Çehov’un Taşrasından Nietzsche’nin Döngüsüne: Bobik Nerede?

Bobik Nerede?
Bobik Nerede?

Anton Çehov’un ölümsüz ve umutsuz eseri Üç Kız Kardeş’ten, Fatih Sönmez’in çağdaş uyarlaması olan “Bobik Nerede?”, bir aile dramı. Mim Kolektif’in ilk yapımı olarak, kasım ayında seyirciyle buluşan oyun; dekor, kostüm ve hareket tasarımıyla, doyurucu bir tiyatro deneyimi sunuyor. Prozorov ailesini ve misafirlerini, Aybanu Aykut, Başak Daşman, Jehat Kaplan, Kürşat Öçalan ve Selen Domaç canlandırıyor. 

Zamanın kısır döngüsü ve insanın varoluşsal anlam arayışı üzerine derin bir sorgulama niteliği taşıyan bu oyunda, Rusya’nın değişen sosyal dengeleri içinde, ayrıcalıklı sınıfa ait bir ailenin, “yeni dünya ve değerleri” karşısında yaşadığı çelişki ve çöküşleri izliyoruz. Aile üyelerinin geçmişlerine, özlemlerine ve umutsuzluklarına tanık oluyoruz.

Taşranın Ataletinde Prozorov Ailesi 

General Prozorov’un, on bir yıl önce, Kuzey Rusya’da bir taşra kentine atanmasıyla başlayan zorunlu sürgün, babalarının ölümüyle birlikte bu taşraya adeta “çakılıp kalan” üç kız kardeşin çığlığına dönüşüyor. Sahnede yankılanansa, hiç bitmeyen bir Moskova özlemi.

En büyük kız kardeş Olga, yirmili yaşlarının sonunda, bekar bir lise öğretmeni. Ortanca kardeş Maşa, yirmilerinin başında, mutsuz bir evlilik ve yasak aşk kıskacında. Küçük kardeş İrina, henüz yirmisine yeni basmış, çalışma hevesiyle yanıp tutuşan ama mantık evliliğine zorlanan bir genç kız. Abileri Andrey ise okumaktan hoşlanan, entelektüel bir karakter olarak, iyi bir kariyere ve sevdiği bir eşe sahip olmasına rağmen hayal kırıklığı içinde.

Moskova, bu aile bireyleri için artık bir hayal, hatta bir ütopya. Şatafatlı gibi görünen hayatlarında, oldukça mutsuzlar. Sıkışıp kaldıkları bu taşra yaşamında, bilgili ve eğitim görmüş olmak, onlar için anlamsızlaşıyor. İrina’nın, büyük bir hevesle öğrendiği İtalyanca’yı konuşacak kimse bulamadığı için unutmaya başlaması, ailenin entelektüel birikimine kattıklarının, taşradaki boşu boşunalığına dair sarsıcı bir ironi sunuyor. 

Evlerinde, farklı kesimlerden ziyarete gelen insanları ağırlarken, felsefe, hayat ve Moskova üzerine yaptıkları sohbetlerle bir nebze de olsa dağılan umutsuzlukları; Moskova’ya dönebilme ihtimalleri tamamen bittiğinde, ablaları Olga’nın isyanında asılı kalıyor:

“… Zaman geçecek, sonsuzca geçip gideceğiz bizler de; unutacaklar bizi, yüzlerimizi unutacaklar, seslerimizi, sayımızı; fakat acılarımız bizden sonra yaşayanlar için sevince dönüşecek, mutluluk ve esenlik gelecek dünyaya ve iyi sözlerle anacaklar bizi…”

Bobik ve Beklenti Tuzağı

Yeğenleri, sahnede hiç görmediğimiz ama adını sıkça duyduğumuz Bobik ise, Samuel Beckett’in Godot’sunu anımsatan soyut bir figür olarak günlük konuşmalarda yer buluyor. Bobik’le asla tanışamamamız, kız kardeşlerin Moskova umudunun hiç gerçekleşmemesinin bir sembolü olmuş. Tıpkı Moskova’ya dönme hayali gibi hep var olan ama asla gerçekleşemeyen umudun ve yüzlerinden dökülen acının sembolü, görünmez bir çocuk o.

Üç kız kardeşin, sürekli hayattan bir şey beklemeleri (Moskova’ya gitmek, eski görkemli günlere dönmek, âşık olmak vb…), kendi beklentilerine odaklandıkça da taşra yaşamının onlardan beklediklerinde (öğretmenlik yapmak, mevcut ilişkileri onarmak, çalışmak vb…) bir türlü “anlam” bulamamalarına sebep oluyor.

Sadece beklentilerimize odaklandığımız bir yaşam, hayat bu beklentileri karşılamadığında yıkılmamızı sağlar. Hayal edilen yaşama ulaşabilmek için, yalnız hayal etmenin yeterli olmadığı, hedef ve gayeler için çaba harcanması gerektiği vurgusu da bu yüzden oyunda çok hâkim. 

Bobik Nerede?
Bobik Nerede?

Anlamın Gücü, Bengi Dönüş ve Amor Fati

Victor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” adlı eseri, insan ruhunun en karanlık koşullarda bile nasıl ayakta kalabileceğine dair sarsıcı bir tanıklıktır. Nazi toplama kamplarından sağ çıkmış bir psikiyatrist olarak, insana ve yaşama dair gözlemlerini yazdığı bu kitapta, mahkumların yaşadığı süreçler üzerinden; şok, duygusuzlaşma ve özgürlük sonrası ahlaki bozulma tehlikesini anlatır.

Frankl’a göre insanın temel güdüsü “anlam”dır, insanın elinden her şeyi alabileceğinizi ama kişinin kendi tutumunu seçme özgürlüğüne dokunamayacağınızı, anlatır. Hayatın anlamını bulmanın yollarının ise; bir eser yaratmak, bir değer yaşamak ve acıya karşı alınan tavırdan geçtiğini savunur. Yani insana, “başına geleni değiştiremiyorsan, ona verdiğin tepkiyi değiştir,” diye öğütler:

“…Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu…”

Böylece insan, kendi kaderinin karşısında “pasif bir kurban” olmaktan sıyrılarak, “aktif bir anlam yaratıcısı”na dönüşebilir…

Oyunun yönetmeni Fatih Sönmez’in üstünde durduğu “bengi dönüş” tezi de zamanın çizgisel değil döngüsel olduğu ve evrendeki tüm olayların sonsuz bir döngü içinde tekrar tekrar yaşanacağı düşüncesidir. Evrenin nasıl işlediğine dair bilimsel bir iddianın ötesinde, etik bir yaşam rehberi olarak çıkar karşımıza. Eğer hayatınızı sonsuza kadar tekrar yaşamaya “Evet!” diyebiliyorsanız, o hayatı hakkıyla yaşıyorsunuz demektir. Bu düşünce aynı zamanda insanı, kararlarının sorumluluğunu almaya zorlar: “Öyle bir seçim yap ki bu seçim sonsuz kez tekrarlansa bile altında ezilme.” 

Bu durum “kaderini sevmek” öğretisiyle de doğrudan bağlantılıdır; “Amor Fati”, başımıza gelenleri kabullenmenin yanında, onları sanki kendimiz seçmişiz gibi tutkuyla sevmekten geçer. Acısıyla, tatlısıyla ve pişmanlıklarıyla hayatın bütününü onaylamak, “üstinsan” olma yolundaki en büyük adımdır. 

Nietzche de bu öğretileri, mantıksal bir temele oturtmaya çalışmıştır: “Evrendeki enerji ve madde miktarı sonluyken, zaman sonsuzdur. Bu sonsuz zamanın içinde, sonlu sayıdaki atom ve kuvvet kombinasyonun, eninde sonunda aynı dizilime geri dönmesi ise kaçınılmazdır.”

İşte bu “bengi dönüş”, insanın geçmişe duyduğu pişmanlığı ve geleceğe duyduğu boş umudu ortadan kaldırmayı hedefler. Bizi, “şu ana” odaklar. Çünkü eğer zaman bir döngüyse, “şimdi” aslında sonsuzdur.

“Bobik Nerede?” oyunu, üç kız kardeşin, Moskova’ya dönme hayaliyle geçen on bir yılını, aslında bir türlü kıramadıkları bu döngünün onlar için nasıl bir hapishaneye dönüştüğünü gözler önüne seriyor…

Bir Işık Umuduyla 

Günümüz toplumuna ve insanın tembelliğine ayna tutan Mim Kolektif ekibine teşekkür ederken; yazımı, oyunun en etkili tiradıyla bitirmek istiyorum:

“Neden, neden daha yaşam yolunun başlangıcında can sıkıcı, renksiz, silik, tembel, duymaz, yararsız mutlu kişiler olup çıkıyoruz. İki yüz yıllık tarihi var şu şehrin. İçinde iki yüz bin kişi yaşıyor. Ama ne geçmişte ne de şimdi bir tek kişi yok ki diğerlerine benzemesin. Kendini öyle yüce bir amaca adamış tek kişi bile yok. İnsanda kıskançlık duygusu ya da öykünmek için tutku uyandıracak ufacık yetenekli bir sanatçı, bir tek bilim adamı yok. Sadece arabalara kurulup gezer, yer, içer, uyur. Sonra da ölürler… Sonra başkaları doğar bunlar da yer, içer, uyur ve can sıkıntısından aptallaşmamak için, iğrenç dedikodularla, votkayla, kumarla, hileli davalarla hayatlarında değişiklik yaparlar… Karılar kocalarını aldatır, kocalar da yalan söylerler, hiçbir şey görmüyor, hiçbir şey duymuyormuş gibi davranırlar. Çocuklar karşı konulması zor, adi bir etki altında ezilirler, onlardaki tanrısal kıvılcım söner… Ve bu çocuklar da, tıpkı ana-babaları gibi birbirine benzeyen, acınacak bir kadavra haline gelirler. Günümüz ne kadar iğrenç. Ama geleceği düşününce rahatlıyorum. Hafifliyorum sanki. Uzaklarda bir ışık parlıyor. Özgürlüğü görüyorum…”

Neşe ile hüznün iç içe geçtiği bu emeği bol dram, yeni yılda da seyircisini bekliyor. 

Alkışı bol olsun…


KÜNYE

Yazar: Anton Çehov (Üç Kız Kardeş’ten uyarlama)
Uyarlayan & Yöneten: Fatih Sönmez

Oyuncular:

Aybanu Aykut
Başak Daşman
Selen Domaç
Kürşat Öçalan
Jehat Kaplan

Yönetmen Yardımcısı: Jehat Kaplan
Hareket Tasarımı: Seda Özgiş
Repetitör: Ozan Demir
Işık Tasarımı: Ayşe Sedef Ayter
Kostüm Tasarımı: Nilsu Baldan
Dekor Tasarımı: Mehmet Ali Yıldız
Ses Heykeli Tasarımı: Serkan Aka
İllüzyon Danışmanı: Nazmi Atakan Özdoğan

Pr Direktörü: Şule Kazgan
Asistan: Ayşegül Şevval Kalabalık
Yapım: Mim Kolektif

Etkinlik Türü Dram

Süre 85 dakika

YAZAR

Tüveyç Demir
Sanat Okur yazarı

Tüveyç Demir

Kadıköy Anadolu Lisesi'nden 2005’te mezun olmuştur. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü 2010 yılında tamamlamıştır. Edebiyat tarihi ve mezarlıklar üstüne çalışmaktadır. Yayımladığı Eserler: Kemal Râgıp Enson: “Oğlumla Başbaşa”, (2025), “Eğlence Şehirlerinde 60 Gün”, (2026).

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.