Geçmişin varlığı ne fiziğin ne de fiziksel nesnelerin barındırabileceği bir şeye ihtiyaç duyar. Bir hatıra olmadığı bir şey hakkındadır; artık olmadığı bir şeydir. Bu nedenle geçmişin varlığı, Platon’un öne sürdüğü gibi soluk izlenimler topluluğudur diyebiliriz. Hafıza ve hatıra iç içe geçen iki kavramken hayal onlara bazen hatırlama eylemini hayal ederek bazen de yeni hatıralar biriktirme umuduna dair bellek oluşturmak için eşlik eder. Bana kalırsa bunların tamamı mutlu olma hali ya da huzurlu hissetme haliyle ilintili. Ne kadar yer değiştirirsek değiştirelim bazı anlar bizimle birlikte seyahat ediliyor. Bu bazen bir eşya, bir duygu, bir şarkı olarak kendini gösterebilir.
Sanatçılar eserlerine yalnızca estetik bir nesne olarak değil, aynı zamanda kişisel belleklerinin uzantısı ve taşıyıcısı olarak bakarlar. Leonardo Da Vinci günümüzün en meşhur eserlerinden biri olan “Mona Lisa” isimli eserini ürettiği süre boyunca on altı yıl yanında taşımıştır. Mona Lisa tüm seyahatlerinde çizim çantasında kendisine eşlik etmiştir. Sanat eleştirmenleri ve araştırmacılar bunun nedeni olarak farklı teoriler geliştirmişlerdir. Yıllardır tartışılan Mona Lisa tartışmasına bir kez daha girmek istemediğim için bu teorileri bir kenara bırakıyorum. Zaten hiçbirine de tamamıyla inanmıyorum. Da Vinci, Mona Lisa’ya tutkuyla bağlıydı. Giderken onu arkasında atölyesinde öylece bırakması zaten mümkün değildi. Da Vinci’nin cebindeki hayali Mona Lisa’ydı!

Frida Kahlo’da kendi kimliğinin ve varoluş mücadelesinin görsel temsilleri olarak değerlendirdiği bazı otoportrelerini genelde evinden çıkarmak istemezdi. Hatta bazılarını yolculuklarında yanına taşıdığı bilinir. Otoportrelerini bir nevi kişisel eşya belki yoldaş olarak görüyordu.
Sanatçı için eser, yalnızca üretilmiş bir nesne değil, sanatçının belleğinin, hayal gücünün ve iç dünyasının bir taşıyıcısıdır. Da Vinci’nin Mona Lisa’yı yanında taşıması da, Kahlo’nun otoportrelerine sıkı sıkıya bağlı kalması da aynı durumuna işaret eder. Hatıraları, duyguları ve kimliği yalnız bırakmama arzusudur. Belki de hepimizin günlük hayatında yanımızda taşıdığımız küçük eşyalar, bir fotoğraf, bir defter, bir mektup, ya da çoktan eskimiş bir şarkı, zihnimizde yer etmiş küçük bir an aynı işlevi görür. Onlar geçmişi bugüne, hayali gerçeğe bağlayan köprülerdir.

Gökçe Oruç‘un Van Gogh’un Gauguin’i, Gauguin’in Van Gogh’u! Başlıklı yazısını okumak için tıklayın.
Sanat tarihinde eseri yanında taşıma ya da eser ile sürekli bir fiziksel/ruhsal temas kurma alışkanlığı başka örneklerde de gözlemleyebiliriz. Vincent van Gogh, kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplarda, kimi zaman yaptığı resimleri yanına alarak seyahat ettiğini ve onlara duygusal anlamlar yüklediğini belirtir. Edvard Munch da ünlü eseri Çığlık’ın farklı versiyonlarını uzun süre atölyesinde tutmuş, her biriyle kişisel bir bağ kurmuştur. Gustav Klimt’in altın yaldızlı eserlerini defalarca yeniden üretmesi de yalnızca estetik bir tercihten ziyade, kendi sanatsal hafızasını inşa etme çabasının yansıması olarak yorumlanabilir.
Bu tür örnekler, sanatçının eserle olan ilişkisinin salt üretim ve sergileme sürecinden ibaret olmadığını ortaya koyar. Sanatçı için eser, çoğu zaman geçmişin, belleğin, kişisel tarihin ve duyguların somutlaşmış formudur. Nasıl ki bireyler gündelik yaşamlarında fotoğraflar, mektuplar ya da küçük nesneler aracılığıyla hatıralarını canlı tutuyorsa, sanatçılar da eserlerini benzer bir işlevle yanlarında taşımış, korumuş ya da yeniden üretmiştir. Aby Warburg’un imgelerin “hafıza taşıyıcılığı”na dair görüşleri, Halbwachs’ın bellek-toplum ilişkisine dair kuramı ve Nora’nın hafıza mekânı yaklaşımı birlikte okunduğunda şu ortaya çıkıyor; sanat eseri, geçmişin yalnızca estetik bir izi değil, aynı zamanda bireysel ve kolektif belleğin sürekliliğini sağlayan kültürel bir araçtır.
Bir sanat eseriyle bağ kuruyor gibi bir kokuyla, şiirler ya da çocukluktan gelen tanıdık bir tatla bağ kurmamızın nedeni de aslında tam olarak yaşama pratiğini sürdürülebilir kılmaktır. Çocukluğumdan kalan en güzel hatıra bir fesleğen kokusu benim için Da Vinci’nin Mona Lisa’sı ile yarışır!




