıların bizzat kendi öykülerinden oluşan bir yaşam öyküsü. Herkesi, bu “beklenmedik” yolculuğun bir parçası olmaya ve sanata bir antropolog gözüyle, yani içindeki hikâyeyi arayarak bakmaya davet ediyorum. Sanırım 2026’nın sonlarına doğru da kitabın hazırlığını bitirdikten sonra resmi olarak satışları da başlayacak.

YAZAR

Duygu Yılmaz
Sanat Okur yazarı

Duygu Yılmaz

1979 yılında İstanbul’da doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümünden sonra, Myra Ajans'ta asistan olarak başladı. Bir deneme kitabı “Her Evden Ay Görünmez” ismiyle Avrupa Yakası Yayın Evi’nden yayınlandı. Medya ve iletişim sektöründe 20+ yıllık deneyime…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.