Kadın Sanatının Kamusal Yüzü

Jenny Holzer, “Protesto”. Videodan bir kare. Art21
Jenny Holzer, “Protesto”. Videodan bir kare. Art21

Kamusal alanda sanat, sanat eserlerinin geleneksel galeri veya müze gibi kapalı ve sınırlı mekanlar yerine, kamunun erişimine açık sokaklar, park, meydan, bina cepheleri veya ulaşım alanları gibi alanlarda sergilenmesini ifade eder. Kamusal alanda sanat genellikle toplumla doğrudan iletişim kurmayı ve kamusal yaşamla etkileşime geçmeyi hedefler. Kadınlar ise kamusal alanda sanatı, kamusal görünürlüğü artırmak ve toplumsal cinsiyet rollerine dair kalıpları sorgulamak için güçlü bir araç haline getirmiştir. Erkek egemen kamusal mekâna kadın sanatçılar tarafından yapılan müdahaleler; görünmez olanı görünür kılmak, kadın deneyimlerini kolektif hafızaya dahil etmek ve kadın bedeninin kamusal alandaki varlığını politik bir duruşa dönüştürmek amacını taşır. Duvar resimleri, performanslar ve enstalasyonlar aracılığıyla kadınlar, kamusal mekânda hem fiziksel hem de simgesel bir yer edinmeyi amaçlamıştır. Kamusal alanda sanatı kadın teması özelinde, öncelikle Jenny Holzer üzerinden ele alacağım.

Jenny Holzer, 1972’de Ohio Üniversitesi’nde baskı resim alanında Lisans, 1977’de Rhode Island Tasarım Okulunda, Yüksek Lisans eğitimi aldı. Holzer daha sonra New York’a taşındı ve Whitney Amerikan Sanatı Müzesi’ndeki Bağımsız Çalışma Programı’na başladı. Aynı yıl, Batı kültürünün ataerkil, tüketici odaklı toplumunda kişisel ve politik anlamın nasıl yaratıldığını parçalamak için hem orijinal hem de ödünç alınmış metinleri içeren sanatsal araştırmasını başlatarak ilk metin tabanlı eserini üretti.

“Truisms” isimli çalışmasını 1977-79 yılları arasında kısa ve öz tek cümlelik şiirlerden oluşan bir seri olarak oluşturmuştur.1979-82 yılları arasında yazdığı “Inflammatory Essays” adlı çalışması için Holzer, New York’un çeşitli yerlerine posterler yapıştırdı. Holzer, 1980’lerde çalışmalarını New York’taki Times Meydanı ve Londra’daki Piccadilly Circus gibi önemli kamusal alanlarda ve ayrıca spor stadyumlarında sergilemek için elektronik tabelalar kullandı. Başlangıçta Under the Rock isimli çalışmasından metinler taşıyan oyma mermer ve granit banklar ve AIDS krizinin yıkıcı etkileri üzerine düşüncelerini içeren Laments 1988-89 taş lahitler üretmeye başladı. New York’taki Solomon R. Guggenheim Müzesi’ndeki 1989-90 retrospektifi için Holzer, Frank Lloyd Wright tasarımı rotundanın korkuluğunun etrafına dolanan, bugüne kadarki tüm çalışmalarından aforizmalar ve bildiriler sergileyen, mekâna özgü bir tabela yarattı. 

1990’da Venedik Bienali’nde Birleşik Devletler’i temsil etti ve yazılarından oluşan bir diziyi mermer bir zemine kazıdığı tabelalarla yayınladı. Yayınladığı tabelayla, Venedik Enstalasyonu için Altın Aslan ödülünü aldı.

Holzer, ek olarak sanatının konusu olarak Amerikan hükümet belgelerini de kullanmıştır. Yağlı boya arka planlara serigrafi baskıyla basılan bu eserleri, Irak savaşı sırasında gerçekleştirilen vahşet eylemlerini ve askeri uygulamaları kınamaktadır.

Holzer, şehri ve tuvali, yayın platformu olarak ele almış, kamusal alana rahatsız edici gerçekleri ve şiirsel darbeleri entegre etmiştir. Eserleri konuşur, araya girer, “Gücün kötüye kullanılması şaşırtıcı değildir” ve “Beni istediğim şeyden koru” gibi ifadelerle reklamların ve sloganların olağan gürültüsünü keser. Sokağın diline aşina olanlar için, onun sözleri temiz bir duvara iyi yerleştirilmiş bir brülör gibi çarpar: kısa, cesur, görmezden gelinmesi imkansız.

Holzer’in Light Line isimli çalışması 2024 yılında Guggenheim Müzesi’ne son dönüşüdür. Uzayda metnin olanaklarını ne kadar zorladığını gösterir bu çalışması. Orijinal 1989 LED spiralini genişleten yeni versiyon, müzenin rotundasının altı katına kadar uzanır; ayrıca binanın beklenmedik yerlerine parçalar bırakarak sokaklardaki köklerini yansıtır.

Tatyana Fazlalizadeh ise kamusal alanda sanatın öncü bir diğer isimdir. 2012 yılında kadınlara yönelik sokak tacizine karşı dikkat çekmek ve tepki göstermek için sokak sanatını kullanmaya başladı. Kadınlara Gülümsemeyi Bırakın (STWTS) isimli poster kampanyası, kadınlarla kamusal alanda maruz kaldıkları cinsel taciz deneyimleri hakkında yapılan röportajlara dayanıyordu. Her poster bir kadının portresi ve deneyimine yanıt veren bir başlık içeriyor.  Başlıklar arasında “Kıyafetim bir davet değil” ve “Hayır, benimle bir dakika konuşamazsın” gibi ifadeler yer alıyor.  Kampanya, kadınlara tacizcilerine karşı mücadele etme fırsatı sunuyor. Stop Telling Me to Smile posterleri Fazlalizadeh’in Brooklyn’deki mahallesinde sergilendi. Fazlalizadeh daha sonra Stop Telling Women to Smile posterlerini Amerika Birleşik Devletleri’ndeki diğer şehirlere götürmek için Kickstarter kampanyası yürüttü. Fazlalizadeh 2015 yılında projeyi Meksika’ya götürdü. 

