Hamiyet
Hamiyet

“Hamiyet” Üzerine Oyuncuları ile Söyleşi

OKU

Hamiyet”, gerek gerçek yaşanmış hikayeden alıntılanan senaryosu, gerek Peyk gibi bir grubun projenin merkezinde olması nedeniyle bu senenin en dikkat çeken projelerinden oldu.

6 Haziran’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu gibi önemli bir alanda sergilenecek oyun öncesi müzikaldeki hikayenin şahidi ve yaratıcısı Peyk grubunun solisti İrfan Alış, grubun gitaristi Serdal Ersoy ve müzikalde sahne alan oyunculardan Esra Kızıldoğan, Ezgi Çelik, Sabahattin Yakut ve son olarak Uygar Özçelik ile güzel sohbetler gerçekleştirdik.

Rolünüzden biraz bahsedebilir misiniz? Nasıl hazırlandınız?

Esra Kızıldoğan ( Seher rolünde ) – Ben “Hamiyet”in en yakın arkadaşı “Seher” i oynuyorum. Sevdiklerini koruyan, kollayan, destekleyen bir karakter. Aynı zamanda hikayenin çıkış noktası biliyorsunuz İrfan’ın hatırası, Seher de İrfan’ın gerçek hayattaki annesi aslında.

Ezgi Çelik ( Feride rolünde ) – Feride karakterini oynuyorum. Oyunda diğer karakterler dönemin etkisiyle daha politik, Feride daha çok hayat kurmak, tek başına bir kadın olarak var olmanın peşinde. Yalnızlığı ile baş etmeye çalışıyor daha çok.

Hazırlık kısmı benim için aşırı hızlı gelişti. Son on günde oyuna dahil olan iki oyuncudan biriyim. Işık Kasapoğlu ve sekiz günlük çalışma zamanı rüya gibiydi. 

Sabahattin Yakut ( Hasan rolünde ) – Topallayarak hazırlandım. Şaka değil ciddiyim. (: Beni en çok zorlayan; “Hasan”ın topallayan ayağını seçmek oldu. Çünkü Hasan topal olduğu halde hiç çekinmeden bir fabrikayı (- eski çalışanı olduğu fabrikadaki tazminatının ödenmeyeceğini duyunca) tek başına basabilecek bir kararlılıkta ve de delilikte bir karakter. Aynı zamanda sonradan sakatlanan bacağına aldırmadan insanlara söylevlerde bulunan biri. Dolayısıyla Hasan’ın hareket kabiliyeti fazlasıyla elzem bir durumdu. Geri kalan süreç ise metinde ki Hasan ile hayalimde ki Hasan’ı ortak noktada buluşturmak üzerine oldu. Hasan bizim hikayemizde belki de Hamiyet’in bütün hikayesinin başlangıç sebebi. Yine bir fabrika grevinin başını çekerken Hamiyet ve omuz omuza mücadele ettiği diğer arkadaşları ile beraber tutuklanır. Ve Hamiyet işkence altında aklını kısmen yitirirken Hasan da bacağını kaybeder. Hasan bu kadar deli dolu bir hak ve emek savunucusuyken, aynı zamanda da en yakının kendisine oynadığı oyunu göremeyecek seviyede inanılmaz da saf. Bu cesur ve temiz bir insan olma haliyle de “Hamiyet”in fikir babası İrfan (Alış)’ın da babası olur kendisi.

Uygar Özçelik ( Cemil rolünde ) – Prova süresince bir takım aksilikler yaşanmış ben oyuna son on gün kala girdim Işıl hocayla birlikte. O yüzden hem oyunu anlamak hem rolü çıkarmak hem de o dünyaya dahil olmak vesaire vesaire için çok az  vaktim vardı ama hocayla birlikte bu şartlar altında bir araya gelmek yaratıcı muslukları iyice açmış gibiydi; bu yüzden de rüya gibiydi o kısa prova süreci…

Hamiyet
Hamiyet

“Hamiyet” müzikalinin ana temalarını ve izleyicilere vermek istediği mesajları oyunda yer alan bir oyuncu olarak siz nasıl tanımlarsınız?

Esra Kızıldoğan – Hamiyet gerçek bir hikayeden yola çıkmış olmasına rağmen artık bizim oyunla birlikte bir simgeye dönüşmüş durumda benim için. Hepimizin ama özellikle kadınların kaybolmuş, tutunamayan, evcilleşmemiş, hayalperest tarafının göstergesi gibi.

Ezgi Çelik – Hamiyetler hep vardı ve olmaya da devam edecek. Siz görmek isteseniz de istemeseniz de. Ve kabul etmek durumundayız ki hayatın esaslı taraflarını önce Hamiyetler hissediyor ve çünkü hepimizden daha cesur ve gerçekler. Şu aralar oyunu oynarken en çok bu kısmı anlaşılsın heyecanındayım.

Sabahattin Yakut – Açık olmak gerekirse bir mesaj kaygımız hiç olmadı. Zaten bir esere belirli mesaj ya da mesajlar yüklediğinizde eserin sanatlılığı da bir o kadar kalite olarak düşüyor. Ama hikayemizin baş karakterinin bir kadın olması. Yazarımızın da bir kadın olması elbette kadın odaklı gibi algılanabilir. Algılansın da… Ama biz daha çok oyunda Hamiyet’in insan olma özelliği ve çocuk samimiyetine sahip sanatçı kişiliği ile sanat yapma isteğinin, eyleminin günün koşulları ve çevre etmenlerin baskısı sonucunda O’nu nasıl bir hayata mecbur bıraktığını ve nasıl bir kavga verdiğine tanık oluyoruz. Ve pek tabii diğer karakterlerin de hayata dair mücadeleleri, var olma biçimleri, etik, ahlak ve benzeri normlar ile sınavlarına şahit oluyoruz.

Kısaca 80 dönemini öncesi ve sonrası kadın olmak, insan olmak, anne olmak, baba olmak, kardeş olmak, arkadaş olmak, çocuk olmak ve zorlukları diye sıralayıp devam edebiliriz ve hatta.

Uygar Özçelik – “Hamiyet” o açıdan katmanlı  bir oyun… Çocuksu nahif bir karakterin hayatın kabalığı içinde yok oluşunu anlatırken, Deniz Madanoğlu’nun incelikli kalemi bir çok problemin içinde geziyor; aldatılmak, anlaşılmamak, yok sayılmak, işte – evde ezilmek, bu ülkede kadın olmak, vatandaş olmak, anne olmak, hain olmak, yalnız olmak… Hayatın ve kişilerin  fark edilmeyen taraflarına, hallerine yaklaşıp, geniş bir yelpazesine tanık ediyor bizi Hamiyet…

Işıl Kasapoğlu ile bu projede çalışmak nasıl bir deneyimdi?

Esra Kızıldoğan – Işıl Hoca’yla çalışmak olağanüstüydü. O olmasaydı olmazdı, olamazdı… İyi ki var… Çok şanslıyız.

Ezgi Çelik – Ben çok uzun yıllardır Işıl Hoca ile tanışıyorum ve çalışmak için de peşindeydim. O yüzden aşırı memnunum. Ona bayılıyorum. Kapıdan kovsa bacadan denerim, tekrar tekrar çalışmak istiyorum hocayla.

Sabahattin Yakut – Işıl Hoca ile bundan yaklaşık on küsür yıl evvel Semaver Kumpanya’da tanışmış ve Sinan Fişek’in Shakespeare ‘den uyarladığı Titus Andronicus oyununda çalışmıştık. Işıl Kasapoğlu her zaman geçmişine ve sanatçı kişiliğine hayran olduğum (-özellikle yönetmenlik dehası) bir tiyatro insanıydı. Ve onunla çalışma fikri bile heyacana sebepti. Ve ikinci defa yeniden çalışmak da yürek hoplatmaktan ziyade bir güven duygusuna sebep oldu. Ve bence bir işin içinde, ucunda, kıyısında bir şekilde Işıl Kasapoğlu varsa sen sadece eylemeye bak derim; Oyna. Yalnız kendime özel bir şey söyleyeyim Işıl Hoca’yla ilgili: Beni çırak olarak yanına almasa da her hangi bir fikrimi beğendiğinde “Bunu yap” dediğinde benden iyisi yok. O fikri gerçekleştirmeye de gerek yok. Çünkü zaten amacım Işıl Hoca’nın merak edeceği “Bunu yap” diyeceği bir fikir bulmak. (:

Uygar Özçelik – Yıllardır çalışmak istiyordum maestro’yla bu süreçte de tanıştığımız an çalışmaya başlamak zorundaydık hoca bir oyuncu için o kadar konforlu ki tanıştığımız an bir sahneyi çözmeye ve çalışmaya başlayabilir hale getiriyor oyuncuyu. Sizi yaratıcı alana, oyun alanına hemen çekiyor ve oradaki öncelik sıralamalarını çok iyi yaptığı için sizi çok hızlı şekilde ilerletebiliyor; bu çok konforlu çok eğlenceli bir şey.

Böyle bir müzikalde birlikte yol almadan önce Peyk dinleyicisi miydiniz?

Esra Kızıldoğan – Evet çok sevdiğim bi gruptu kendileri. : )

Ezgi Çelik – Evet. Çok uzun yıllardır dinliyordum ve hayranıydım Peyk’in. O yüzden de çok güzel onlarla arkadaşız şu an ve de aynı sahnedeyiz. Çok havalıyız oyuncular olarak. : )

Sabahattin Yakut – Değildim. Ne yazık ki… ya da iyi ki. Bilemedim. Ama artık fazlasıyla iliklerime işledi. Çok samimi çok içten, arıza , ezber bozan bir grup. Her an her yerde hep dilimde bir peyk şarkısı var. Hatta artık zihnimden biraz da olsa uzaklaşsın diye yabancı bir grup açıyorum; rastgele değil tabii. Ama komik olan o grubun adı da cake… (: Böyle çaktırmadan iliklere işleyen bir grup işte Peyk.

Uygar Özçelik – Evet uzun yıllardır bazı şarkılarını dönüp dönüp dinlerdim, liste de her yıl kabarırdı…

Müzikalde en sevdiğiniz şarkı hangisi?

Esra Kızıldoğan – Valla çok zor ayırt etmek benim için. Her oyun değişiyor… Gerçekten çok güzel şarkılar, “Sinema”yı hep seviyorum, “Kahır”ı çok seviyorum; “Denizdeyim”i, “Derdini Bul”u, “Kaybolmam Lazım”ı, “Gidin”i falan zaten seviyorum; en kısa cevabım bu. : )

Ezgi Çelik – Çok var. O gece dertler derya olmuşsa hemen sahne arkasına geçip “Kahır” da kopuyorum. “Sinema” zaten favorim. “Denizdeyim” şarkısını doksan altı yaşıma geldiğimde bıkmadın mı hâlâ dinlemekten diyecekler; hayır diyeceğim; işte o şarkı.

Sabahattin Yakut – Bütün şarkıları yoldaşım olsa da “ Kahır ”.

Uygar Özçelik – Aklıma ilk “Sobe” geldi, enfes bir şarkı. Sürekli mırıldanıyorum…

Tiyatro oyunu ile müzikal oyun arasında bir tiyatrocu açısından ne gibi farklar var?

Esra Kızıldoğan – Canlı bir orkestra ile şarkı söylemek bambaşka bir deneyim, bunun üzerine o karakter olarak şarkı söylemek gibi bir keyif var. Seyircinin müziklerle kurduğu bağ, eşlik edişi harika. Peyk için belki alışık oldukları bir durum ama biz oyuncular için Peyk şarkıları söylemek ve seyirciyle oradan bağ kurmak yeni bir deneyim. Tabii bir de teknik kısımlar var, mikrofonlar, oyundan önce soundcheck yapmak vs gibi…

Ezgi Çelik – Şarkı söylemek. Şarkı söylemenin stresi, şarkı söylemenin aşırı mutluluğu, ben müzikal mi yapsam sadece ile yok bu heyecan hep çekilmez arasında gidip gelmeler. Ben kesinlikle seviyorum.

Sabahattin Yakut – Bana göre bir fark yok. Bir oyuncu zaten dans edebilmeli şarkı söyleyebilmeli… Aslında tiyatro yapıyorum diyorsa… bilmeli.

Uygar Özçelik – Teknik şartlar değişiyor her teknik maddede sizi uyaran bir etki yapıyor biz sahnede buna hep engel olmak isteriz o büyü bozulmasın isteriz bu yüzden biraz daha meşakkatli denebilir ama his olarak bir oyuna göre daha tansiyonlu bir şey müzikal.

Oynadığınız tiyatro oyunlarında Shakespeare imzasının ağırlığı dikkatimi çekti: “Othello, Macbeth, Hamlet” Hatta Othello’daki rolünüzle de ödül kazanmışsınız. Shakespeare oyunlarına özel ilgiliniz var mı? En sevdiğiniz oyun yazarını öğrenebilir miyiz?

