Uzaya sergi fikrim çok uzak değil! // Nil Has


– “Uzaya sergi fikrim çok uzak değil!” dedi Nil,
– “Dünya zaten uzay boşluğundaki en gelişmiş uzay gemisi değil mi ?” dedi Cihan.

NİL HAS

Dijital çağda sanat üzerine yazılan yazılar, açılan sergiler, yapılan tartışmalar devam ede dursun, bugün okuyacağınız yazıda size, beni son zamanlarda etkileyen, yeni bir sergi ve etkinlik platformu olan Metaspace’in ilk sergisi Simulakra’dan bahsedeceğim.

DECOL Yeni Medya Stüdyosu tarafından geliştirilen Metaspace platformu, 2 Temmuz günü SİMULAKRA-Ağ’da Sanat Buluşması’nı metaspace.decol.tv/ sayfasında açmış oldu. Teknolojinin pandemiyle birlikte görsel sanatlara hızla entegre olması ve açılan yeni çevrimiçi sergilerin ileride yaratabilecekleri olumlu-olumsuz sonuçlarını düşünürken, bu sergi bir kez daha sergileme olayını iki elden değerlendirmem gerektiğini hatırlattı.

Metaspace’i köşeme taşıma sebebim teknolojinin görsel sanatlara her geçen saat hızla entegre olduğu ve yer yer aklımın sınırlarını zorlamasıdır.

Öncelikle Metaspace’in ilk açılış sergisi olan Simulakra’yı gezmek için kolay bir sisteme giriş prosedürünü uygulayarak -isim, e-mail ve avatar seçimi-; 7 farklı ülke ve 16 farklı sanatçının yerleştirme ve performans işlerini görebilir, oluşturduğunuz avatarlar ile sizin gibi online gezen diğer ziyaretçilerle konuşabilirsiniz.

Platform üç odadan oluşuyor. İkinci oda olan “Exhibiton Room” kapısına gidip ilerlediğinizde, teras alanına geliyorsunuz ve oradan kürasyonunu Nebi Cihan Çankaya’nın gerçekleştirdiği Simulakra sergisini gezmeye başlıyorsunuz.

Simulakra Sergi

Hemen içeriye daldım. Beni ilk karşılayan Balkan Karışman’ın “Through the slit” adlı 4 buçuk dk.lık video çalışması oldu. Çalışma yabancı olmadığımız bir şeyleri hatırlatır haldeydi. Aynı duvarın arkasında sanatçının Kentsel Dönüşümün sebep olduğu problemleri merkeze aldığı “Displacement” eseri yer alıyor.

Göreceğiniz bütün işler hareketli, akışkan ve seslere sahip. İçeride, Aujik adlı sanatçının 1 buçuk dk.lık “9 States of Ambivalence” adlı video çalışması dikkatimi çekenlerden.

Yine Candaş Şişman’ın “Dimensions” adlı çalışması izleyenleri, ses ve renk frekanslarından oluşan 7 sanal sergi içine alıyor. Sesin desteklediği bu çalışmada, frekansların duyusal durumumuzu manipüle etmesiyle zaman-mekan algımızı kaybettirmesi, boyutlar arası geçiş yaptırması en dikkatimi çeken işlerden oldu. -Sanki tam da ihtiyacım olan şey gibiydi-

Dışarıda ise Gizem Renklidağ’ın canvas üzerine işlediği, akışkanlığı ve durağanlığı dalga formu üzerinden sorguladığı “Into the waters” çalışmasını gezerken birden Pınar Akkurt’un sanal heykeli olan “Matruşka” dikkatimi çekti. Sanatçının ilk sanal heykel çalışması olan Matruşka, 10 daireden oluşan dev bir dinamik küre. Durup dinlediğim ve bir şeylerle yakınlaştırdığım bu çalışma bana uzayda bir sergi açılmış ve gezmiş olsaydım orada gördüğüm veya orada olması gereken işlerden biri olmalı diye düşündürttü.

Mekana girişte denizden terasa getirildiğinizi ilk başta anlayamasanız da oradan çıkmak istediğinizde deniz seviyesine inmeniz gerekiyor. Bu bana ilginç geldi. Bir de denizin ortasına yerleştirilen metal heykel çalışması etkileyici bir noktada karşınıza çıkıyor.

*Klavye ve mouse kullanan herkesin kolayca gezebileceği bir sergi. Hoparlörünüzü açmayın unutmayın!