Fazlalizadeh, Nisan 2015’te Kadınlara Gülümsemeyi Bırakın kampanyasının uzantısı olarak “Uluslararası Buğday Ezme Günü”nü oluşturdu. Bu etkinliğin bir parçası olarak, katılımcılar üçer kişilik gruplar halinde, 17 Nisan 2015’te Fazlalizadeh’den aldıkları görsellerle dünyanın dört bir yanına çeşitli dillerde çalışmalarını yapıştırmak için yola çıktılar. Katılımcılar ayrıca planlarını ve başarılarını STWTS web sitesine yükleyebildiler. Fazlalizadeh bu proje aracılığıyla çalışmalarının ve mesajının daha geniş bir kitleye ulaşmasını ve destekçilerini kendi uygulamasına dahil etmeyi amaçlıyordu.  

Fazlalizadeh’in çalışmaları, hem feminizm hem de ırk temelli ayrımcılıkla mücadele açısından önemli bir yere sahiptir. Sanatını sadece bir estetik üretim değil, toplumsal dönüşüm için bir araç olarak konumlandırır.

Elina Chauvet, Ciudad Juárez Özerk Üniversitesi’nde mimarlık okudu. Chauvet, çağdaş sanatın çeşitli disiplinlerinde Kanada’da çeşitli dersler aldı. Meksika’da Luis Nishizawa, Luis Felipe Ortega ve Miguel Castro Leñero gibi önemli isimlerin atölyelerine katıldı.

Sanatsal süreci, toplumsal süreçler ve kadınlara yönelik şiddet konusunda araştırdığı ve incelediği artivizm ve feminizm etrafında döner. Meksika, Güney Amerika, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da çok sayıda solo ve grup sergisine katılmıştır. 

2009 yılında Ciudad Juárez’de başlattığı ortak bir sanat projesi olan “Kırmızı Ayakkabılar” isimli Kamusal Sanat enstalasyonu en dikkat çekici eserlerinden biridir. Bu eseri daha sonra İtalya, Norveç, Arjantin, Şili, Paraguay, İspanya, Ekvador, ABD, Kanada, Brezilya ve Benin Afrika gibi çeşitli ülkelerde yeniden üretti.

Ciudad Juárez, Kırmızı Ayakkabılar, İtalya, 2013
Ciudad Juárez, Kırmızı Ayakkabılar, İtalya, 2013

“Kırmızı Ayakkabılar” uluslararası bir sembol ve kadınlara karşı şiddetsizliği teşvik eden bir projedir.  Kırmızı Ayakkabılar toplumsal cinsiyete dayalı şiddete tepki göstermek ve dur demek amacıyla yüzlerce çift kırmızı ayakkabıdan oluşan bir enstalasyon biçimindeki kamusal alanlarla ilişkili bir sanat projesidir.

Her çift ayakkabı kadın cinayeti mağduru olmuş veya kaybolmuş bir kadını temsil ediyor; onun yokluğunu ve vatandaşların dünya çapında cinsiyete dayalı şiddeti ortadan kaldırma iradesini temsil ediyordu. 1990’lardan beri Ciudad Juárez’de kadınların sürekli öldürülmesini ve Meksika’da devam eden kaybolmaları ve kadın cinayetlerini kınıyor bu temsille. Dünya çapında kadınların maruz kaldığı şiddeti görünür kılıyor. Kavramsal olarak seyahat ediyor, her bir kopyada tüm sürecini üreterek, eğiten ve bu konuda çalışmaya devam eden dayanışma ağları yaratıyor. Çalışma, ayakkabıların kamusal bir alana yerleştirilmesiyle gerçekleşiyor.

Kırmızı Ayakkabılar, Avrupa, Latin Amerika, Meksika ve ABD’nin birçok şehrine ulaşarak toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadelenin simgesi haline gelmiştir.

Tatyana Fazlalizadeh, Ciudad Juárez, Jenny Holzer, gibi sanatçılar, kamusal mekânı bir protesto, farkındalık ve ifade alanı olarak kullanmışlardır. Bu üretimler, sadece bireysel bir sanatçının eylemi değil, aynı zamanda kadınların kolektif hafızasına ve taleplerine dair bir sesleniştir. Kamusal alanda kadın sanatı, mekânın anlamını yeniden kurarken, izleyicinin pasifliğini de kırar; onu tanık, sorgulayan ve hatta bazen müdahil bir özne haline getirir.

Kadın sanatçıların kamusal alanda üretim yapması, yalnızca sanatsal bir ifade biçimi değil, aynı zamanda mekâna dair politik bir müdahale olarak da okunur. Kamusal alanda var olmak, kadınların hem görünürlüğünü artırır hem de mekânda söz sahibi olmalarını sağlar.

YAZAR

Gökçe Oruç
Sanat Okur yazarı

Gökçe Oruç

Gökçe Oruç uzman sanat tarihçi, küratör, yazar ve reklamcı. Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini 2017 yılında tamamladı. Spesifik olarak moda tarihi üzerine uzmanlaştı. Uzun süre Genç Sanat Dergisi’nde yazarlık yaptı. Çeşitli sanat galerileri…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.