İlham Verici Bir Portre: “Rüzgârı Dizginleyen Çocuk”

Rüzgârı Dizginleyen Çocuk
Rüzgârı Dizginleyen Çocuk

Sinema tarihi, insanın doğa ve imkânsızlıklar karşısındaki mücadelesini anlatan sayısız yapımla doludur ancak çok azı, 2019 yapımı “Rüzgârı Dizginleyen Çocuk” kadar samimi, kültürel dokuya sadık ve gerçek bir dehanın ayak izlerini takip eden bir güce sahiptir. William Kamkwamba’nın gerçek hayat hikâyesi ve otobiyografik kitabından uyarlanan bu film, sefaletin, azmin ve eğitimin dönüştürücü gücünün iç içe geçtiği ilham verici bir başarı portresidir.

Çaresizliğin İçinde Bilim, İrade ve Kuşak Çatışması

Chiwetel Ejiofor’un hem yönettiği hem de baba (Trywell) rolünü üstlendiği bu yapım, gelenek ile modernitenin, hayatta kalma içgüdüsü ile bilimsel merakın çarpıştığı bir dramdır. Film, izleyiciyi 2000’li yılların başında Malavi’de yaşanan korkunç bir kıtlık döneminin sosyo-politik gerçekliğinin tam ortasına bırakır. Hikâyenin odağında, okul ücretini ödeyemediği için eğitimden mahrum kalan ancak öğrenme açlığını kütüphanedeki fen kitaplarıyla dindirmeye çalışan genç William Kamkwamba vardır. 

William’ın dünyası, bizim için son derece doğal olan temel ihtiyaçların -su ve yiyecek- birer lükse dönüştüğü, kuraklığın ve yozlaşmış siyasetin pençesinde bir dünyadır. Genç William’ı sıradan “üstün zekalı çocuk” portrelerinden ayıran en temel özellik, onun dehasını kullanış alanının, bir hobinin çok üstüne çıkarak, bir ölüm kalım meselesi olmasıdır. Köyün hurdalığından topladığı parçalarla bir yel değirmeni inşa etmeye çalışırken, sadece elektrik üretmeyi değil, toprağa can verecek suyu kuyudan pompalamayı hedefler. 

Filmin en dokunaklı ve sarsıcı yanlarından biri, William ile babası Trywell arasındaki gerilimdir. Trywell, toprağına bağlı, çalışkan ama çaresizliğin verdiği öfkeyle körleşmiş bir figürdür. Oğlu, bir pervane inşa etmek için ailesinin tek varlığı olan bisikleti parçalamak istediğinde, Trywell bunu bir delilik olarak görür. Bu çatışmada, eskiyi feda etmeden yeninin inşa edilemeyeceği en sert haliyle gözler önüne serildiğinde, babasının delilik olarak gördüğü bu istek, William için, hayatta kalma güdüsüyle yapılması gereken zorunlu bir fedakârlıktır.

Görsel Dil ve Gerçeklik

Görüntü yönetmeni Dick Pope, Malavi’nin kızıl topraklarını ve tozlu yollarını kamerasına öyle bir yerleştirir ki, izleyici açlığın getirdiği o halsizliği ve güneşin yakıcılığını teninde hisseder. Sinematografi, geniş açılarla doğanın büyüklüğü ve insanın onun karşısındaki küçüklüğünü vurgularken, yakın planda William’ın gözlerinde o sönmeyen merak ateşini parlatır.

Filmin dili yapmacık bir kahramanlık hikâyesinden uzak, son derece vakur ve sabırlı bir anlatıma sahiptir. Ejiofor, hikâyeyi, insanların tek bir mısır tanesi için birbirini ezdiği, günümüzün “gece yarısı atıştırmalığı” kavramının hayal bile edilemediği sert bir gerçeklikle sunar. Bu gerçeklik, finaldeki o kaçınılmaz zaferi -pervanenin ilk dönüşünü ve yanan o küçük ampulü- çok daha anlamlı ve göz yaşartıcı kılar. Pervane hareket ederken, köyün de çaresizlik ve cehalet üzerine kurulu makus talihi dönmeye başlar.

Kıssadan Hisse

“Rüzgârı Dizginleyen Çocuk”, William Kamkwamba’nın gerçek hayattaki başarısını onurlandırırken, izleyiciye şu soruyu soruyor: Elimizdeki imkânlar kısıtlıyken, zihnimiz ne kadar özgür olabilir? 

William’ın hikâyesi teknolojinin sadece donanımlı laboratuvarlarda değil, bir çocuğun parlak zihniyle bir hurdalıkta da doğabileceğini kanıtlıyor. Bu başarı, cehalete karşı bilimin, çaresizliğe karşı ise dirayetli bir umudun zaferi: Bir kitabının bir köyün kaderini değiştirebileceği, eğitimin bir sınıfa hapsedilemeyecek kadar büyük bir güç olduğu, imkânsızlığın da yalnızca bir zihin durumu olduğu gözlerimizin önüne seriliyor.

Kıtlık anında devletin halkını yalnız bırakışının ve insanların açlıkla sınavının, politik bir alt metin olarak işlendiği bu filmde, hurdalardan kurulan o derme çatma kule, modern dünyanın kibrine de bir cevap olurken; rüzgârın her zaman estiğini, onu dizginleyecek cesaretin ise ancak bilgiyle harmanlanmış bir iradeden doğabileceğini hatırlatıyor.

William Kamkwamba verdiği bir röportajda; sorunlarını kabul etme ve onlarla yüzleşme cesaretini büyükannesinden aldığını anlatmış. Malavi’de sadece erkeklerin yaptığı zorlu bir iş olan tuğla örmeyi neden yaptığı sorulduğunda, büyükannesi şöyle cevap vermiş: “Kıyafetlerin tutuştuğunda, birinin onları söndürmesini beklemezsin çünkü yanığı ilk hissedecek olan sensin.”

Bu film de kendi “yangınını” söndürmek için rüzgârı dizginleyenlerin, cesaretin ve bilimin her türlü coğrafyada çiçek açabileceğinin en güzel kanıtlarından…

YAZAR

Tüveyç Demir
Sanat Okur yazarı

Tüveyç Demir

Kadıköy Anadolu Lisesi'nden 2005’te mezun olmuştur. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü 2010 yılında tamamlamıştır. Edebiyat tarihi ve mezarlıklar üstüne çalışmaktadır. Yayımladığı Eserler: Kemal Râgıp Enson: “Oğlumla Başbaşa”, (2025), “Eğlence Şehirlerinde 60 Gün”, (2026).

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.