Anlattığım, anlatmadığım ve sizlerin görmediği tüm işlerin çoğunda geçmiş ve gelecekle ilgili uyandırdığı duygular fark gösterecektir. Teknoloji, bizleri görsel sanatlarda koltuklarımıza çivilemeye devam edecek hatta pek çoğumuz için şaşırtıcı olarak kalmaya da devam edecek.

Metaspace

Yazım kapsamında, Simulakra’nın kürasyonunu yapan Nebi Cihan Çankaya’ya aklımdaki birkaç soruyu ilettim:

-Metaspace içinde izleyenleri neler bekliyor? Böylesi bir mekan fikri nasıl gelişti?

Metaspace platformu, DECOL’ün sanatçı ortakları Hakan Gündüz ve Ahmet S. Kaplan’ın aykırı ve yaratıcı düşünme biçiminin, eşsiz teknik kapasitelerinin eşsiz bir sonucu. Pandemi sürecinde özlediğimiz bir arada olma, buluşma, spontane tanışıklık ve iletişim kurma ihtiyaçlarını online ortamda gerçekleştirmek için, fazla abartıldığını düşündüğümüz Zoom benzeri iletişim teknolojilerinin soğuk, sıradan ve aslında iletişim bariyeri yaratan arayüzlerine karşı DECOL’ün estetik ve işlevsel bir cevabı olarak düşünebiliriz.

-Simulakra ismini nereden alıyor?

Nebi Cihan Çankaya

Simulakra, Platon’un bahsettiği iki tip kopyadan ikincisidir. Birincisi orjinaline sadık olan ve ikincisi ise Simulakranın felsefe bağlamında karşılığı olan bilerek çaptırılmış kopya manasındadır. Jean Baudrillard’ın medya kuramının temelini oluşturan “Simulasyon ve Simulakr” kitabının ismidir. 20. yy Fransız düşünürü ve PKD hayranı Jean Baudrillard’a göre ise kopya gerçeklik dörde ayrılır. Gerçeğin basit yansıması, gerçeğin saptırılmış hali, gerçeklik iddiası ve simulakrum. Simulakrum’un gerçeklikle hiçbir ilişkisi yoktur. Simulakra ise simulakrumun çoğuludur. Orjinali olmayan bir kopyanın kopyasıdır. Dick’in romanında ise, karakterler bir simulakraya bağlı yaşadıklarının az çok farkında olsalar da bu durumdan çıkış yolunu tam olarak keşfedebilmiş değiller. Belki de bu tatlı rüyadan uyanmak istemezler. Popüler kültürde ise karşılığını Matrix ve Ghost in The Shell gibi kült bilim kurgu filmlerinde bulduğunu söylemek yanlış olmaz.

Simulakra’yı aslında Metaspace’in lansman etkinliği olarak kullanmak bizim için fazlasıyla ironik bir durum oluşturdu. Çünkü Metaspace, tamda günümüzün simulakra cenneti olabilme kapasitesi taşıyan, medya ve iletişimde devrim yaratmayı hedefleyen ancak nispeten pek çok kişinin teknolojinin gidebileceği yer açısından çekindiği bir platform. Böyle bir platformun açılış etkinliğini ise bu platformun geleceğini öngörmüş Baudliard’ın aslında olumsuz bir kavram olarak açıkladığı Simulakr üzerinden değerlendirmek bence bu ironiyi yaratan unsur.

-Mekanda boyutlar arası geçişleri gördüğümüz ve gezenleri hem ses hem akışkanlığı bol olan işlerin olduğu bir sergi karşılıyor. Böylesi bir yaratımda ve sergilemede denizin ortasına yerleştirdiğiniz metal heykel çalışmasının amacı belki de en merak ettiğim şeylerden biri oldu.Yeni dünya yeni medya denildiğinde ortaya çıkacak sergide de böylesi; insanları başka evrenlere taşıma hissi verecek işler görülmeli mi?

Bahsettiğiniz denizin ortasındaki heykel çalışması aslında Balkan Karışman ve Ahmet Said Kaplan’ın kadrajımıza koymak istediği bir enstantane. Bir eser olarak üretilmiş bir çalışma değil. Hatta sergi ortamında, deniz ortasında bir sergi alanının terasında görünen, aslında yükselen deniz sularının altında kalmış post apokaliptik, ne olduğunu aslında tam da anlamadığımız bir yapı olarak duruyor.

Bence zaten bu yeni sanat biçiminin gösterim alanı olarak ekran gibi belirli fiziksel limitlere uyulması gereken medyumlar aslında dijital sanatçının düşünüş biçimi ile takipçisine sunmak zorunda kaldığı çıktı arasında bir uçuruma neden olabiliyor. Bu uçurum çok kere medyumun teknik kapasiteleri, bütçe veya dijitalin sınırsız evreni ve analoğun pek sınırlı imkanları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanıyor.

