Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi Söyleşileri / Gizem Duman Şeşen

Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi için başlattığımız söyleşi dizisi; Kuzguncuk Sanat Merkezi Kurucusu, Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi Yürütücü Kurul Üyesi, tiyatro emekçisi Gizem Duman Şeşen ile devam ediyor.

Mart ayından bu yana, tiyatroların ve tiyatro emekçilerinin içinde bulunduğu zor dönemi yetkilerle görüşen ve çözüm önerileri sunan isimlerden biri olan Gizem Duman Şeşen, süreci ve bugün gelinen noktada merak ettiğim konulara dair sorularımı, SanatOkur okuyucuları için cevapladı.

Keyifli okumalar.

Gizem Duman Şeşen

Tiyatro emekçisi ve Tiyatromuz Yaşasın dayanışmasının etkin isimlerinden biri olarak; süreci nasıl yorumluyorsunuz?

İyi ki “Tiyatromuz Yaşasın” dedik ve bir araya geldik. Aylardır iletişim halinde yüzlerce tiyatro, binlerce tiyatro emekçisi. Onlarca toplantı yapıldı. Anlaştık/anlaşamadık ama hep birlikte durduk. Bu çok önemliydi. Birbirimizden güç aldık. Çok yorulduk, çok direndik. Bundan sonrasında ne yapacağımızı daha iyi biliyoruz. İlgili tüm kurumların tamamıyla görüştük. Görüşmeye devam ediyoruz. 7 maddemiz vardı yola çıkarken yanımızda. 7 maddemiz kabul olana kadar Tiyatro Yasası çıkana kadar devam edeceğiz. Örgütlü mücadelemiz bunca zaman bizi ayakta tuttu. Büyük kazanımlarımız olmadı. Ufak tefek düzenlemeler var şuan. Hepsini elde edene kadar birlikteyiz.

Mart’tan bu yana yaşananlara ve son gelişmelere dışarıdan baksak bile işimize yarar elle tutulur somut bir şey yok. Eksik kaldığınızı düşündüğünüz, yetkililere ulaştıramadığınız noktalar var mı?

Yetkililer dediklerimiz, meslek hayatlarında tiyatro hakkında ilk defa konuşur, birazda düşünür oldular. Bu nedenle yavaş ilerlediğimizi düşünüyorum. Başından anlatıyoruz inanın, Dionysos’a kadar. Bizi hiç tanımıyorlar. Onlar için kağıt üzerinde ki vergi mükellefleriyiz sadece. Anlaşamadığımız yerde burası. Tamam vergi mükellefi olarak görüyorsun madem, o zaman her mükellefin aldığı desteklerden alalım sahip olduğu haklara sahip olalım dediğimiz zaman “ama siz tiyatrosunuz” diyorlar. Tam bir çıkmaz. Destek adıyla yapılan bir proje oldu o da elbette ki karşılığını hemen aldıkları dijital arşiv. Ödemeleri henüz alamayan çok tiyatro var. Başvuramayan tiyatrolarda var. Borçlarımızı ödeyebilmek için talep ettiğimiz destekleri ancak borçsuz olursak alabiliyoruz. Böyle bir durum. Bence yetkililer ne yaptıklarını asla bilmiyorlar. Bilerek kimse böyle bir çıkmaza sokmaz hiçbir sektörü. Ancak kasıtlı yapılabilir bu. Kasıtları yoktur herhalde.

Geçtiğimiz ay, Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileriyle yürüttüğünüz diyalogları, yapılan önerileri, çağrıları ve vaatlerin bir kısmını kronolojik olarak sıralayan yazılı açıklamanızı basına ve kamuoyuna duyurdunuz. Sizleri anlamadıkları ve/veya önemsemedikleri ortada. Kitlesel olaylarda ön saflarda duran, seslerini çıkartmaktan korkmayan, hak ve emeğe her seferinde dikkat çeken sanatçıları yıpratmaya çalışıyor olabilirler mi?

Sanatçıları yıpratmak gibi bir niyetleri varsa yıpranmayı çoktan geçtik. Hafif hasarla atlatabilseydik bu dönemi hepimiz için toparlanması kolay olabilirdi. Geri dönülmez bir hal almak üzereyiz. 7 ay oldu. Sahnelerin kiralarını, işsiz kalan ve hiçbir fondan destekten yararlanamayan tiyatro emekçilerini, tüm sanat emekçilerini düşünmeleri gerekirken hala kağıt üzerinde adımızın yanına ne yazılsın konuşuluyor. İzlemiyorlar, dinlemiyorlar, okumuyorlar ve yönetici idareci oluyorlar.

Tiyatrocuların ütopik bir dünya yarattıklarını düşünmemek gerektiği gibi var olan bir mesleğin diğerleri gibi üretmeye devam etmesi ve emekçilerinin evlerine ekmek götürebilmeleri tüm gaye. Bugününe baktığımızda turizm için kapılarını açanlar, yatırımlarını geniş ve büyük ölçekli iş piyasasına göre yapanlar sanatçılarına daha az maliyetle de destek olabilirlerdi. Bu dönemi sanata karşı Turizm demek doğru olur mu? Nasıl yorumlarsınız?