Esra Kızıldoğan – Gerçekten çok şanslıyım, Shakespeare’in çok önemli üç oyununda çok sevdiğim roller oynadım. Oyun Atölyesi ve Moda Sahnesi büyük bir mutlulukla çalıştığım tiyatrolar, onların projeleri Shakespeare olunca benim de bu oyunlarda oynama fırsatım oldu. Böyle olunca ister istemez özel olarak ilgilenmiş oldum. İyi ki de böyle oldu, müthiş bir zenginlik.

En sevdiğim oyun yazarı diye ayıramam, çok zor bi soru bu benim için, iyi olan her yazarı severim. Shakespeare, Çehov, İbsen, Pinter dan başlarız günümüze geliriz çok uzun sürer.

7 yaşınızdan bu yana tiyatronun içinde yer almışsınız. Tiyatro ile ilk tanışmanızı ve İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk / Genç Eğitim Biriminde eğitiminizle birlikte aldığınız rollerden bahsedebilir misiniz?

Ezgi Çelik – Ailemin ister misin sorusuyla başladı ve hâlâ da ara vermeden devam ediyor. İyi ki bana bunu yapmışlar. O yaşlarda tam anlamıyla oyun oynamaktı her şey. İlk profesyonel oyunum 12 yaşında Cüneyt Türel’in yönettiği “Oidipus” oyununda “Antigone” rolüydü. Sonra işler ciddileşmeye başladı ama en önemlisi hiç sıkılmadım. Takip ettiğim en önemli kısım bu, sıkılırsan olmaz gibi geliyor.

Tiyatroda sadece oyuncu olarak değil yazar ve yönetmen olarak da görev yapıyorsunuz. Tercih etmek zordur ama sizin en çok kendinizi bulduğunuz alan hangisi?

Sabahattin Yakut – Açıkçası her biri ayrı bir keyif ayrı bir çalışma alanı. Oyunun farklı alanlarında kendimi var etmeyi seviyorum. Çünkü temelinde hepsi bana oyun oynamak gibi geliyor. Sanatta üreten insanların çocukluğundan vazgeçmeyen kişiler olduklarını düşünüyorum. Bu sebeple kimi zaman kendi kurduğum kimi zaman da başka fikirlerin kurduğu hayallerin gerçekliğine dahil olmuş oluyorum. Hepsi de zorluğu kadar keyifli.

Şu anda aynı zamanda çok sevilen “Bahar” dizisinde rol alıyorsunuz. Dizi çekimleri yeterince yorucuyken tiyatroya da devam etmeniz büyük fedakarlık gibi duruyor. Siz neler söylemek istersiniz bu konuda?

Uygar Özçelik – Tiyatro yapmak fedakarlık değil bir lüks benim için. Çok iyi şarj olmuş gibi hissediyorum. Zorluk yoğun tempodan ziyade tiyatronun takviminde oluyor aslında çünkü biz setlerde de bazen iki gün üst üste sabahlara kadar çalışırız sonra üç gün çalışmayız zorlayıcı kısım tiyatro ile ilgili bir şeyin provanın temsilin o iki günün bir yerine denk gelmesi misal, genelde takvim olarak zorlayıcı oluyor.

Eğitiminize ileri Oyunculuk yüksek lisansı ile devam etmiş mektepli bir oyuncusunuz. Alaylı – mektepli tartışması en fazla olan alanlardan birisinde çalışıyorsunuz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Esra Kızıldoğan – Bizim işimizi iyi yapabilmek için, iyi bir oyuncu olabilmek için, yetenekten öte, çok emek vermeniz, disiplinli ve sabırlı olmanız gerekir. İşini iyi yapmak isteyen, emeğini veren, disiplinli, sabırlı, çalışkan her oyuncu arkadaşıma saygım sonsuz, okullu okulsuz fark etmez.

Oynadığınız karakterler arasında sizi en çok etkileyen karakter hangisiydi, niçin?

Sabahattin Yakut – Şimdiye kadar birçok karakter oynadım ve genellikle hepsi keyifliydi benim için. Hiç böyle bir düşüncem olmamıştı şimdiye kadar. Ama güncel olarak şu an oynadığım üç karakter de bambaşka keyifte benim için. Yalnızlar için çok özel bir hizmet oyununda yalnız erken emekliye ayrılmış bir akademisyen olan Mirat, Hamiyet oyununda bildiğiniz üzere ahlaklı mert delidolu hak savunucusu Hasan ve Dengeler’de de bit yeniği, karaktersiz, komik İdris. (:

Uygar Özçelik – Oyuncu olarak her seferinde benzer bir coşkuyla ve tam bir teslimiyetle rollere yaklaşıyorum ama gerçek hayattan bir karakter, yaşamış birini oynamak daha sarsıcı oluyor sanırım… İliklerinize kadar hissediyorsunuz o zaman.

Ezgi Çelik – Tek tek ayırmak biraz zor geliyor bana. Ama şanslıyım ben, hep çalışmalı, antremanlı, farklı tiplere dönüşebildim, çeşitli rollerde oynama şansım oldu.

Dijitalin yükseldiği bir dönemde televizyonda ses getiren bir projede yer alıyorsunuz. Başlarken dizinin bu kadar izleyiciler tarafından sevileceğini öngörmüş müydünüz?

Uygar Özçelik – Dijital de daha dikkatli ama daha az seyirciniz ve daha bonkör bir senaryonuz bonkör bir setiniz oluyor hazırlanmak için daha fazla vaktiniz ve elinizde senaryonuz oluyor televizyonda daha az dikkatle izleyen ama çok daha fazla sayıda seyirciniz oluyor bu temposundan dolayı da diğer şartların hepsi dijitale göre daha zorlayıcı bahar o anlamda televizyon seyircisi içinde çok fazla kişiye ulaştı. Bunu sokaktaki geri dönüşten hemen  hissediyorsunuz, reyting Sokak’ta da hissedilen bir şeymiş; “Bahar” bunu göstermiş oldu bana. 🙂

Dijitalde yeni projeniz hayat buldu “Dengeler – Biri Olmak” oradaki rolünüzden ve projeden de bahsedebilir misiniz?

Sabahattin Yakut – Aslında biraz evvel bahsettiğim karakter kendisi. Çok keyifli İdris olmak ve İdiris’i var etmeye çalışmak. Dizimiz Gain dijital platformunda. Sevgili Sarp Kalfaoğlu yazdı. Yaşayan karakterlerle dolu dolu hikayelerle ilerleyen bir metin. Yönetmenimiz Süleyman Mert Özdemir. Çok iyi bir yönetmen kendisi gerçekten. Sanırım sette duruşuna dokunmadığı karakter yoktur. Çok iyi bir metin okuyucu. Ve görüntü yönetmenimiz Erçin Karabulut . Yer altı dünyasında geçen bir hikayede tüm sahneleri tek tek bir tabloya çevirdi diyebilirim.  İşte bu üç güzel hayal kuran insanlarla ve pek tabii bir çok yetenekli set ekibi iyi oyuncudan  oluşan kadrosuyla gayet iyi bir dizimiz oldu diyebilirim. Hiç çekinmeden tavsiye ederim. Bir izleyici olarak, samimiyetle.

Dijitaller ve televizyonlar sizce rakip mi? İki yapının da avantaj ve dezavantajları sizce nelerdir?

Sabahattin Yakut – Bence alanları çok farklı. İkisi de farklı kitlelere hitap ediyor. Ulusal kanallar daha çok reklam gelirleriyle hareket ettikleri için diziler gereğinden fazla uzun ve uzunluğu çekim zamanı kısıtlılığı sebebiyle çoğunlukla iyi de başlasa sonraları vasıfsızlaşabiliyor.

Televizyon ve sonrası dijitaller sizce tiyatro ve sinema gibi sanat alanlarına izleyicinin ilgisini azaltıyor mu?

Sabahattin Yakut – Dijital platformlarda seçmek daha çok seyirciye kalıyor . Bir çok platformdan herkes kendine kendi  zevkine uygun Dizileri filmleri belgeselleri izleyebiliyor. ve kaliteli işlere erişim daha kolay dijital platformlarda. Ama son dönemde bir çok platformda hızlı üretimden olsa gerek yahut televizyon Dünyası’nın yapımcılarının dijital platformları da çoğunlukla yönetiyor olması kimi zaman dijital projeleri de vasıfsızlaştırabiliyor.

Yani herhangi bir kötü etkisinin olduğunu düşünmüyorum. Aksine artısı olduğunu düşünüyorum. ülkemizde özellikle seyirci tanınmış oyuncuyu daha çok tercih ediyor. Bu platformlar da bir çok yetenekli oyuncunun tanınmasına sebep oluyor. Böylece hiç tiyatroya gitmemiş birisi günün birinde sırf hayran olduğu tiyatro oyuncusunu izlemeye gitmek için tiyatroya gitmiş oluyor. Belki de seviyor ve devamında da yavaş yavaş bir tiyatro seyircisine dönüşüyor. %1 ihtimal bile olsa güzel bir ihtimal. Sinema konusunda da sinemanın farklı bir izleme yapısı olduğundan insanlar aksine sinemaya gitmekten ayrıca keyif alıyor diye düşünüyorum. Zaten sinema ve tiyatro izlemek bir sergiye gitmek bir konsere gitmek ayrıca farklı farklı bir kültür aslında. Kültürler de eyleyeni olduğu sürece her zaman kendini var eder diye düşünüyorum. Teşekkürler.

Türkan Derya’nın yönettiği Safiye Ayla Belgeselinde (2019) Safiye Ayla’yı canlandırmışsınız. Kurgu dışında gerçekte de yaşamış birine tekrar hayat vermek nasıl bir duyguydu sizin için?

Ezgi Çelik – Safiye Ayla ve daha birçok onun gibi yaşamış kadınlar… Hepsini oynamak istiyorum ve hepsine bayılıyorum. Hayatta o kadar tutkulu olmak şahane bir şey. Safiye Ayla çok duygulu, çok güçlü, çok anlam dolu yaşamış bir kadın. Ah ah çok isterdim öyle olmak çok.

Dönem filmi (Safiye Ayla – Muhteşem Yüzyıl I Kösem, vb)  ve modern kurgu hikayeleri karşılaştırdığımızda dönem filmlerinde rol alırken zorlandığınız konular oluyor mu:kostüm, dil farklılığı gibi…?

Ezgi Çelik – Olmuyor çünkü ben böyle şeyleri seviyorum. Profesyonel ekiplerle, ön hazırlığı bol süreçler oluyorsa bir oyuncu için şanslı bir durum.

Bir karakterle tanışma süreciniz, ona hazırlığınız ve proje bitiminde vedanız rolün iyi ya da kötü karakter olmasına göre değişim gösterir mi?

Uygar Özçelik – Karakterin iyi ya da kötü olması önemli değildir; nasıl yazıldığıdır önemli olan. Ne kadar bir oyun alanı var, ne kadar ikna edici, derinliği var mı, text içinde nasıl çalışıyor, nerelerde geziyor önemli olan bunlardır ve iyi yazılmış her karakteri oynamak, her teklif benim avucumu terletir, sevdiğiniz bir karakterden bir ekipten ayrılmak da çok zordur.

2018 yılında kadına şiddet konulu “Hoşdeng”i hem yazmış hem de oynamışsınız. “Hamiyet”de de yine toplumsal konuların içinde bir kurguya hayat veriyor. Toplumsal uyanış için sanatta bu kullanımlar ve konular çok değerli. Siz neler söylemek istersiniz?

Ezgi Çelik – Herkes hangi konuyu nasıl anlatmak istediğinde özgür olmalı bence. Toplumsal konularda kalacağız, mutlaka her sanat dalında bu şekilde, politik olunmalı gibi bir baskı bana doğru gelmiyor. Fakat yaşadığımız ülkede her yer her an politik bir sebebe dayalı yara dolu. Bundan kaçmak, uzak kalmak, duymamak imkânsız. O yüzden çok steril konular biraz tatsız tuzsuz kalıyor maalesef. Komedi de olur, dram da önemli olan içerik.

Beyza Cumbul

Beyza Cumbul, On Air Music Co.'da projelendirmeci, müzik ve yaşam yazarı, röportajcı.

1 Comment

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

E.T.A. Hoffmann
Önceki

Gotik Edebiyatın Usta Kalemi Hoffmann’dan, Matmazel De Scudéry

Hamiyet
Sonraki

“Hamiyet” Üzerine Peyk ile Söyleşi

Kaçırmayın!

"The Burg in Bruges", painted c. 1691–1700 by Jan Baptist van Meunincxhove

Brugge – Uğruna Savaşılan Köprüler

Brugge – Başlarken dinle: Pierre Felere & His Orchestra :
Ece Dağıstan, Jamal Aliyev

Ece Dağıstan ve Jamal Aliyev’in “Dünya Şarkıları” Zorlu PSM’de!

İngiltere Classic FM tarafından “30 yaş altı dünyanın önde gelen