Metaspace gibi bir platform ise aslında sanatçıya gerçek hayatta yaşatılamayacak deneyimler yaşatılmasını sağlıyor. Örneğin Ahmet S. Kaplan, Pınar Akkurt, Luigi Honorat ve Barbara Klein’in dinamik heykelleri bunlara birer örnek. Veya Candaş Şişman’ın ve Süleyman Yılmaz’ın mekansal yerleştirmeleri bunlara güzel birer örnek. Ayrıca Gizem Renklidağ’ın denizin üstünde konumlanmış akrilik eseri de gerçekte yapılması mümkün olmayan resim yerleştirmesi.

Bu durum aslında tam anlamıyla sanatçının zihninin içinde olan biteni, sanki deneyimin içindeymişiz gibi yaşamamızı sağlıyor.

Bence, özellikle pandemi sürecinde çokça karşılaştırdığımız online sergilerin en büyük sorunu, gerçeğin bir kopyasını online ortama koyarak aslında eserlerin değersizleşmesine sebep olmaları. Simulakra gibi örneklerde ise zaten gerçekte var olamayacak bir mekanın içinde, gerçekleştirmesi güç kavramları deneyime açabiliyoruz. Bu durum ayrıca dijital sanatçının izleyicisine zihnini açabilmesinin olanaklarını farklı bir düzleme çekiyor.

Küçük bir hatırlatma olarak, “yeni medya” aslında kullanımı tehlikeli bir tanım. Benim de mentor olarak çokça danıştığım Doç. Dr. Ebru Yetişkin’e göre ise zaten artık kullanılmaması gereken bir tanım. Bunun sebebini ayrıca Ebru’nun yazılarında okumak benim anlatmamdan daha kıymetli olacaktır.

-Yeni medya sanatının pandemi süreciyle birlikte geldiği nokta ve gelecekte olabilecek işler hakkında öngörüleriniz nedir? İnsanlar dijital sergilere daha mı çok yönelecekler?

Dijital sergilerle fiziksel sergiler arasında bir tercihe sebep olacağını düşünmüyorum. Ancak Simulakra gibi sergilerin yaptığı şey dijital sergi dediğimiz olguya bakış açısını değiştirmesi. Aldığımız en güzel tepkiler ise aslında ziyaretçilerin sergiyi gezerken sanki gerçek bir mekanda arkadaşlarıyla sergiye gitmişler, sergi gezisi sırasında yeni insanlarla tanışmışlar ve farklı sohbet öbekleri halinde sanat muhabbetlerine, hatta dedikoduya, başlamışlar gibi bir gerçeklik yaşadıklarını dile getirmeleri oldu. Sergi sonrasında sanal canlı elektronik müzik performanslarında avatarları aracılığıyla ayrıca dans etmeleri ise raverları için harika bir deneyim oldu.

Bu durum bence yeni dijital sergilerin bir ara çözüm olarak sunulması değil, kendine has bir sergileme biçimi olarak literatürde yer alabilmesini sağlayacak ve insanlar sergiye gider gibi veya multiplayer bir oyun oynar gibi bilgisayarlarının başına geçip, telefon etmek veya zoom yapmak yerine bu tip sergilerde bir araya gelebilecekler.

-Metaspace platformunda, Simulakra sonrası ne tür üretimlere yer vereceksiniz? Şimdiden karar verilmiş işler var mı?

Konserler, Metaspace’in imkanlarına özel hazırlanmış performanslar ve yeni sergiler olacak. Ancak Metaspace’in varoluş amacı sadece sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmak değil, aynı zamanda tüm etkinlik sektörünün sanal dünyada fiziksel etkinliklerinde sahip olabilecekleri özelliklerin ve buluşma hissinin sağlanabilmesi. Bu amaçla, fuar, kongre, ürün lansmanı gibi etkinliklerde gerçekleştirilecek.

Ancak Simulakra’nın sonrasında salt bir sergi olarak değil bir sanal galeri mekanı olarak isimlenmesini ve Metaspace’in sanat mekanı olmasını istiyorum. Henüz bu fikrimi platformun yaratıcıları Ahmet ve Hakan bilmiyor. Belki bu yazı onlara bu talebimi iletmek için bir aracı olur.

Yazıma vesile olmalarından ve zamanını okuyucularımız için ayıran Simulakra kürasyonu Nebi Cihan Çankaya’ya ve iş birliği için sevgili Zeynep Bolat’a çok teşekkür ederim.

1988, İstanbul doğumlu. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir