Submarine (2010)
Submarine (2010)

Bilginin Ölümü ve Sanatın Krizi

7 Temmuz 2025
4 dakika

Belki editörümün de bana soracağı soruyu siz de soracaksınız: Bunun sanatla ne ilgisi var? ( Editör: – Sormadım. ) Submarine (2010) yapımı filmi geçenlerde yeniden izledim.( fimin müzikleri Alex Turner tarafından yapıldığı için ayrıca tavsiye ederim). Sevdiğim bu film, bilgiye ve entelektüel gösterişe düşkün genç bir baş karaktere sahip. Onun bilgiyle kurduğu ilişki, beni lise yıllarıma götürdü. Bu yazının doğrudan filmle bir ilgisi yok ama karakterin dünyayla kurduğu entelektüel mesafe, kendini bilgiyle var etme çabası bana tanıdık geldi. Bu tanışıklık hali, beni içinde bulunduğumuz çağda bilginin neye dönüştüğünü daha derinden düşünmeye itti. Ancak izin verin, önce bir çöküşten bahsedeyim. Çünkü sanatla bağlantısı tam da bu çöküşün içinde saklı. Geçenlerde Evrim Ağacı adlı YouTube kanalında karşılaştığım bir video dikkatimi çekti. Konu, “bilginin ölümü”ydü. Başta akademi ve gazetecilik olmak üzere bilgi üreticilerini motive edecek ekonomik ve kültürel koşulların ortadan kalktığı bir dönemden söz ediliyordu. Çünkü artık insanlar bilgiye Vikipedi, Ekşi Sözlük, BBC Türkçe, Webtekno gibi kaynak sitelere girmeden ulaşıyor. Google arama sonuçlarında bilgiyi doğrudan sunuyor. Tıklanma azaldığı için reklam geliri bitiyor ve bu da içerik üreticilerinin para kazanmasını imkânsız hale getiriyor. Sonuç olarak, birçok haber ve bilgi platformu birer birer kapanıyor. Yapay zekâ sistemleri ise bu sitelerin geçmişte ürettiği verilerle eğitilip aynı bilgileri yeniden üretiyor. Böylece bilgi yalnızca birkaç teknoloji devinin elinde toplanıyor. Bu da hem bilginin üretimini hem de dolaşımını tekelleştiriyor. En korkutucu olanı ise bu bilgilerin süper zengin kapitalistler tarafından manipüle edilme potansiyelinin çok yüksek olması.

Bu noktada çoğu kişinin aklına “post-truth” yani hakikat sonrası çağ gelecektir. Bu çağda doğrular yerini inançlara ve duygulara bırakmıştı. Yalan da en az gerçek kadar etkili hale gelmişti. Fakat bugün geldiğimiz nokta post-truth’tan bile daha karanlık. Artık sadece yalanın değil, bilginin bizzat kendisinin üretimi durduruluyor. Doğru ya da yanlışın önemi kalmıyor çünkü üreten yok. Akademisyenler, gazeteciler, sanatçılar bilgi üretimiyle değil, geçim derdiyle meşgul. Kalan boşluksa yapay zekâ tarafından dolduruluyor. O da geriye dönük bilgiyi yeniden paketleyip sunmaktan öteye gidemiyor. Bu da kültürel olarak bizi büyük bir sığlaşmaya sürüklüyor.

Bilgiye verilen değerin düşmesi, kültürel alanlarda da kendini gösteriyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt’in “Daha çok elektrikçiye, daha az LGBTİ+ yüksek lisansına ihtiyacımız var” cümlesi, entelektüel bilgiye karşı yükselen düşmanlığı açıkça ortaya koyuyor. Düşünsel üretimin değersizleştiği, akademinin küçümsendiği bu yeni kapitalist modelde entelektüel artık sistemin gözünde işlevsiz. Bu düşünce haliyle sanata da yansıyor. Sanat giderek daha kolay tüketilebilen, daha hızlı üretilen, daha yüzeysel işlere dönüşüyor. Sanat eserinin taşıdığı düşünsel ve felsefi derinlik geri plana atılıyor. Onun yerini algoritmalarla görünürlük kazanan içerikler alıyor. Estetik değer, yerini “içerik değeri”ne bırakıyor. Zaten antientellektüelizim pompalanan sanat ortamında bu sorun daha da derinleşecek gibi.

Bu değişimi kendi öğrencilerim üzerinden birebir deneyimliyorum. Aldığım birçok ödevin yapay zekâ ile üretildiğini fark ediyorum. Bunda bir sorun görmüyorum çünkü teknolojiye karşı değilim. Fakat bu ödevler sunum aşamasına geldiğinde öğrencilerin konuyu öğrenmediklerini, bilgiyi sadece kopyaladıklarını açıkça görüyorum. Onlardan el yazısıyla makale yazmalarını istediğimde yazılar daha sahici ama içerik bakımından zayıf oluyor. Bu da bilgiyi edinmenin niteliğinde ciddi bir düşüş olduğunu gösteriyor. Sanata yansıması ise çok belirgin. Öğrenciler artık daha kestirme yollardan eser üretmeyi tercih ediyor. Düşünceye dayalı üretim yorucu geliyor. Yüzeyde kalan ama “ilgi çekici” işler yapılıyor. Derinlikli olan ise rağbet görmüyor. Bu sadece bir pedagojik mesele değil. Yeni çağın sanat anlayışını ele veren bir gösterge.

Geçtiğimiz günlerde samimi bir arkadaşıma, uzun zaman sonra içten bir mektup yazdım. Duygularımı açıkça paylaştım. Ama aldığı karşılık, çağın ruhuna uygundu. Kısa, özensiz, mesafeli. Yani sıradan bir “mesaj” gibiydi. Tüm bu deneyimler bana şunu gösterdi: Bilginin, düşüncenin ve duygunun aynı anda ölüme terk edildiği bir çağdayız. Ve bu ölüm hali sanatın da üretim damarlarını kurutuyor. Sanatın içinde olduğu kriz, sadece estetik bir problem değil. Kültürel bir suskunluğun, zihinsel bir çoraklığın işareti.

Sorunuzun yanıtı işte burada: Bu çağın sanatla ne ilgisi var? Her şeyle.

Emin Çelik

Üretimleri genel olarak heykel, enstalasyon ve video odağında olan bir sanatçıdır. Aynı zamanda güncel sanat alanında çeşitli yazılar yazar.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Summer Love VIII
Önceki

Ekavart Gallery’de Yeni Sergi: Summer Love VIII

Auguste Perret
Sonraki

Auguste Perret’nin Aforizmaları Raflara Çıktı