Bakanımızın profesyonel bir turizmci olması elbette kendi sektörünü hızlıca toparlayabilmesine sebep oldu. Bu tuhaf değil. Belki kültürle turizmin ayrılmasının neden gerektiğini herkes görmüştür. Tiyatroyu bilmiyorlar. Tiyatrocuları tanımıyorlar. Sektör olarak görmüyorlar. Kültür sanat politikamız yok derken ciddiyiz. Bugüne kadar yapılmamış. Zaten bu ülkenin en güçlü damarları her zaman koparılmış. Ya bilmediklerinden ya korktuklarından. Sanat bilmem kaçıncı planlarında bile değil.

Tiyatro emekçileri yıllardır aynı ve benzer sorunlarla savaş halindeler. Fakat dünya olarak bugün içinde bulunduğumuz salgın sebebiyle işler daha da derinleşti. Sonuçta bugün yine vaatlere uyulmaması, yeri gelince muhatap bile bulunamaması üstüne üstlük zamanın hızlı ve emekçilerden bir şeyleri alarak geçiyor olması; sizleri üretmeye ve dayanışmayla savaşmaya daha da kamçılıyor. Dayanışmanın içindeki meslektaşlarınızla bir araya geldiğinizde ne gibi diyaloglar yaşanıyor?

Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi, bulunduğumuz şehirde ki meslektaşlarımızla ya da okul arkadaşlarımızla, hocalarımızla olan diyaloğun ulusala yayılmasına sebep oldu. Bundan çok mutluyum. Yaklaşık 3 ayını günde 10 saat ortalamayla telefonda geçirmiş biri olarak söyleyebilirim ki dertler aynı ölçekleri farklı. Şehirden şehire ekonomik boyutlar değişse de yerel yönetimlerin ilgisizliği, mekanların sorunları, ekiplerin sıkıntıları aynı. Temel haklarımızın tamamı gasp edilmiş durumda. Çünkü ülkenin neresinde olursak olalım yok sayılıyoruz. Eğlence sektörü olarak görülüyoruz. İlk yasaklanan bizleriz. Bizler ve müzisyenler. Binlerce insanın nasıl hayatta kaldığını düşünmüyorlar.

Perde açacak özel tiyatrolar var. Fakat Mart’tan bu yana biriken borçlar ve giderlerin yeni sezonla artmasıyla gelir-gider dengesizliğinin tavan yapacağı günler hızla yaklaşıyor. Sezona dair öngörüler nelerdir? Geçen sezonla kıyaslarsanız; sezonda perde açamayacak kaç tane özel tiyatro var?

Pandemi olmasaydı da sert bir sezon bizi bekliyordu. Yıllardır bilet fiyatlarımız aynı. Ama giderlerimiz her gün zamlanıyordu. Mart bizler için sezonun orta yeri. Hepimiz herkes gibi evlere kapandık. Gerçi pandeminin biraz öncesinde oyunlarımız başka sebeplerle iptal oluyordu. Üzerine pandemi geldi. Perde açamayacak tiyatro sayısını yüzde üzerinden verebilirim. Açanlarda zaten borç batağının içinde açıyorlar. Ekonomik sorunların üzerine birde devletin alması gereken sorumlulukların maliyetleri de eklendi. Herkes borç üzerine borç yapıyor ve sezonun nasıl geçeceği de belli değil. Özel tiyatrolara ait sahnelerin çoğu kiralık. Yerel yönetimlerin ya da bakanlığımızın hiç umurunda değil bu borçlar. Çok fazla önerimiz oldu çözüm için. Sadece isteyip ve şikayet etmiyoruz. Çözüm önerileri için her gün çalışıyoruz raporlar sunuyoruz. Artık bazılarını seçip harekete geçmeleri gerekiyor. İkinci bir krizde neredeyse hiçbir sahne açılamayacak.

Gelişmeleri dışarıdan takip edenler için tiyatro emekçilerinin içinde bulunduğu buhranlı durumu nasıl ifade edersiniz?

Aylar geçti, kimse taşın altına elini koymadı. Çoğu meslektaşımız hayatta kalabilmek için farklı alanlarda çalışmaya başladı. Bunun kısa süreli olmasını umuyorum.

Bundan sonraki adımlarınız neler olacak, savaşmaya alışık olan sanat emekçileri olarak B planınız nedir?

B,C,D,E,F…. Ne yazık ki planımız çok. Bu ülkede sadece sanatını, mesleğini yaparak hayatta kalınmıyor. Düzensiz düzen değişene dek mücadeleye devam elbette.

Sanatseverlere düşen görevler nedir? Destek olmak isteyenler nasıl bir yol izleyebilir?

Kaldığımız yerden devam edelim. Biz tedbirlerimizi aldık. Seyahat edebileni, işe gidebilen, davetlere katılabilen herkesi sahnelerimize bekliyoruz. Hepimiz üzerimize düşeni yapalım ki Tiyatromuz Yaşasın.

Kuzguncuk Sanat

web: tiyatromuzyasasin.com
instagram: kuzguncuksanat

SanatOkur olarak Türk tiyatro sanatımızı ve özel tiyatrolarımızı destekliyoruz.

Tiyatromuz Yaşasın diye…

1988, İstanbul doğumlu. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir