Rahimden Mağaraya: İçeride Kalan Işık

Özge Kahraman
Özge Kahraman

Bu yazı, Sanatçı Özge Kahraman’ın Bir Yeraltı Akşamı: Kızıl Yankı adlı çalışmasına bakarken içimde beliren sezgilerden, düşüncelerden ve duygulardan doğdu. Tuval üzerine akrilik, noktalama tekniğiyle üretilmiş, 170×170 cm ölçülerindeki bu büyük yüzeyin (2025) karşısında durduğumda, bir resimden çok, içine girilen bir mekânın içinde kalmış gibi hissettim.

Bu resme baktığımda zihnimde ilk beliren imge bir kadın rahmi oluyor. İçinde bulunduğum hissi veren bu mekân, sanki benim bakışımdan önce de varmış gibi; çoktan oluşmuş, kendi girdapları, ışığı ve karanlığı, zemini ve iç ritmiyle tamamlanmış bir varoluş hâli sunuyor. Derinlik, bildiğim perspektif kurallarıyla değil; katman katman örülmüş yüzeyler aracılığıyla hissediliyor. Ölçülebilir olmaktan çok sezgisel.

Özge Kahraman, Bir Yeraltı Akşamı: Kızıl Yankı, Tuval üzerine akrilik, 170x170 cm, 2025
Özge Kahraman, Bir Yeraltı Akşamı: Kızıl Yankı, Tuval üzerine akrilik, 170×170 cm, 2025

Resmin merkezinde yer alan, kaya parçasını andıran yoğun kütle, bu rahme yerleşmiş ve başlamış bir hayat duygusu uyandırıyor bende. Henüz bir bedene dönüşmemiş ama bir kalp gibi varlığını hissettiren bir merkez. Bakışım bu noktaya çekiliyor; sonra çevresindeki akışkan, girift yüzeylerde dolaşmaya başlıyor. Merkezde toplanan bu ağırlık ile çevredeki hareket arasında, beni hem sabitleyen hem de dolaştıran bir gerilim var.

Kırmızı, burada tek bir renk olarak değil; bordo, kan kırmızısı, koyu ve açık tonların iç içe geçtiği katmanlı bir yapı olarak karşıma çıkıyor. Bu çoklu tonlar, bana yalnızca görsel bir yoğunluk değil; dolaşım, yaşam ve içsel hareket hissi de veriyor. Renk, resimde bir yüzey kaplaması değil; adeta mekânın kendisi.

Yüzeye yaklaştıkça noktasal, tekrarlı dokular beliriyor. Zerrelerin bu sayısız çokluğu, hücresel bir dünyayı çağrıştırıyor. Pürüzlü yapı, sarkıt ve dikit benzeri formlar, iç içe geçen girdaplar mekânın kapalılığını güçlendiriyor. Işık, dışarıdan gelen bir aydınlatma gibi değil; içeriden sızan, mekânın içinden doğan bir aydınlık hissi yaratıyor. Bu da beni dış dünyadan çok, içe doğru bir yolculuğa davet ediyor.

Bu mekânda izleyici olarak kendimi konumlandırdığım yer, merkezdeki o taş benzeri kütlenin bir insan kalbini anımsatmasıyla netleşiyor. Kalbimin atmaya başladığı, yaşamımın ilk kez his kazandığı yere dönmüş gibi hissediyorum. Koptuğum anne rahminde yeniden var olma duygusu bu. Bu his, bende karmaşık ama güçlü sezgiler uyandırıyor.

Özge Kahraman, Bir Yeraltı Akşamı: Kızıl Yankı, Tuval üzerine akrilik, 170x170 cm, 2025, DETAY
Özge Kahraman, Bir Yeraltı Akşamı: Kızıl Yankı, Tuval üzerine akrilik, 170×170 cm, 2025, DETAY

Anne rahmi imgesi, burada bilgiyle henüz temas etmemiş bir bilinç hâlini düşündürüyor. Bu noktada zihnim, kaçınılmaz olarak mağara alegorisine kayıyor. Ancak bu resim bana yalnızca mağaradan çıkışı değil; çıkıştan sonra mağarayla kurulan bağın kopamamasını da düşündürüyor. Dışarıdaki ışığı görmekle, o ışığı gerçekten hayatına alabilmek arasındaki mesafeyi…

Bilgiyle temas eden bir insanın, gördüğü hâlde geri dönmek istemesi; mağarasıyla ilişiğini kesememesi ihtimali beliriyor. Bunun bir kadın için anlamının çok daha ağır ve katmanlı olduğunu hissediyorum. Çünkü anne rahminden çıkış, yalnızca bireysel bir doğum değil; başka bir kalpten taşınan kırıklıkların, deneyimlerin ve aktarılmış bilgilerin de beraberinde getirilmesi anlamına geliyor.

Kendi iç dünyamda da defalarca bu kıyıya geldiğimi biliyorum. Mağaranın dışında gördüğüm güneşi, hayatıma gerçekten entegre edebilmek için verdiğim mücadeleleri hatırlıyorum. Bu nedenle resim, bana bir kadının kendi varoluşunu pasif bir doğumla değil; bilinçli bir eylemle yeniden alması fikrini düşündürüyor. Sanki insanın, özellikle kadının, kendi sezaryenini kendisinin yapması gibi.

Bu yüzden bu resim, benim için yalnızca bir iç mekân betimlemesi değil. Aidiyetle kopuş arasındaki o zor eşiği, bilginin ağırlığını, annelikle bireysellik arasındaki gerilimi yeniden düşünmeye çağıran bir alan. Belki de burada asıl mesele mağaradan çıkmak değil; çıkışın bedelini fark etmek ve o çıkışı bilinçli biçimde yeniden kurmak.

YAZAR

Aliye Selin Berberoğlu
Sanat Okur yazarı

Aliye Selin Berberoğlu

Aliye Selin Berberoğlu (1990, Kadıköy doğumlu); çağdaş sanat alanında küratöryel projeler geliştiren, sanat yazıları ve eleştirileri kaleme alan; aynı zamanda bir sanat galerisinde uzun süredir direktörlük görevini sürdüren disiplinlerarası bir sanat profesyonelidir. 20 yaşından itibaren görsel sanatlara yönelmiş;…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.